Paylaşmak güzeldir..

2016 ABD başkanlık seçimlerinden bir gün sonra, Hannah Arendt Merkezi bülteni Amor Mundi‘de kısa bir makale yazmıştım. Kederin sancılarına kapılmış, şaşkın ve gelecekten kuşkuluyken, şimdi dünyayı sevmeyi öğrenmek zorunda olduğumuzu söylemiştim. Arendt’in teşviki bana o sırada sakinlik ve bir amaç hissi verdi, tutunacak bir şey.

Sıkıntılı anlarda, görev ve teselli duygusu yaratmak için sıklıkla şairlere ve şiirsel düşünürlere sığınıyoruz. W.H. Auden, Bertolt Brecht, Hannah Arendt. Şu sıralar George Orwell ve Arendt’in rekor sayılarda, normal oranın %16’sı kadar üzerinde satması bir tesadüf değil. Yayıncılar, Totalitarianizmin Kaynakları ve Theodor Adorno’nun destansı eseri The Authoridarian Personality‘nin yeni baskılarını yayımlıyor. Anlayışa ihtiyaç duyduğumuz kültürel bir an içindeyiz.

Arendt’in Amor Mundi‘sinde politik bir sevgi arayan okuyucular ilk başta hayal kırıklığına uğrayabilirler. Amor Mundi—dünya sevgisi— herhangi bir anlamda, çoğunlukla alışkın olduğumuz bir sevgi değil. Bununla birlikte, kendini dünyaya adamanın ne anlama geldiğini düşünmek, sayısız dehşete rağmen dünyayı sevmek için bir meydan okuma var. Farklılıklarımızla birbirimizi kucaklamak ve birbirimizi insan hemcinsler olarak karşılamak için bir teşvik var. Aynı zamanda farklılık ve çoğulculuğu tahrip eden daha yaygın sevgi biçimlerine dair radikal bir eleştiri de bulunabilir.

Arendt’in Amor Mundi anlayışı, duygu ve duygulanımdan çok anlayış ve eleştirel düşünme ile ilgiliydi. Ona göre sevgi politik olamaz; zira siyasal ilişkiler alanı için tehlikeli ve yıkıcıdır. Arendt eseri boyunca birçok sevgi biçimini tartışıyor; eros (cinsel sevgi), philia (kardeşçe sevgi), agape (karşılık, menfaat ya da herhangi bir cinsel dürtü gözetmeyen sevgi -Tanrı sevgisi), cupiditus (arzu, tutku, ihtiras), caritas (hayır), fraternitas (kardeşlik). 

İnsanlık Durumu (1958)’ndaki incelemesinde şöyle yazar:

“Sevgi, mutlak doğasıyla uhrevidir ve bu nedenle, nadir olmaktan çok, sadece apolitik değil anti-politiktir, ve muhtemelen bütün anti-politik güçlerin en kudretlisidir.”

James Baldwin’e yazdığı bir mektupta Arendt, yazarın politik sevgi anlayışını eleştirir:

“Siyahi insanlara dair vurguladığınız tüm özellikler; güzellikleri, neşeli olma kapasiteleri, sıcaklıkları ve insanlıkları, bütün ezilen insanların herkesçe bilinen özellikleridir. Onlar acılarla olgunlaşırlar ve bütün dışlanmışlar (paryalar) arasında en gururlu varlıklardır. Ne yazık ki, kurtuluş saatine beş dakika bile şahit olamadılar. Nefret ve sevgi birbirlerine aitlerdir ve her ikisi de yıkıcıdır; onları bir halk olarak, sadece özel hayatınızda ve sadece özgür olmadığınız sürece göze alabilirsiniz.”

Ezilenlerin sevgisi yüzleştikleri adaletsizlikleri katlanılır kılar. Ve bu sevgi, empatisi, adalete ve eşitliğe olan taahhütleriyle kamusal alana girdiğinde, demokrasinin temelini oluşturan çoğulculuğun tahrip olmasına neden olur. Arendt için, farklılığın kabulü olan dayanışma ve çoğulluğun davetkarlığı ile yassılaştırmak ve kısaltmak isteyen empati ve eşitlik arasında bir ayrım vardır. Baldwin’in sevgi fikri, politik olanı sadece bizleri demokrasiden uzaklaştırarak tehdit edebilir.

Dünyayı sevmek bireyin benliğinin dünyayı olduğu gibi kabul etmesi ve onu anlamasıyla ilgilidir. Veya, Arendt’in kendi deyimiyle, bu bizlerin “gerçekten olanlarla (ve bugün olanlarla) yüzleşmemiz ve uzlaşmaya varmamız gerektiği” fikridir. Holokost gibi bir şeyin mümkün olduğu bir dünyada nasıl yaşayabiliriz? 6 Ağustos 1955’de Karl Jaspers’a yazdığı bir mektupta Arendt şöyle diyor:

“Evet, bu kez tüm dünyayı size getirmek isterim. Dünyayı sevmeye çok geç başlamıştım, sadece son yıllarda, ve şimdi bunu yapabileceğim. Şükranlarımla, siyasal teori üzerine olan kitabıma ‘Amor Mundi’ adını vermek istiyorum.”

