Paylaşmak güzeldir..

Karşı masadaki kişi ile göz göze geliyorsunuz. Bu bakışma kısa süreli bir göz temasından daha uzun sürüyor. Normalde karşıdaki kişi ile ilgili bir hisse, bir duygu durumuna kapılmanız gerekir. Hoş biri ya da değil, dost ya da düşman, olumlu ya da olumsuz gibi bir histen bahsediyorum. Ancak şaşırtıcı bir şekilde bu kez karşıdaki kişiye ilişkin içinizde ne bir his ne de bir düşünce beliriyor. Sonra olay daha da ilginç bir hal alıyor. Çünkü bu kişiyi tanıdığınızı fark ediyorsunuz. Uzun süredir görmediğiniz bu arkadaşınıza selam vermek için elinizi kaldırıyorsunuz o da aynı şeyi yapıyor. Karşılaşmanızın onda yaratmasını beklediğiniz herhangi bir duyguya ilişkin yüzünde tanıdık bir ifade göremiyorsunuz. Kalkıp masasına gidiyorsunuz. Sohbet derinleşiyor. Eskilerden duygu yüklü birçok anı var. Zaman ilerledikçe başka bir şeyi fark ediyorsunuz. Ne sizin ne de kendisinin anlattığı eski anılara karşı da yüzünde bir duygu ifadesi göremiyorsunuz.

Bu durumu bu günlerde yaşamanız oldukça olası. Aslında oldukça ciddi olabilen ve yaşamı kısıtlayan hareket hastalıklarının tedavisinde çok büyük katkı sağlayan botulinum toksini uygulamaları artık estetik nedenlerden dolayı da çok sık kullanılıyor. Yüz kırışıklıkları için kullanılan bu tedavi yöntemi aslında bir tür yan etki yaparak yüzün mimik kaslarının hareket yeteneklerini bir ölçüde yitirmesine neden oluyor. Bu durumda bu tedaviyi yaptıran kişinin yüzündeki kırışıklıklar kayboluyor, daha genç bir yüz görünümü elde ediliyor. Ancak bu kişinin yüz ifadesi de değişik derecelerde olmak üzere belirli ölçüde kaybolabiliyor. Her tedavi her bireyde farklı düzeyde etkinlik gösterebilir. Aynı şekilde tedavilerin yan etkileri de kişiden kişiye, tedaviden tedaviye farklılık gösterebilir. Göz ve dudak kenarları başta olmak üzere bir yüzün duygu durumunu yansıtan önemli mimik kasları geçici olarak çalışamadığı için gördüğünüz şey sabit bir yüz ifadesidir. Bu konuştuğunuz kişinin sizin ve kendi anlattıklarınıza ilişkin uygun bir yüz ifadesi takınamamasını açıklamaktadır. Yüzleri ve yüzlerdeki ifadeleri biz daha bilincine bile varamadan tanıyabilmek ve uygun tepkiyi verebilmek karmaşık sosyal ilişkiler ağı içinde var olabilen biz insanlar için hayati bir öneme sahiptir. O yüzden bu konuda çok iyiyizdir. Ancak tüm olan biten bu kadar mı acaba? Bedenimiz beynimizde oluşan duyguların ifadesini sadece edilgen bir şekilde dışa mı yansıtmaktadır? Beden duygu ve düşünce dünyasının neresindedir?

Eagleman ve arkadaşları alın ve yanaklarına yüz ifadelerindeki en küçük değişimleri kaydedebilecek elektrotlar yerleştirdikten sonra deneklerden değişik yüz ifadelerine sahip insanların fotoğraflarına bakmalarını istemiştir. Sonuçlar çok nettir. Fotoğraftaki insan gülümsüyorsa deneğin de gülümseme sırasında kullandığı kasları hafifçe de olsa aktive olmaktadır. İnsanlar, yansıtma (mirroring) denilen bir olgu nedeniyle bilincinde olmadan çok hafifçe de olsa gördükleri yüz ifadesini aynen taklit etmektedir. Bu aslında bilindik bir şeydir. Uzun süre birlikte olan çiftlerin yüz ifadeleri giderek birbirine benzer.

