Albert CamusSisifos Söyleni‘nin ilk bölümü “Uyumsuz ve İntihar”da “gerçekten önemli bir tek felsefe sorunu” olarak gördüğü intihar üzerine yazar. Hayatın yaşamaya değip değmediği sorusunu felsefenin temel sorusu olarak görür. Dolayısıyla bu konuda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Geride kalan tüm sorunlar ise bir oyundur, önce yaşama bir yanıt vermek gerekir.

“Bir sorunun bir başka sorundan daha önce sonuçlandırılması gerektiğini neye göre kararlaştırmalı diye sorulursa, yol açtığı eylemlere göre diye yanıt veririm. Hiç kimsenin varlıkbilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim. Önemli bir bilimsel gerçeğe varmış olan Galilei, bu gerçek yaşamını tehlikeye sokar sokmaz, büyük bir rahatlıkla dönüverdi ondan. Bir bakıma iyi de etti. Uğrunda yakılıp ölmeye değmezdi bu gerçek. Dünya mı güneşin çevresinde döner, güneş mi dünyanın çevresinde, hiç mi hiç önemi yok bunun. Kısacası, değersiz bir sorun bu. Buna karşılık, yaşamın yaşanmaya değmediği düşüncesine vardıkları için ölen nice insanlar görüyorum. Çelişkin bir biçimde, kendileri için bir yaşama nedeni olan (yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de) düşünceler ya da düşler uğrunda ölüme giden başka insanlar görüyorum. Böylece de ivedilikle yanıtlanması gereken sorunun yaşamın anlamı olduğu yargısına varıyorum.”

Camus, intiharın yalnızca toplumsal bir olay olarak ele alındığını fakat ölümü seçmek konusunda bireysel düşünce ile intihar arasında bir ilişki olduğunu söyler. 

“Böyle bir edim, yüreğin sessizliğinde, tıpkı büyük bir yapıt gibi hazırlanır. İnsan kendi de bilmez bunu. Bir akşam tetiğe basar ya da kendini sulara bırakır. Bir gün bana intihar etmiş bir emlak yöneticisinden söz ederken, beş yıl önce kızını yitirdiğini, o zamandan beri çok değiştiğini, bu olayın onu ‘için için yediğini’ söylemişlerdi. Bundan daha uygun bir sözcük bulunamaz. Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır. Bu başlangıçlarda toplumun fazla bir etkisi yoktur. Kurt insanın yüreğindedir. Yürekte aramak gerekir onu. Yaşam karşısında uyanıklıktan ışık dışına kaçışa götüren bu ölümcül oyunu izlemek ve anlamak gerekir.”

İntiharın bir “içindekini söyleme” edimi olduğunu şu şekilde ifade eder Camus:

“Kendini öldürmek, bir anlamda, melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir. Yaşamın bizi aştığını ya da yaşamı anlamadığımızı söylemektir. Ama örneklemeleri fazla ileri götürmeyelim de bilinen sözcüklere dönelim. Yalnızca ‘çabalamaya değmez’ demektir kendini öldürmek. Yaşamak, hiçbir zaman kolay değildir kuşkusuz. Birçok nedenlerden dolayı yaşamın buyurduklarını yapar dururuz, bu nedenlerin birincisi de alışkanlıktır. İsteyerek ölmek, bu alışkanlığın gülünçlüğünün, yaşamak için hiçbir neden bulunmadığının, her gün yinelenen bu çırpınmanın anlamsızlığının, acı çekmenin yararsızlığını içgüdüyle de olsa benimsenmiş olmasını gerektirir.”

Bu bölümü bitirirken, en başta aradığı soruna döner Camus. Zira “intihar üzerinde düşünmek, beni ilgilendiren biricik sorunu ortaya atmak olanağını veriyor bana,” der. Bu sorun da, hiç kuşkusuz, ölüme kadar süren bir mantık olup olmadığı sorusudur. 

“Ölüme kadar süren bir mantık var mıdır?”

“Bunu ancak kaynağını belirttiğim uslamlamayı, düzensiz tutkuya kapılmadan, yalnız açıklığın ışığında sürdürmekle bilebilirim. Bu da benim uyumsuz uslamlama dediğim şey. Birçokları başladılar buna. Ama, bağlı kaldılar mı, şimdilik bilmiyorum.

“Karl Jaspers, dünyayı birlik içinde kurmanın olanaksızlığını belirterek ‘Bu sınırlama, kendi kendime getiriyor beni, ancak belirlemekte kaldığım nesnel bir görüş açısının ardına çekilemeyeceğim yere, kendi kendimin de, başkasının yaşamının da benim için artık bir nesne olamadığı yere getiriyor,’ diye haykırdığı zaman, düşüncelerinin sınırlarına ulaştığı bu ıssız ve susuz yerleri anar. Başka birçoklarından sonra, evet, kuşkusuz, ama başkaları buradan çıkmakta ne kadar acele etmişlerdir! Düşüncenin bocaladığı bu son dönemece birçok insan varmıştır, hem de en alçakgönüllüleri. Bu kişiler o zaman en değerli şeylerinden, yaşamlarından vazgeçiyorlardı. Başkaları, düşünce prensleri de vazgeçtiler, ama düşüncelerinin intiharında, düşüncelerinin en arı ayaklanmasında gerçekleştirdiler bu el çekişi. Oysa gerçek çaba burada elden geldiğinde fazla kalmak, bu uzak bölgelerin abartılı bitkilerini yakından incelemektir. Direnç ile açık görüşlülük, uyumsuzun, umudun ve ölümün birbirlerine karşılık verdikleri bu insandışı oyunun ayrıcalıklı izleyicileridir. O zaman us, bu hem ilkel hem de alabildiğine incelmiş dansın betilerini daha örneklendirmeden ve daha kendisi yaşamadan da çözümleyebilir”

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.