Paylaşmak güzeldir..

Bu senenin başlarında, Güney Afrika’daki çocuk istismarına dair ulusal nitelikteki ilk çalışma gösterdi ki görüşme yapılan gençlerin %40’ından fazlası cinsel, fiziksel veya duygusal istismara ya da ihmale maruz kalmışlar. Oranın yüksek olması şaşırtmıyor zira çocuklara karşı şiddet üzerine çalışmalar dünya çapında 12 farklı ülkede daha uygulandı ve yine yüksek oranlarla karşılaşıldı.

Geçtiğimiz yıl Birleşik Devletler Genel Meclisi, Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri arasında olan istismara, sömürüye, kaçakçılığa ve çocuklara yapılan şiddetin her türlüsüne son verme konularına ağırlık verdi. Konuya ithafen istismar risklerine dair birçok hedef ortaya koydu (sağlıklı hayat hedefi, kaliteli eğitim hedefi, cinsiyet eşitliği hedefi gibi). Bahsettiğimiz Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri uyarlamasından bir yıl sonra dünyadaki liderlerin bu oranları göz önünde bulundurmaları ve çocukları güvende tutmak amacıyla kararlı bir şekilde acil eylemlerde bulunmaları artık zorunlu hale geldi.

Lakin elimizdeki güncel istatistikler ne kadar iç karartıcı olsa da güvenilir veriler sayesinde ulusal liderlerin uygun fırsatlara kavuşup çocukların refah durumunu geliştirme konusunda elle tutulur gelişmeler sağlayacaklarına dair umudumuz hala var. Problem üzerine daha iyi veriler sağlanınca, ülkeler, bilimsel bir kanıtı etkili bir politikaya nasıl dönüştürecekleri konusunda ders çıkarıp, şiddet algımızı derinleştiren ve şiddeti nasıl önleyeceğimize dair yol gösteren sayıca fazla olan bu kanıtlardan yararlanabilirler. Doğru destek ve yatırımla, orta gelirli ülkeler yol gösterme konusunda iyi bir yerde durmaktadırlar.

Güney Afrika’daki durumu ele alalım. Diğer birçok ülkede olduğu gibi, Güney Afrika’nın da çocuklara yapılan şiddete karşı muhteşem kanunları var. Güney Afrika çocuklara yapılan şiddete tepki ve önlem için milli eylem planına da sahip. Fakat kanun ve politikalar kendi başlarına yeterli olmuyor; uygulama olmadan hiçbir anlamları kalmıyor. Çocuk istismarı diğer ülkelerde olduğu gibi Güney Afrika’da da düşmekte. Örneğin, Güney Afrika’daki okullarda dayak cezası yasaklanmış bulunmakta, yine de öğrencilerin yarısı öğretmenlerinden dayak yediklerini ifade etmişlerdir. Bu çalışma aynı zamanda insanların istismar örneklerini ifade etmeye pek yanaşmadıklarını, ifade ettiklerinde ise sosyal hizmet, polis, cezai adalet ve sağlık hizmetleri gibi servislerin yasada gösterildiği gibi etkili olmadıklarını göstermekte.

Gerçekler ne kadar rahatsız edici olsa da, önümüze bir yol çiziyorlar. Tedavi, yönlendirme, çocuk istismarı vaka yönetimi ve şikâyetlerini bildiren mağdurlara destek verme konularında ilgili binlerce kurumun net bir protokole sahip olması gerekmektedir. Böyle bir protokol oluşturulursa, hizmet dağıtımı gelişecek, gençlerin istismarı bildirmeleri kolaylaşacak ve bu tarz istismarların tekrarlanmasını önlemeye büyük bir katkı sağlanmış olacaktır.