Sonraki aşamada şaşırtıcı başka bir deney sonucu olayın boyutunun değişmesine neden olmuştur. Bu deneyde yüzüne botulinum toksini yapılan bir grup ile yapılmayan bir grup karşılaştırılmıştır. Deneklere belirli yüz ifadelerini yansıtan fotoğraflar gösterilmiş ve verilen dört sözcükten hangisinin izlenen yüzdeki ifadeye en uygun olduğu sorulmuştur. Yüzlerine botulinum toksin uygulaması yapılan deneklerin yüzlerdeki ifadeleri doğru tanımlamada diğer deneklere göre daha başarısız oldukları saptanmıştır. Yüz kaslarını ilaç yan etkisi ile kullanamayan insanların duygularını anlamakta dışarıdan bakan insanlar zorlanıyor. Ancak bu deney gösteriyor ki yüzlerindeki hareketsiz kaslar, botulinum toksini yapılan insanların da diğer insanların yüz ifadelerini okumalarını oldukça zorlaştırmaktadır. Olası açıklama yüzlerindeki hareketsiz kasların beyne geri bildirim gönderemediği yani bu insanların yansıtma olgusunu yeterince kullanamadıkları, bu nedenle de karşılarındaki insanların ifadelerini yeterince iyi okuyamadıkları şeklindedir (Eagleman, syf:169-172). Eagleman, bu durumu şu şekilde özetlemektedir; “Benim yüz kaslarım, ne hissettiğimi yansıtır; sizin nöral mekanizmalarınız ise bu durumdan yararlanır. Ne hissettiğimi anlamaya çalıştığınızda yaptığınız şey, benim yüz ifademi yansıtmaktır. Bunu bilerek yapmazsınız; her şey otomatik ve hızlı biçimde gelişir. Ama yüz ifademi otomatik olarak taklit etmeniz, hissetmekte olabileceğim şeyler hakkında hızlı bir tahminde bulunmanızı sağlar.“

Beyin bedenden bağımsız değildir. Beden ne diyorsa beyin biraz da onu hisseder. Hatta karşıdakinin ne hissettiğini anlamanın en iyi yolu da kendi bedenimizin bize verdiği sinyalleri doğru okumaktan geçer. Pekâlâ, kaslarımızı, beden hareketlerimizi ve duruşumuzu kullanarak duygu ve düşünce dünyamızda olumlu etkiler oluşturabilir miyiz? Bu yolla yaşamın olumsuz koşullarına karşı direncimizi arttırabilir miyiz? Sanırım yapabiliriz.

Basit bir deney sonucundan bahsedelim şimdi. Gönüllü denekler iki gruba ayrılıyor. İlk gruptan bir kalemi dudaklarına değdirmeden dişlerinin arasında hafifçe tutmaları isteniyor. Diğer gruptan ise kalemi büzülmüş dudakları ile tutmaları isteniyor. Her iki gruba da değişik karikatürler gösteriliyor. İlk grup yani kalemi dişlerinin arasında tutan grup karikatürleri daha komik bulmuştur. Çünkü bu grubun kalemi tutuş şekli gülümsemeye benzer bir yüz yaratırken diğer grubun kalemi tutuş şekli ise asık bir yüz görünümüne benziyordu. Mutlu olunduğundan takınılan yüz ifadesi başka bir nedenle de oluşsa bu bellekteki mutlu duygulara kaynaklık etmektedir. Asık yüz ifadesi oluştuğunda ise bu olumsuz duyguların uyanmasına neden olur. Diğer bir deneyde ise deneklere baskın olmayan elleriyle (yani örneğin sağlak olan birisi için sol eliyle) bir dizi ünlünün isimlerini, sevdiklerim, sevmediklerim ve etkisiz şeklinde sınıflandırarak olabildiğince hızlı bir şekilde yazmaları istenir. Bu sırada baskın olan ellerinin avuç içini bir gruptan masanın üstünden aşağıya doğru diğer gruptan ise masanın altından yukarıya doğru bastırmaları istenir. Peki, iki grup arasında nasıl bir fark oluşmaktadır? Şöyle ki avuç içi yukarıya bakan grup daha çok ünlüyü ‘sevdiklerim’ sınıfına yazarak isimlere karşı olumlu bir tutum takınırken avuç içi aşağıya bakan grup ise daha çok ünlüyü ‘sevmediklerim’ sınıfına yazmış ve daha olumsuz bir tutum sergilemiştir. Günlük hayatta olumlu duygu halinde olduğumuzda konuşurken avuç içlerimiz yukarıya bakarken olumsuz duygu halinde olduğumuzda avuç içlerimiz konuşurken aşağıya dönüktür. (Marcus, syf:58,59) Yani düşünce ve duygularımız vücut hareketlerimizi jest ve mimiklerimizi belirlerken benzer şekilde başka görevler verilerek oluşturulan vücut hareketleri, jest ve mimiklerde biz farkında olmasak da beynimizde belirli duyguların oluşmasına yol açmaktadır.

