Paylaşmak güzeldir..

Kişisel kütüphanemde bulunan Kant’ın 19. yüzyılın sonlarında basılmış Saf Aklın Eleştirisi kitabını uzun yıllar önce bir sahaftan almıştım. Kitabın sonundaki boş sayfada önceki sahibinin bıraktığı bir not ve imza var. Notta şunlar yazıyor:

“1883, Boston’da başladım.
Şubat 1891, Salt Lake City’de tekrar okumaya başladım.
1911, East Capitol Cad., No: 698, yine okuyorum.
Ekim 1991, bitirdim.”

Zor eserlere sonuna kadar direnen, kitapta okumaya değer bir şeyler olduğuna inanan ancak profesyonel bir filozof olmadığı oldukça net olan bu okurla aramda bir bağ kurdum. Okurun bıraktığı bu not, akademik disiplinin farklı çeşitleri arasındaki çarpıcı farkı ortaya koyuyordu. Birçok bilim dalında, öncül kaynaklar (dergi makaleleri) uzman olmayan kişiler için anlaşılmazdır.

Peki, kendi alanım olan felsefede durum nedir? Geçmişe baktığımızda David Hume ve René Descartes gibi bazı önemi filozoflar sofistike fikirleri oldukça saygın ve ulaşılabilir bir tarzla birleştirmişlerdir. Okurlar herhangi bir yardım almadan Leibniz gibi tarihi figürlerle boğuşmuştur. Ancak son elli yıldır felsefe özel bir ikilemde kalmıştır. Felsefenin zor olduğunu düşünen birçok alan dışı kişi çağdaş yazarları okurken oldukça düşmanca ve kırgın bir tavır takınmışlardır. Aynı okurlar dergi makaleleriyle veya moleküler biyolojiyle ilgili bir metinle karşılaştıklarında ise konunun amatörler için kolay olmamasını normal bularak aynı tavrı takınmamışlardır. Bunları okumada zorlanma halinin nedenleri arasında bu gibi metinlerin doğrudan teknik kelimeler, konuyla ilgili önceden sahip olunan bilgiler, günlük deneyimlerden farklı olan konuları içermeleri vardır. Buradaki kafa karıştırıcı nokta uzman olmayan kişilerin verdiği tepkilerdir. Kant’ın kitabına not bırakan okur ise bu kitabın, 28 yıllık bir uğraşıya değer olduğunu düşünmüştür.

Felsefeye karşı duyulan bu olumsuz hislerin arkasında benim de birçok kez rastladığım psikolojik bir tavır yatmaktadır. Bu tavır, Nobel ödüllü yazarların okuyucularından Amazon eleştirmenlerine kadar birçok farklı okurda gözlenmiştir. Örneğin bir kişi, adı Horace olsun, fizik, hukuk veya mühendislik gibi entelektüel aktivite alanlarından birinde başarılıdır. Bu başarısından, felsefe gibi diğer entelektüel alanlarında da oldukça başarılı olacağı sonucunu çıkarmaktadır. Horace, bir yazarın neden X argümanını savunduğunu ve hatta argümanın ne olduğunu bile anlamamaktadır. Ancak bunun sebebinin yazarın veya doğrudan felsefenin hatası olduğunu düşünmektedir.

Kütüphane rafımda, Kant’ın hemen yanında Bertnard Russell’ın Felsefe Sorunları isimli kitabı var. Bu kitap, yalnızca, temel örgün eğitimi tamamlamış, çalışan insanların yer aldığı bir okuyucu kitlesi için yazılmıştı. Bir yüzyıl sonra ise Russell’ın kitabı açıklığın ve yaratıcılığın bir modeli haline geldi. Bu durum bazı açılardan oldukça başarılıydı çünkü içlerinde madencilerin, demircilerin ve diğer sanayi işçilerinin de bulunduğu, üniversite eğitimi almamış binlerce okur, oldukça ustaca bir İngilizce ile yazılmış bu kitabın sunduğu zor fikirlerle uğraşmaya istekliydi. Bu konuda kibirli değillerdi çünkü bu okumanın oldukça çetrefilli ve yorucu olacağını biliyorlardı. Ancak bu davranış, artık geçmişteki kadar sık görülebilecek cinsten değil. Zira, günümüzde Sparknotes diye bilinen ve tüm bir kitabın özetini, ana fikrini sunan internet siteleri var.

Beni korkutan şey ise okurları felsefenin bir parçası olmaya doğru iten bilgi edinme isteğinin çeşitli etmenlerin sonucunda kaybolması ihtimali. Matematik alanında türevsel denklemleri çözebilen bilgisayarlar var ve bunlar oldukça etkililer. Ancak, bu bilgisayarlar bizleri yalnızca izleyici konumuna da itebilirler. Fakat Matematiği anlamak için çalışmak, yani materyallerle gerçekten uğraşmak lazımdır. Aynı şekilde, Vikipedi de birçok alan için harika bir bilgi kaynağıdır ancak bu kaynak nadiren zihni harekete geçirmeyi gerektirir. Sonuç olarak, felsefe dünyasına erişebilmek için birçoğu garip ve sevimsiz, kimileri ise oldukça basit olan fikirlerle cebelleşmeniz, bunların üzerine bol bol düşünmeniz gerekmektedir. Bunun için bir isteği olmayanlar ise ne yazık ki bu dünyanın dışında kalacaklardır.

Yazar: Paul Humphreys
Çevirmen: Deniz Saldıran
Kaynak: OUP Blog 


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Lise yıllarından beri İngilizce-Türkçe çeviriler yapıyorum. 3 senedir İspanyolca öğreniyorum ve mezun olduktan sonra İspanyolca çeviriler de yapmayı hedefliyorum. Önümüzdeki sene yayınlanacak olan bir kitabın çevirmenliğini yapıyorum. Üniversitenin ilk yıllarında okulun çeşitli öğrenci kulüplerinin çıkardığı dergilerde editörlük yaptım. Ayrıca yine bu dergilerde yazılarım ve çevirilerim yayınlandı. Dil öğrenmeyi, kitap okumayı ve seyahat etmeyi çok seviyorum.