Doğayla ne denli çevrelenmiş ve kültürle ne ölçüde kuşatılmış durumdayız? Gerçekten de insan hemcinslerimizin eşitliğini savunabilir miyiz?

Bu konu Hannah Arendt‘in (14 Ekim 1906-4 Aralık 1975) Between Friends: The Correspondence of Hannah Arendt and Mary McCarthy isimli kitapta yer alan bir mektubunda incelediği mefhumdur. Bu kayda değer cilt, bizlere Arendt’in aşk üzerine ve McCarthy’nin insan doğası, ahlaki seçim ve kötülüğün affedilip affedilemeyeceğine nasıl karar verdiğimiz üzerine uyarı niteliğindeki nasihatlarının bir derlemesidir.

Yazışmalarında, Arendt ve McCarthy, sıklıkla, birbirlerinin yayınlanmış veya üzerinde çalışılmakta olan eserlerini, çeşitli felsefi sorular ve varoluşsal bulmacalar üzerinde yükselen düşünceleri için bir sıçrama tahtası olarak kullandılar. Arendt, McCarthy’nin o günlerde henüz yeni yayınlanmış olan beşinci romanı Birds of America‘daki temaları derinlikli olarak inceledi. 28 Mayıs 1971 tarihli bir mektupta şunları yazmıştır:

“Eşitlik taraftarı birey, aslında şunu söyler: Herkesin, tam olarak herkesin benim gibi olmasını istiyorum; ve bu işe yarasın ya da yaramasın, ben yine de bu varsayıma göre yaşayacağım. Başka türlü bir yaşam değersiz olurdu. Bu bir paradoks değil; sadece toplumla çatışır nitelikte.”

Toplumun varsayılan yapısına ve onun sahte kutuplaşmalarına karşı başka bir cephe açarak bunları sorgulamaya girişen Arendt ekliyor:

“Kültür ve doğa karşıtlığınızdan şikayetçi olduğumu belirtmek istiyorum. Kültür her zaman doğayı geliştirmiştir. Doğa da yine doğanın ürünü olan insan denilen bir varlıkça gözetilir ve çekip çevrilir. Eğer doğa ölürse, medeniyetimizin tüm eserleriyle birlikte kültür de ölecektir.”

Fakat aynı mektupta Arendt gerçeği daha radikal — dilin insanlar tarafından üretilen gerçekliğe kıyasla sentetik bir katman olmadığı ancak kendi varlığımıza gerçeklik kazandırdığımız doğal bir mekanizma olduğu fikri— ve tali bir yönden aydınlatıyor. McCarthy’nin romanı üzerine başka bir tefekkürde Arendt şöyle yazıyor:

“Dille ilgili pasajı, insana mesajlar iletmesini, insanlar tarafından deneyimlenen sözel düzeydeki her şeyi kapsayan bir dağarcık olmasını seviyorum. Bir deneyim yalnızca söze dökülürken görünür hale gelir. Bu demektir ki, söylenmediği müddetçe var olmayacaktır.

[…]

Bir kimse, hayatın nasıl olduğunu, şansın ve kaderin insanlarla nasıl başa çıktığını hikayeyi anlatmadan söyleyemez.”

 

Yazar: Maria Popova
Çeviren: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: brainpickings 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.