Günlük yaşam hepimizi çok yıpratıyor. Özellikle de yaşadığımız çağı düşünürseniz. Sadece olanı biteni düşünmek bile insanı karamsar hale getiriyor. Ancak yine de dünya dönüyor! Yüz ifadelerimizin bir kısmını kaybetmemeye çalışmalıyız; öncelikli olarak da gülümsemeyi, mutluluğu ve de şaşkınlığı tabii ki. Yaşamamız gereken anlar ve vermemiz gereken kararlar var. Günlük hayatın karamsar yanından biraz sıyrılıp çözüm üretebilecek enerjiyi tekrar yakalayabilmek için olabildiğince çok yüz kaslarımızı güler ya da hiç olmazsa gülümser halde tutmaya çalışmalıyız. Vücudumuz da olumlu duruş ve hareketler ile desteklenmeli. Örneğin bize haz veren doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık, bahçe işleri vb gibi hobilerle, dans veya spor ile. Hayata karşı duruşumuzu bozmamak için yine hayatın içinden oldukça güçlü bir desteğe gereksinim duyuyoruz. Ciddi bir karar almadan önce olumlu insanlarla, sizi neşelendirebilen insanlarla konuşun. Dışarı çıkın. Olumlu duyguları ön plana çıkaran ortamlar yaratın kendinize. Hiç olmadı sevdiğiniz bir albümü dinleyin ya da vazgeçemediğiniz bir komedi filmini seyredin. Hakikaten hayat çok kısa. Asık bir suratla pes edip, uğruna çaba harcamaktan vazgeçemeyeceğimiz kadar da güzel aslında. … Saygılarımla…

 

Yazar: H.Tuğrul Atasoy
Kaynaklar:
1- David Eagleman “Beyin: Bu Senin Hikayen” Çeviri: Zeynep Arık Tozar. Domingo Yay. 4.Baskı 2016.
2-Gary Marcus. “Kluge:İnsan Zihninin Gelişigüzel Yapısı” Çeviri: Armağan Özdemir. Remzi Kitabevi. 2010.

 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

 


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Doğmak nedense 1967 yılına nasip olmuş. Ankara’da geçen ve oldukça uzun gelen okul yıllarını Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1991'de mezun olarak tamamladım. Yetmedi yine aynı ciddi şehirde uzmanlık eğitimi alıp 1997’de nöroloji uzmanı oldum. Sonrasında Haziran 2001 tarihinde yolum Zonguldak'a düştü. Halen bu şehirde Üniversitenin Nöroloji Kliniğinde Öğretim Üyesi olarak hayatımı kazanmaktayım. Davranış bilimleri dışında, müzik, edebiyat ve doğa fotoğrafçılığı diğer ilgi alanlarım. Okumak dışında elimden geldiğince yazmayı ve yazdıklarımı paylaşmayı da seviyorum. Yazdıklarımı bir araya getirdiğim yayımlanan kitaplarım var; Yeni Yetenlere (Şiir); Olduğu Gibi (Şiir); Sormadan Gidilir Bazen (Öykü); Yarının Dünüdür Bugün (Öykü); Gölgeler Güneşte Gezinir (Öykü); Bir Nöroloğun Gözünden İnsan Neden Sanat Yapar? (Araştırma-İnceleme).