Okullar ve üniversitelerdeki eğitim liderleri ve yöneticiler, çeşitli nefret söylemleri ile giderek daha fazla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Güney Afrika’da bulunan Cape Town’da, bir grup erkek lise öğrencisi “Kaffirlere olan nefretim sebebiyle korkunç bir acı çekiyorum” sözlerini içeren bir şarkı derledi. Kaffir sözcüğü, Güney Afrika’da ırk ayrımcılığı dönemine ait bir hakaret ve muhtemelen bu ülkenin sözlüğündeki en saldırgan sözcük. Yine Güney Afrika’da, Witwatersrand Üniversitesi’nin ana binalarından birinin duvarında, sprey boya ile “Bir Yahudi öldür” yazıyordu.

Benzer şekilde ABD’de, Utah’daki Weber Eyalet Üniversitesi kampüsünde ırkçı el ilanları bulundu. Bu el ilanları, öğrencileri, beyaz ırkın üstünlüğünü savunan Alt-Right ( alternatif sağ) Hareketi’ne çağırıyordu ve “Çeşitlilik, Beyaz soykırımı için kod kelimedir” diye bildiriyordu.

Bu yıl Mayıs ayında, Güney Afrika’daki Stellenbosch Üniversitesi bu olaylara başka bir örnek oldu. Üç öğrenci, “Stellenbosch için savaş!” sloganı ile, kampüste Nazizmden ilham alan posterler açarak, Anglo-Afrikaner (Hollanda asıllı Güney Afrikalı) öğrenci etkinliğini duyurdu.

Olay, büyük çapta bir protestoya neden oldu ve üniversite, kışkırtıcı nefret söylemini kınamak amacıyla ani ve kararlı bir şekilde davrandı. Üç öğrenci de Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’ne aykırı hareket etmekten suçlu bulundu. Yönetmeliğin ilgili hükmü şöyle belirtiyor:

“Bir öğrenci, herhangi bir diğer kişiye karşı ırkçılık, adil olmayan ayrımcılık, şiddet, ağır hakaret, küfür ya da göz korkutma gibi davranışlarda bulunamaz.”

Bunlar gibi olaylar, öğretim kurumlarının, “ötekilik” ve farklılığa karşı hoşgörüsüzlüğü gözler önüne seren böyle uyuşmazlıklara nasıl cevap verebileceği ve vermesi gerektiği sorularını gündeme getiriyor.

Eğitimde Hoşgörü ve Fikir Ayrılığı: Tartışma ve Anlayışın Geliştirilmesi Üzerine (Tolerance and Dissent within Education: On Cultivating Debate and Understanding) isimli son kitabımızda, eğitimde hoşgörü anlayışının nasıl anlaşılması, geliştirilmesi ve yerleştirilmesi gerektiğini inceliyoruz.

Oluşturduğumuz argümanlardan biri; okulların ve üniversitelerin bilinçli olarak, öğrencilerinin kanaat ve insan çeşitliliğine karşı açık olma hallerini genişletmesi gerektiği. Bu onların demokratik bir vatandaş olarak kavrayış yeteneklerini geliştirecek ve günlük sosyal yaşamlarında, gelişme arayışlarını arttıracak.

Hoşgörü Nedir?

Rutgers Üniversitesi’nde bir bilim insanı olan Andrew Murphy hoşgörüyü şöyle tanımlıyor:

“Başkalarının haklarını ya da bağımsızlıklarını indirgemeyen ya da sınırlamayan bir öz kısıtlama, var olma ve davranış biçimi.”

Fakat bazı insanlar nefret söyleminin ya da ırkçılığın bir savunması olarak hoşgörüye itiraz ediyorlar. Bu, hoşgörü değil. Tüm görüşler ve eylemler sadece başkalarının fiziksel, psikolojik ya da duygusal olarak zarar görmediği ölçüde hoşgörülebilir.

