Künye | İletişim | Yazı Gönder | Bize Katıl | Yazarlar | Çevirmenler | Çizerler | Arşivler
Paylaşmak güzeldir..

Yuval Noah Harari yeni kitabında bilimsel ilerlemenin günün birinde demokratik değerleri baltalayacağından söz ediyor.

Bazen dindar arkadaşlarıma “Gelişime karşı olmak iğrenç bir şey değil mi?” diye sorarım. Bilimsel gelişmeler hümanizmi güçlendirirken dine ise bir tehdit oluşturuyor olmalı gibi görülüyor. Fakat bilimsel ilerlemeler hümanizmin temel ilkelerini zayıflatıyor olabilir mi? Tarih profesörü Yuval Noah Harari yeni kitabı Homo Deus’ta bu argümanı savunuyor.

Harari, 2014’ün en çok satanlarından Sapiens’in bıraktığı yerden devam ediyor. Sapiens, okurlarını 150.000 yıllık insan tarihi turuna çıkarmıştı. Dilden tarıma, bilimsel devrimden 21. yüzyılın bioteknik başarılarına kadar birçok gelişmeden de söz ediyor kitapta. Kitabın başarısı Harari’nin konu yelpazesinin genişliğinin yanında, tartışmalı sonuçlara olan sevgisinden de kaynaklanıyordu. Örneğin, tarımın çok büyük bir hata olduğunu ve avcı toplayıcıların modern insandan çok daha mutlu olduklarını iddia etti. Sapiens, bilimin insanları neredeyse sonsuzluğa götürdüğü bir geleceğe imada bulunarak bitmişti. Homo Deus da bu geleceği başlangıç noktası olarak alıyor.

Harari, 21.yüzyılda insanlığın zirve noktasına ulaşacağını söylüyor Homo Deus’ta. Üç büyük varoluşsal tehdidi yenmiş durumdalar: kıtlık, savaş ve salgınlar. Gelecek asırlara baktığımızda iki temel uğraş olacak gibi gözüküyor: insan mutluluğunu maksimuma çıkarmak ve ölümsüzlüğü bulmak. Bu arzuların insani değerleri nasıl etkileyeceğini göstermek için Harari tarım devrimine dönüyor. İnsanların anlattığı öykülerin, evrimi açıklamakta nasıl kullanılabileceğine dair bir tarih teorisi kuruyor.

Harari’ye göre hikâye anlatabilme yeteneği, büyük sıklıkla din yoluyla, insan gelişimini anlamanın anahtarıdır. Bu öyküler teknolojik gelişmelerden etkilenirler genelde. Harari hayvanların evcilleştirilmesinin tektanrıcılığa sebep olduğunu savunuyor; insanlık kendini üstün tür olarak görmeye başladı ve hayvanların kutsallığını savunan çoktanrılı inançları reddettiler.

İnsanlık öyküleri ve bilim arasındaki bu ilişki, kitapta savunulan argümanın temeli. Harari, bilimsel gelişmelerin, dini ve insanların birbirlerine anlattıkları hikâyelere nasıl nüfuz ettiğini anlayabilirsek, olası ölümsüzlüğün ya da en azından son derece arttırılmış yaşam süresinin 21. yüzyılın baskın hikâyelerini ve dinlerini nasıl etkilediğini öngörebileceğimize inanıyor. Kitabın önsözü ve başlığı insanlığın ölümsüzlüğe ulaşmasına odaklansa da, Harari bunun nasıl olabileceğinden oldukça kısa bir şekilde söz ediyor. Daha ziyade, insanlığın baskın dini dediği hümanizmin olası sonuçlarına odaklanıyor. Ölümsüzlük uğruna, insanların hümanizmi öldüreceğini iddia ediyor Harari.

Harari’ye göre bilim, dinin birçok ilkesinin, etiğinin dahi yanlış olduğunu kanıtladığı için onu gölgede bırakıyor. Darwinizm örneğin, ruh kavramına inanmayı oldukça zorlaştırıyor. Peki ya hümanizm de, bilimin yıkabileceği temeller üzerine mi kurulu? Özellikle liberal hümanizm üzerinde duruyor Harari –insanı tek ahlaki otorite olarak gören, ihtiyaçlarını ve isteklerini en iyi kendisi bildiği için de hayatta kendi yolunu çizmesi için özgürlük verilmesi gerektiğini savunan görüş. Dolayısıyla bir çok hümanist demokrasi savunucusu oluyor. Harari bu ahlaki duruşunun bilimsel olarak test edilebilir iki yargı üzerine kurulu olduğunu söylüyor: Öncelikle, insanların özgür iradesi vardır, ikinci olarak da keşfedip takip etmemiz gereken gerçek birer iç benliğimiz vardır.

