Paylaşmak güzeldir..

Bunca şey ne anlama geliyor? Niçin buradayız? Bu sorular filozofların antik Yunan’dan bu yana cebelleştiği sorulardır. Bu cebelleşmenin yakın bir örneği de iki hafta önce Brooklyn Halk Kütüphanesi’nin ana bölümünde gerçekleşti. New School’da profesör olan Simon Critchley, Tilt Kid Festival’in bir bölümü için, genç düşünürlerle bir seminer gerçekleştirmek üzere doktora öğrencilerinin birkaçını getirdi. 

İlk oturum, 6 ile 8 yaş arası çocuklarla gerçekleştirildi. Oturumu, ilgi alanlarından biri antik felsefe tarihi olan doktora öğrencisi Joseph Lemelin yürüttü. Lemelin çocuklarla “değişim” düşüncesini tartıştı. Başlangıç olarak, arkadaşça bir edayla “felsefe nedir?” diye sordu.

“Annemi istiyorum” diye hıçkırarak ağladı biri. Bir başka çocuk ise tişörtünü kaldırdı ve isim kartını beline yapıştırdı.

Lemelin gözü pek bir şekilde devam etti. “Bazen benim gibi yaşınız ilerler ve soru sormayı unutursunuz,” dedi.

“Neden?” diye sordu bir çocuk.

“Bilmem!” dedi Lemelin. Bir paket sakız çıkardı. “Sizinle yapmak istediğim bir çalışma var.”

“Şınav gibi mi?” diye merakla sordu bir başkası.

“O türden bir çalışma değil” dedi Lemelin. “Sakızla ilgili bir sorunu olan var mı?” diye sordu.

Aslında hiçbiri sakızdan memnun değildi.

“Sakızı elime almamın bir sakıncası var mı?” dedi Lemelin. Bir parça sakızı aldı ve “dikdörtgen bir şekli var, yeşil bir renge sahip” gibi yönergelerle çocuklardan sakızı tasvir etmelerini istedi.

“Eğer sen bir kaplumbağa olsaydın, onu yeşil olarak görmezdin, başka bir renkte görürdün,” dedi bir çocuk.

Lemelin çiğnenmiş sakızı havaya kaldırdı. “Şimdi, bu sakız bir önceki sakızla aynı mı?” diye sordu.

“Üzerinde mikroplar var,” diyerek gözlemini aktardı biri. Lemelin tartışmayı, düşünsel bir boyuta taşımaya girişti. “Sizce, ben, sizin yaşınızdaki ben ile aynı mıyım?”

“Felsefe, ya da adı her neyse, onu yapmıyordun küçükken,” dedi bir çocuk.

“Küçükken, mantar sevmezdin, ama şimdi seviyorsun,” diye düşüncesini dile getirdi bir başkası.

“Mantar sevmek mi beni olduğum kişi yapıyor?” diye sordu Lemelin. “Beni ben yapan nedir?”

“Sözlüğe bak,” diye cevap geldi.

Sonraki oturum, 8 ile 10 yaş arasındaki çocuklarla gerçekleştirildi. Kıyaslandıklarında, daha felsefi düşünüyorlardı. Bu, felsefe terimine getirdikleri tanımdan da aşikardı: “Düşüncelerin incelenmesi gibi bir şey.”

“Her şeyin incelenmesidir, örneğin, evrenin nasıl yaratıldığının,” diye söze katıldı bir başkası. “Birbiri içinde parçalanan iki dev top yığınına dair hikayeyi biliyorum. Fakat o iki dev top yığını nereden geldi?”

“Üçüncü sınıftan beri şunu soruyorum; hepimiz nereden geldik?” diye atıldı bir diğeri.

Lemelin cesaretini toplamıştı. “Yaşamlarımızla ne yapmamız bekleniyor?” diye sordu. “Buradayız ve sonra öleceğiz, bu mudur?”

“Peki ya gerçekten burada değilsek? Ya bir başkasının rüyasının içindeysek?” diye sordu üçüncü sınıftan beri filozof olan.

Lemelin sakızı çıkardı, herkese verdi ve tanımlarını sordu.

“Bu bir objeyse ve sakızsa n’olmuş? Fakat öyle değil, çünkü bunlar sadece şeyler için kullandığımız sözcüklerdir,” diye fikrini öne sürdü ilk konuşan çocuk.

Lemelin memnun olmuştu. Sakızı ağzından çıkardı. “Şimdi de bu A.B.C. sakızı,” dedi bir başkası. Çoktan çiğnenmiş bir sakızdı.

“Öyleyse, ben, sizin yaşınızdaki ben ile aynı kişi miyim?” diye sordu Lemelin. Ruh üzerine bir tartışma vardı. “Arkanızda bir yerlerde kilitli,” dedi bir çocuk. Bu esnada da elini artkafa kemiğine doğru götürmekteydi.

“O halde, ruhumun kafamın arkasında olduğunu mu söylüyorsun?” diye sordu Lemelin.

“Kafamı kaşıyordum,” diye cevap verdi çocuk.

Son oturum, 10 ile 12 yaş arası çocuklarla gerçekleştirildi. Lemelin şöyle başladı söze; “Felsefe yaptığımızda, günlük hayatta gördüğümüz şeyleri ele alırız ve onlara yeni bir şekilde bakmayı deneriz.”

Blog yazdığını söyleyen bir çocuk “Örneğin; Siri neden bu kadar muhteşem?” dedi.

Lemelin sakız vererek gönlünü almaya çalışırken bir yandan da şöyle dedi; “Ya da Siri bir insan mı, kendi düşünceleri var mı?”. Blogger çocuk “diş tellerimden dolayı çiğnememem lazım,” dedi, fakat yine de biraz çiğnedi.

Sakız için, “yumuşak, plastik,” diye gözlemini paylaştı uzun bir çocuk.

“Öyleyse sizden duyduğum şey şu; sakız olmak, değişebilir olmaktır,” dedi Lemelin. Herkesten, çiğnemiş oldukları sakızlarına bakmalarını istedi. Birisi itiraz etti ve kollarını göğsünde bağladı. Lemelin, sakızın önceki haliyle aynı olup olmadığını sordu.

“Sakız önceki haliyle aynı maddeden yapılmış ve sen de aynı DNA’dan yapıldın,” dedi birisi.

“Ruh nedir?” diye sordu uzun çocuk.

“Bu çok büyük bir soru,” diye yanıtladı Lemelin.

Oturumun sonlarına doğru “Bir sorum daha var” dedi bir çocuk. “Bir parça daha sakız alabilir miyim?”


Yazar: Rebecca Mead

Çeviren: Müleyke Barutçu
Kaynak: The New Yorker 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Fatih Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden lisansını ve Sosyoloji’den çiftanadalını tamamladı. “Sosyal mesafe”, “göç”, “toplumsal cinsiyet” konuları üzerine projeler ve çalışmalarda yer aldı. Çeşitli dergi ve online platformlarda yazarlık, çevirmenlik, editörlük deneyimleri edindi. Postmodern yazın, absürd drama, kültürel çalışmalar ve gündelik sosyoloji okumayı sever, playlist’inden “dünyadan sesler” hiç eksik olmaz.

Comments are closed.