Paylaşmak güzeldir..

Kalbinizi ve ruhunuzu sadece üç kişinin okuduğu bir projeye vererek iki yıl geçirdiniz mi hiç? Akademik felsefede bir tez yazmak bunun gibidir. Filozoflar kimsenin okumadığı dergilerde yayınlanan şeyleri yazmak için çok fazla zaman harcıyorlar; çünkü -paralı siteler olduklarından ve sadece akademik kurumlardaki büyük kütüphanelerin ödeyebileceği meblağlara üye olunabildiğinden- hiç kimse okumasa bile bir iş bulabilmak için bu dergilerde çok fazla makale yayınlamalısınız.

Akademik felsefe, insan varlığının pragmatik gerçeklerinden tamamen soyutlanmış şeyler hakkında konuşmak için çok zaman harcayan insanlarla doludur. Meta-etik hakkında uzunca bir konuşmayı dinlerken felsefe bölümünün kapılarının dışında Black Lives Matter aktivistlerinin bir protesto yürüyüşü yaptıklarını, “uygulamalı etik”in gerçekleri ve meta-etiğin anlaşılmazlığı arasındaki katı tezatın beni derinden rahatsız ettiğini asla unutmayacağım. Gerçek hayata dair daha çevik ve daha faydacı bir yaklaşım gerektiren bir sürü sorun varken soyutlamanın coşkunluğunu nasıl savunabilirim?

Herkes boğazıma yapışmadan önce söylemeliyim ki felsefenin ve hatta akademik felsefenin dünyaya soylu bir hizmette bulunduğunu düşünüyorum. Gençlere eleştirel düşünme ve çevrelerindeki dünyayı dikkatli ve makul bir şekilde analiz etme yeteneği kazandırmak harika bir şeydir. Fakat mantık ve eleştirel düşünmeyi öğreten felsefe profesörleri ile akademik filozofların araştırmalarında yaptıkları karmaşık tartışmalar ve teknik ayrıntılandırma arasında büyük bir fark var. Ağır jargon ve teknik detaylar, modern felsefenin büyük kısmını teknik ustalık labirentinde yürüyemeyecek kadar yoğun, sabrı ve zamanı olmayan normal bireyler için de okunması zor hale getiriyor.

Akademik felsefe, öncelikle bir sürekli reddedilme ve eleştiri deneyimidir. Herkese, bir diğerinin savına nasıl vahşice saldırılacağı öğretilir. Hiç söylediğiniz her şeye karşı çıkan biriyle oldunuz mu? Felsefe konferansları da az çok bunun gibidir. Her zaman. Sözlü tartışmada birbirlerine üstün gelmeye çalışan insanların hiç bitmeyen gösterisidir.

Sürekli reddedilme ile birlikte, yayınla ya da kaybol zihniyeti de gelir. Eğer çalışmanızı iyi bir dergide yayınlatamazsanız iyi bir iş kapma şansınız az ya da hiçtir. Sıklıkla pozisyonların, aynı doktora derecesine, aynı özelliklere ve benzer yayınlara sahip yüzlerce aday tarafından doldurulduğunu görürsünüz. Tüm bunların dışında kalmak ise imkansızdır. Genellikle iş, bir üst programdan gelmek veya sadece etkili bir danışmana sahip olmak gibi gayriresmî faktörlerde yatar. Okulumuz doktora programlarında yaklaşık 25-30. sırada yer alırken, okuldan mezun olan birçok kişi iş piyasasında mücadele veriyordu. Üstelik, “mücadele vermek” yüzlerce iş başvurusunda bulunduktan sonra reddedilmenin ya da tek bir mülakata dahi çağrılmamanın ızdırabını ve acısını anlatmak için oldukça kibar bir deyim.