Hümanistlere göre özgür irade mutlaktır ve bizim tek yöneticimizdir. Fakat nörolojideki ve bilgisayarlardaki gelişmeler bu görüşü de baltalıyor. Harari, tercihlerin kişi farkına varmadan çok daha önce yapıldığını gösteren ya da iki beyin lobu ayrılmış insanların, hangi lobun uyarıldığına bağlı olarak farklı mantık yürütmelerle nasıl aynı sonuca ulaştıklarını gösteren büyüleyici deneylerden söz ediyor. Bilgisayarları “akıllı” yapan ilerlemeler, bilim insanlarına beyinde de bilgisayarınki gibi işlemler gerçekleştiğini düşündürdü. Harari, bilinçli zihnin düşünerek yaptığı tercihleri beynin aslında otomatik olarak yaptığını söylüyor.

Harari aynı zamanda, iç benlik fikrini de sorguluyor. Öncelikle yakında bilgisayarların bizi bizden iyi bileceğini iddia ederek başlıyor ve Facebook’un algoritmalarının kişinin ilgi alanlarını tahmin etmekte akrabalarından çok daha başarılı olduğunu gösteren deneylerden söz ediyor. Gerçekten de gelecekte, kararsız vicdanımızı tahmin etmektense yaşımızı, gelirimizi, sağlığımızı, değerlerimizi, ilgi alanlarımızı inceleyen ve bize en uygun siyasi görüşün ne olacağını gösteren algoritmalar mı kullanacağız? Bizim adımıza oy kullanması için böyle bir algoritmaya güvenebilir miyiz?

Dahası, iç benliklerimizi değiştirmemiz mümkün olabilir. İlaçlar geliştikçe, raftan bir karakter seçip, istediğimiz benliği istediğimiz gibi şekillendirebileceğimiz bir gelecek görüyor Harari; tıpkı tembel öğrencilerin bir takım ilaçlar içip çalışkan olmaya çalışmaları gibi. Neden Romeo gerçek benliğini takip edip Juliet’le birlikte olsun ki, tüm bu karmaşadan kurtulup bir ilaçla başkasına aşık olabilecekken?

Harari’nin analizinde karşı çıkılacak bir sürü nokta var. Hümanizmin insanlığın baskın inancı olduğu iddiasını ele alalım örneğin. Harari hümanizmi öyle geniş cümlelerle tanımlıyor ki, özgür iradeye önem veren her türlü inancı kapsıyor ve “kendini bulmak” bu derginin çoğu okuruna yabancı gelecek bir tanım. Ayrıca insanların felsefi argüman takip edebilme yeteneklerine de fazla güveniyor. Fakat, her ne kadar yeni teknolojilerin ortaya çıkardığı sıkıntılar hümanizmi zora soksa da, onu gerçekten yok edeceğini göstermiyor. Yaratılışçıların ileri tıbbi bilgileri ihtiyaç duydukça kullanmaları bile insanların mantıksızlığı için yeterli bir kanıt.

Bilim ve teknoloji öz benlik ve özgür irade gibi kavramları önemsizleştirdiği için Harari gelecekte insanların biricikliğine verdiğimiz değerin ve kendi hayatlarını sürdürebileceklerine dair inancımızın zayıflayacağını söylüyor. Bu onun mutlulukla karşıladığı bir şey değil; zira nereye gittiğimize dikkat etmemiz gerektiğini söylüyor kitap bize. Okuyucu, insanlık tarihi ve geleceği hakkında büyüleyici hikayelerle ve net mantık yürütmelerle bezeli, zeka dolu esprilerle zihin açıcı bir yolculuğa çıkarılıyor. Farklı inanç okullarının zıtlaştığı ya da kanıt temelli tartışmalar gibi hümanist konulara önem verilen dünyada, Homo Deus büyük resme odaklanılması için canlandırıcı bir geri adım olarak görülebilir. Her ne kadar şimdi bilimden ve gelişmeden yana gözüksek de, Homo Deus bizleri bunun hep böyle olup olmayacağını sorgulamaya çağırıyor.



Yazar: Rory Fenton
Çeviren: Şebnem Ertan
Kaynak: New Humanist 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

ODTÜ Felsefe bölümü öğrencisiyim. Ankara’da doğdum. Küçük yaşlarda başlayan kitaplarla samimiyetim beni her zaman daha çok okumaya ve yazmaya yöneltti. Mezun olduktan sonra küçük bir sahaf açıp bir yandan da felsefi metin çevirileri yapmanın hayallerini kuruyorum. Japon kültürüne büyük bir hayranlık ve saygı duyuyorum. Bir ağacın tepesine çıkıp, kitap okumayı da pek severim.

Comments are closed.