Sokrates’e göre, hoşgörü hakikatin peşinde olmakla ilgilidir. Bir başka kişinin bakış açısının ya da gerçekliğinin değerini görmeye hazır olmakla ilgilidir. Bu zorunlu olarak, kişinin kendisini mütevazı hale getirmesi ve yine kendisinin sınırlılık ve yanılabilirliğini kabul edebilmesi anlamına gelir. O halde hoşgörü temel olarak eşitliğe, kendimizde ve diğerlerinde bulunan ahlâki doğruluk ve yanlışlık kavrayışını tanımaya ilişkindir.

Pennsylvania Üniversitesi’nden Amy Gutmann hoşgörüyü şöyle tanımlıyor:

“Temel bir özgürlük meselesi olan inançlar ve uygulamalar hakkında hemfikir olmamayı kabul etmek.”

 

Basitçe açıklayacak olursak, hoşgörü “aynı fikirde olmama konusunda aynı fikirde olmak.” Çünkü birbirimize ahlâki bağlamda ve yurttaşlık bağlamında eşitimiz olarak saygı duyarız.

Farklılık, demokrasi ve gelişim

Ne zaman çeşitli insan toplulukları bir araya gelse, barışçıl bir şekilde birlikte yaşama ihtimali olduğu kadar çatışma ihtimali de oluyor. Ne düşüneceğimiz ya da nasıl davranacağımız konusunda hepimiz aynı fikirde olsaydık, hoşgörüye olan ihtiyacımız ortadan kaybolurdu. Ama aynı fikirde değiliz. Dolayısıyla hoşgörülü olmaya çalışmak farklılık ve anlaşmazlığın bir kabulü ve aynı zamanda, birbirimizi yok etmek yerine bu farklılıklara rağmen bir arada var olma kararı.

Bu, eşitlik ve insanların neye inanacaklarsa ona inanma hakkını sağlayan demokrasinin temeli. Anlaşma ya da fikir birliği arzulanan bir son olabilir -keşke çatışmayı çözebilse- fakat bu, demokratik bir zorunluluk değil. Hoşgörü, herhangi çoğul bir toplumun ya da topluluğun dinamiklerini demokratik bir şekilde yönetme konusunda bize yardımcı olan bir araç.

Hoşgörünün değeri bu bahsedilenlerin de ötesine geçiyor. Hoşgörü aynı zamanda çeşitliliği besleme ve koruma konusunda insanın gelişimi için gerekli olan şartları yaratıyor. Anlaşmazlık ya da fikir ayrılığı “karşılıklı teşvik” süreçleri olarak görülebilir. İnsanlar aynı fikirde olmadıkları zaman, gerçekten birbirlerini sabit inançlar ve fikirler hakkında yeni ve farklı bir şekilde düşünmeye teşvik ederler.

Uzlaşmazlık aracılığıyla kendimizi kalıplaşmış düşünme ve var olma biçimlerinden çıkartırız ve duruşumuzu, fikirlerimizi arındırırız.

Okulların ve üniversitelerin sorumlulukları

Okullar ve üniversiteler; öğrencilere, çoklu bakış açıları ve bir şeyler yapma yolları sunulduğuna emin olmalıdırlar. Öğrenciler, özellikle kendi düşünme yolları ve fikir dünyalarını alt üst edecek farklı görüş noktaları ve argümanlarla karşılaşmalıdırlar.

Sadece öğretmenin dünya görüşünün sınıfa yayılmış olan düşünce olmaması önemli. Bu, öğrencilerin tartışma ortamına kendi kimliklerini ve eşdeğerde olan anlayışlarını getirmelerini davet eden bir öğretme yöntemi anlamına gelir. Öğrenciler, karşılıklı saygı ile düşünmeye ve tartışmaya dahil olmaya cesaretli olmalıdırlar.

Herhangi eğitici bir girişimin, her zaman bir başka bakış açısı ve bunun sonucunda oluşan anlaşmazlık ihtimalinin farkında olması önemli bir durum. Eğitim kurumları öğrencileri nefret söyleminden korurlarsa ve aynı zamanda nefret söyleminin ne olduğunu başarılı bir şekilde öğretirlerse, onları hem demokratik bir vatandaş hem de daha dolu insanlar olmaya hazırlayacaklardır.


Yazar: Nuraan Davids ve Yusef Waghid

Çeviren: Dolunay Çörek
Kaynak: The Conversation

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.