Fakat birçok genç doktora öğrencisi, yarı zamanlı veya kadrolu sistemin kabus vari anlamsızlığının farkına varmak yerine, başarısızlıkla okulu bırakmaya eş değer bir akademik güvensizliğe kapılıyorlar. Böylece yıllarca ve yıllarca doktora ve yarı zamanlı işler arasında gidip gelmeyi içeren kadrolu pozisyon arasındaki o cehennemde deliler gibi çalışmaya devam ediyorlar. Her zaman bir pozisyondan diğerine ilerliyorlar, asla sabit kalmıyorlar, asla güvende değiller, asla para kazanmıyorlar ve her daim iş piyasasındalar, daima reddedilme ile karşılaşıyorlar.

Bu akademinin yeni geleceğidir. İşlerdeki yarı zamanlı ya da kadrolu çalışan oranı, on yıllardır yarı zamanlı yönüne doğru kayıyor ve o yönde hızla akmaya devam ediyor. Felsefe bölümleri, “ekonomik olarak yararsız” oldukları gerekçesiyle tırpanlanıyor. İyi işler her geçen gün daha fazla rekabeti tetikliyor. Her geçen gün filozof olarak hayatını kazanan daha fazla insan yarı zamanlı işlere mecbur bırakılıyor.

Akademik felsefe gülünç bir şey. Ne iş yaptığımı soran insanlara bir filozof olduğumu söylediğimde, genel tepki şu oluyor: “Peki, en sevdiğin söz hangisi?” İnsanların çoğunlukla akademik filozofların ne yaptığı hakkında bir fikirleri yok, çünkü bizler genelde anlamsızca fildişi kulelerimize sığınıyoruz ve aşağı inmeye ilişkin her nevi girişim “ciddiyetten uzak” görülüyor. Irk, toplumsal cinsiyet, biyoetik vs. gibi modern ve ivedilik arz eden meseleler üzerine çalışanlar metafizik ve meta-metafizik gibi “ciddi” alanlarda çalışan “gerçek” filozoflardan “daha az teorik” bir iş yapıyormuş gibi görülüyorlar. “Meta-metafizik” hakkında yazılan kitaplar ve düzenlenen konferanslar var. Soyutlama dünyasında ne kadar derine inerseniz o kadar iyi olur. Gerçek dünyadaki meselelere ne kadar az bağlı olursanız o kadar “saf” olursunuz.

Akademik felsefeyi bıraktım çünkü bu alandaki köklü tutuculuğa tahammül edemedim. Fakat yine de, filozofların bir bütün olarak en azından iyi konuşkan partnerler, meraklı ve entelektüel bir grup olduğunu iddia edeceğim. Aynı zamanda çok fazla düşünüyorlar. En iyi felsefe bir barda yapılır. Bazen bunu kaçırıyorum. En azından “Kara delikler var mı?” gibi garip sorular konusunda aynı derecede heyecana kapılan insanlarla çevrili olmanın eşsiz bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.

Fakat sonuçta felsefe yapmak için akademik felsefeye ihtiyacım yok. Son on yılda yazdığım blog, akademik dergi sistemi aracılığıyla ulaşmayı umduğumdan daha geniş bir kitleye ulaşmamı sağladı. Bundan sonra yeni blog çalışmalarımı Steemit üzerinden yürüteceğim ve aynı zamanda yıllar boyunca ortaya koyduğum en iyi felsefi blog yazılarımı da buradan devam ettireceğim.


Yazar: Rachel Smantra

Çeviren: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: Steemit 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

11 Ekim 1980’de Antalya’da doğdu. Mühendis bir baba ve doktor bir annenin tek kızıdır. Eğitim öğretim hayatını İstanbul’da tamamlayan Gencer, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdikten sonra, eğitimine New York Film Akademi’de devam etti. 2008 yılından beri çeşitli platformlarda çeviri ve sinema eleştirileri ile yer almakta. Evli ve bir çocuk annesi olan Gencer, David Guetta hayranı. Gerilim ve cinayet romanları okumaktan hoşlanıyor.