Arendt için, Amor Mundi, İnsanlık Durumu’nun başındaki aksiyomla ilgilidir. Buradaki fikirlerde, öz-yargılayıcı eleştirel bir düşünme şekli vardır. Çünkü dünyayı olduğu gibi görebilmek için yan hatlarda durmalı, bakış açısı edinmeli ve düşünmek için bir inziva noktası bulmalıyız. Başka bir deyişle dışa açılmak için önce içe dönmeliyiz. Dünyayı sevmek, dünyayı dikkate almayı gerektirir; bunun anlamı etrafımızda olup bitenle aramıza eleştirel bir mesafe koymamız gerektiğidir. Adaletsizliklere tanık olduğumuzda, bazen harekete geçmek için bir dürtü belirir; fakat Arendt bizi yavaşlamamız ve ne yaptığımızı düşünmemiz -katılımcılar değil düşünürler olmamız- için uyarıyor.

Bu hesaplaşma ve uzlaşma biçimi kişinin benliğiyle barışmak; kayıp, üzüntü ve krizin en karanlık anlarında bile birinin düşüncelerine sadık kalmanın bir yolunu bulmak olarak anlaşılabilir. Amor Mundi, her zaman yok edilen bir dünyada bize metafiziksel bir kesinlik hissi verebilir. O, ilişkisel bir sevgi şeklidir.

Jaspers’e yazdığı ilk mektuplarda Arendt, Amerikan insanlarından -Jaspers’ın çalışmalarının tümünü okumuş bir balıkçı, oturma odası Platon, Hegel ve Kant’ın kitaplarıyla dolu fakir bir genç kız- aldığı keyiften bahsediyor. Dünyayı sevmek, geçmişin olaylarıyla uzlaşmamızı gerektirir; böylece hayatın gündelikliği içinde dolanıp durabilir, yaşamaya, yaratmaya, sevinçle dolup taşmaya, bakış açısı bulmaya, yeni arkadaşlıklar inşa etmeye, kendimize olası olanın nerede olduğunu hatırlatmaya -dilde, şiirde, felsefeye düşkün genç balıkçıda- devam edebiliriz. Bu varlığın devamının vaadidir; dünya yaşamak için fazlasıyla katlanılmaz göründüğü zaman dünyadan göçüp gitmenin bir yolu değil.

Bugün ne tür bir dünya ile karşı karşıyayız? Kamu finansmanı neden sanat yerine duvarlara tahsis edilir? Neden birçok Amerikalının sağlık sigortasına gücü yetmiyor? Neden bazı hayatlara diğerlerinden daha fazla önem veriyoruz? Ve neden orta yaşlı Amerikalılar benzeri görülmemiş oranlarda intihar ediyor?

Daha geniş anlamda, 21. yüzyılda nasıl hala soykırım yapılabiliyor? İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük mülteci krizini neden yaşıyoruz? Farklılıklarımızı takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenmek yerine toplumsal eşitlik söyleminde ısrarcı olmaya neden devam ediyoruz? Ve neden soru-cevap mantığı aynı zamanda müstebit düşünmenin mantığı iken bu sorulardan herhangi birinin cevabını talep ediyoruz?

Arendt’in Amor Mundi görüşü rahatlatıcı değil, meydan okuyucudur. ‘Anlam bulabileceğimiz’ veya ‘anlamlandırabileceğimiz’ fikrini reddeder ve bunun yerine, bu sorulara istediğimiz türde cevaplar alamayacağımızı anlamak ve kabullenmek için bizleri canla başla çalışmaya iter.

Arendt bizlere dünyayı sevmeyi öğretirken, düşünceli ve birbirine bağlı vatandaşlar olmayı da öğretiyor. Bizleri hassaslığın veya duygulanımın yarattığı dürtülere karşı uyarıyor ve politik düşünme yolunda bizlere rehberlik ediyor. Dünyayı sevmek bizlere, dünyada ayaklarımızı gerçeğe sağlam bir şekilde basarak var olma yolunu sunuyor. Böylece karşımızda ne olduğunu görebiliriz.

 

Yazar: Samantha Rose Hill
Çeviren: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: Open Democracy 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

11 Ekim 1980’de Antalya’da doğdu. Mühendis bir baba ve doktor bir annenin tek kızıdır. Eğitim öğretim hayatını İstanbul’da tamamlayan Gencer, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdikten sonra, eğitimine New York Film Akademi’de devam etti. 2008 yılından beri çeşitli platformlarda çeviri ve sinema eleştirileri ile yer almakta. Evli ve bir çocuk annesi olan Gencer, David Guetta hayranı. Gerilim ve cinayet romanları okumaktan hoşlanıyor.