Mutlu olmak için çabalamak, uyumaya çalışmak ile eşdeğer diyebiliriz. Ne kadar uyumaya çabalarsanız, o kadar uykunuz kaçar. Aynı şekilde, ne kadar mutlu olmaya çalışırsanız o kadar mutsuz olursunuz.

Mutluluk peşinde koşmanın anlamsızlığı

Çoğu insan, mutluluğu aranan, bulunan ve yakalayınca elinden kaçmaması için sıkıca tutulan uzaktaki bir nesne olarak görüyor. Bu tarz insanlara göre mutluluk dışarıda bir yerde. Fakat mutluluğun peşine ne kadar çok düşerlerse, görünen o ki, mutluluk da onlardan bir o kadar kaçıyor. Tıpkı, biz ufuk çizgisine erişmeye çalıştıkça onun daha da uzaklaşması gibi, mutluluk da ona yetişmek için çaba sarf ettiğimizde, bizden daha da öteye gidiyor.

Peki neden mutluluğa erişmeye çalıştıkça o daha da uzaklaşır bizden?

Bu sorunun yanıtı mutluluğun dış kaynaklarda bulunamayacağı, sade ve sadece kendi içimizde keşfedilebileceği gerçeğinde yatıyor. İşte bu yüzden ne kadar çok paranız, aktif cinsel hayatınız ve gücünüz olursa olsun mutlu olmazsınız. Mutluluk başarılarda saklı değil dolayısıyla mutluluğu hiçbir zaman gelecekte bulamazsınız. Zira mutluluk tam şu anda deneyimlenecek bir haldir. Peşine düşerseniz onu kaybedersiniz. Aramayı bırakırsanız da bulursunuz. İşin aslı, mutluluğun arayıp da bulunabilecek bir şey olduğunu söylemek de pek doğru değil çünkü mutluluk her zaman burada, doğamızın bir parçası olarak bulunmakta. Onu başka yerlerde, kendimizin dışında arayınca izini kaybetmiş oluyoruz.

Kendimizin yeterince iyi olmadığını düşündüğümüzden, içimizdeki boşluğu, mutluluğu dış dünyada arayarak doldurmaya çalışırız. Ama ne kadar uğraşırsak uğraşalım, yine de içimizde bir boşluk, bir açlık hissederiz. Para ceplerimizi doldurabiliyorken ruhumuza bir şey katmaz. Seks kısa süreli fiziksel tatmin sağlayabilirken, ruhsal doygunluğa erişmemize vesile olmaz. Güç sahibi olmak, başkalarına karşı bizi güçlü gösterirken, zayıflıklarımızı kendi gözümüzden saklayamaz. Kendimizi olduğu gibi kabul etmezken, dünyadaki hiçbir şey de kendimiz hakkında bizim iyi hissetmemizi sağlayamaz. Dış etkenler kısa vadede egomuzu okşarlar, ama uzun vadede içimizdeki boşlukla yüzleşmek durumunda kalırız yine.

Kendinizi tanımaya çalışın ve gerçekten ve samimi olarak mutlu hissettiğiniz anları kendinize hatırlatın. Kalbinizin sevinçle attığı, hem kendiniz hem de dünyayla barışık olduğunuz, yaşamı güzel bir kutlamaya dönüşmüş gibi hissettiğiniz o anlardan bahsediyorum. Tamamıyla kendiniz gibi hissettiğiniz, mutlu olmak için çabalamak gerektiğini unuttuğunuz o anlardan…

Mutluluk, peşinden koşunca bulunmuyor, ama aramayı bırakmak da vazgeçmek anlamına geliyor. Bu durumda ne yapılabilir?

Mutluluğu ne kadar çok ararsanız, onu bulma ihtimalinizin bir o kadar azaldığının farkına varırsınız. Arayışınızda ne kadar çaba sarf ederseniz, o arayıştan o kadar bıkarsınız. Başka bir deyişle, mutluluğu aramanın amacı, sonunda aramayı bırakmaktır.

Ben size oturup hiçbir şey yapmadan, sadece mutluluğun hayatınızda ortaya çıkmasını beklemenizi söyleyecek değilim. Hayır, mutluluğun işleyişi o şekilde değil. Aynı zamanda sizden mutluluğun aranacak veya bulunacak bir şey olmadığı gerçeğini gizleyecek de değilim. Fakat sonunda, tüm bu uğraşı halinin saçmalığını görebilmek için mutluluğu aramak işe yarıyor. Mutluluğun farkındalığına kavuştuğunuzda ise ne demek isteğimi tam olarak anlayacaksınız. Bir kere anlayınca da, tüm çabaların yakasını bırakacak ve hayata olduğu gibi sarılacaksınız; o anda, o durumda mutluluğun en saf halini deneyimleyeceksiniz. Sonra da eksik bir şey hissetmeyecek ve bu sayede kafanızı da netleştirebileceksiniz.

Yazar: Sofo Archon
Çevirmen: Merve Erdoğdu

Kaynak: The Unbounded Spirit

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.