Çalışma aynı zamanda Güney Afrika için mağdur durumundaki gençlerin engelleyici sonuçlarla karşılaşmaması adına bir yol haritası çizmekte. İstismara uğramış olan gençlerin kaygı bozukluğu ve depresyon gibi sıkıntılardan muzdarip olma ihtimali diğer gençlere kıyasla ikiye, travma sonrası stres bozukluğu ihtimali ise üçe katlanıyor. Bununla birlikte, mağdur gençler okulla ilgili sıkıntı yaşama, yüksek riskli cinsel davranış sergileme ve madde kullanma bakımından daha muhtemel durumdadırlar. Bunların tümü gençlerin yaşamında uzun süreli ciddi etkiler bırakabilir. Fakat sağlık ve zihin sağlığı alanlarında uygun tedaviyle -ya şiddet deneyiminin sonuçları önlenerek ya da gençleri, ciddi ve izi sürülemeyecek boyutta sorunları henüz edinmeden tedavi altına alarak- büyük farklar yaratılabilir. İşte burada okul önemli bir yönlendirici rehber konumunda olabilir. Zira okulda, ders durumunda ani değişiklikler olan gençlerle ilgilenilir profesyonel yardım almaları konusunda yönlendirilebilir.

Sonuç olarak, bu çalışma çocuk istismarını en baştan engellemek maksadıyla alınabilecek sert önlemleri saptadı. Önlem çabaları bakımından anne babalar kilit unsurlardır. Mağdur olmuş çocukların zararlı madde ve alkol kullanan anne babaya sahip olma ihtimalleri sorun yaşamamış çocuklara kıyasla çok daha muhtemel. Anne babanın çocuklarının nerede ve kimle olduğunu bildiği ve anne babasıyla sıcak ilişkiler kuran çocukların istismara uğrama ihtimalleri ise çok daha az. Bu da gösteriyor ki madde istismarını önleme, tedavi çabaları, etkili ve kanıt bazlı ebeveyn eğitim programlarını artırmak çocuklar üzerindeki şiddeti önlemede bolca yarar sağlayacak.

Artık soruna daha hâkim durumda olduklarından, Güney Afrika ve diğer ulusal çapta çalışmaların yapılmış olduğu ülkeler, çocuklara yapılan şiddeti engellemek için birçok yönden somut önlemler alma olanaklarına sahipler ve ne kadar ilerleme kaydettiklerini de gösterebilirler. Böyle yaparak, çocuklara uygulanan şiddet davranışlarını engellemenin kritik bir mücadele olduğunu, aynı zamanda bunu gerçekleştirmek için siyasi bir sermaye yatırımının gerekliliğini kavrayıp kabul eden ulusal ve uluslararası liderler topluluğunun giderek büyümesi bu ülkelere esin kaynağı olabilir. Geçtiğimiz Temmuz ayında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından, çocuklara uygulanan şiddeti sonlandırmak amacıyla (End Violence Against Chidren) küresel bir ortaklık geliştirildi ve acil eylemlere başlandı. Kurulan bu ortaklık, rehber ülkelerin şiddeti ve şiddetin çocuklar üzerindeki etkisini azalttığı kanıtlanmış bir dizi stratejiyi uygulayarak ileriyi göstermelerini gerekli kılmaktadır. INSPIRE adıyla bilinen, sözü edilen bu stratejiler ebeveynlik becerisini ilerletme, aileleri maddi yönden destekleme ile çocukların duygusal gelişimini ve sağlık hizmetlerine ulaşmalarını geliştirme konularını barındırmaktadır. Ek olarak, çocukları koruyacak yasa ve toplumsal normlar da önergelerinde bulunur ve şiddeti normalleştiren cinsel kalıp yargılarına meydan okur.

Çocuklara yapılan şiddeti önlemek hep ihmal edilen bir mesele olmuştur ama günümüzde eşi benzeri görülmemiş bir fırsata ulaşmış bulunmaktayız. Artık, hem sorunu her yönden ele alabileceğimiz eskisinden çok daha fazla verimiz hem de önlemek için neler yapılması gerektiğine dair giderek artan kanıtlarımız bulunmakta. Şimdi harekete geçme vakti.

Yazarlar: Catherine L. Ward, Lillian Artz, Patrick Burton
Çevirmen: Merve Erdoğdu

Kaynak: OUP Blog 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olarak 6 yılı aşkın bir süredir İngilizce öğretmeni olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda sosyoloji eğitimimi Açık Öğretim Fakültesi üzerinden gerçekleştiriyorum. Şiddetsiz ve huzurlu bir dünya düşlüyorum fakat buna inancım giderek azalıyor. Bu yüzden de kitaplar, müzik, yeni yerler görmek ve yeni şeyler öğrenmek kısa günün kârı olarak hayatıma renk katıyor.

Comments are closed.