Yaratıcılık ve ruhsal bozukluk arasındaki bağ iyi kurulmuştur fakat aynı zamanda medya aracılığıyla, özellikle de Hollywood sayesinde oldukça abartılmaktadır. Aslında, sıradan bir insandan sanatsal ve bilimsel yeteneğin çarpıcı örnekleri üzerine düşünmesini istediğinizde, yaratıcı ve dahi sıfatını tam olarak temsil etmeyen örnekler seçmeleri muhtemeldir. Yetenekleri sayesinde değil, yetenekleriyle birlikte var olan psikolojik rahatsızlıkları (psikopat karakter özellikleri, bipolar kişilik bozukluğu, asosyal davranışlar, sosyal beceri eksikliği vb.) sayesinde hatırlanan örnekler seçerler. Böylece matematik veya fizik alanında dahi olan birini düşündüğünüzde, aklınıza hemen “Akıl Oyunları” filmindeki Russell Crowe gelir. Müzik alanında dahi olan birini düşündüğünüzde ise Beethoven’in biyografik filmi olan “Ölümsüz Sevgili” veya Mozart’ın “Amadeus” tasviri gelir aklınıza (tercihe bağlı olarak “Ray”, “Walk The Line” , “Shine” filmleri de örnek oluşturabilir.) Görsel sanat alanlarında dahi olan isimleri düşündüğünüzde ise aklınıza “Picasso’yla Yaşamak” , ”Pollock” veya “Modigliani” gibi filmler gelir.

‘İmmortal Beloved’ 1991 ‘Ölümsüz Sevgili’

Burada asıl anlatılmak istenen oldukça basit: Saygınlığı hem yeteneğin hem de psikolojik sıkıntıların bir kombinasyonu şeklinde tanımlamak. Sonuç ise oldukça açık: Yaratıcılık yeteneği ve psikolojik bozukluklar arasında rastgele bir bağ kurarak yanılgı yaratmak. Burada geçerli olan, Miles Davis’in alkolik olmasaydı Miles Davis olamayacağı, Picasso’nun yeteneğinin aşka ve ilişkilere karşı psikopatik yaklaşımı sayesinde arttığı ve aynı şekilde Ray veya Steve Wonder’ın görme engeli olmasaydı sıradan müzisyenler olarak kalacakları varsayımıdır. (Görme engelli olmak bir psikolojik rahatsızlık olmamasına rağmen burada vurgulanan bu rahatsızlığın psikolojik etkilerinin bulunmasıdır). Bu varsayım ortalama zekaya sahip insanlara moral veren bir mesaj iletir: Dahi olmak çok değerli bir özellik değildir çünkü tüm dahiler rahatsız insanlardır. Bu yüzden hepimiz normalliği benimsemeliyiz.

Oysa gerçek bundan oldukça farklıdır. Çoğu yetenek uyumsuz karakterden çok uyumlu karaktere sahiptir. Psikolojik çalışmalar, yaratıcılığın fiziksel ve psikolojik anlamda sağlıklı olmak da dahil çok çeşitli pozitif sonuçlarla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Konuyu moleküler veya mikro-psikolojik bakış açısıyla ele alırsak, yaratıcılık içeren herhangi bir eylemin olumlu fiziksel ve psikolojik etkilere neden olduğunu söyleyebiliriz. (Bu durum için “akış”, içe yönelik motivasyon, doğal yoldan ulaşılabilen mutlu ruh hali veya istediğiniz herhangi bir tanımı kullanabilirsiniz.) “Grup düzeyi” analizinde, yaratıcı aktiviteler uzun süreli ilişkiler de dahil olmak üzere birçok sosyal bağı güçlendirir. Sosyal ve sosyolojik bir düzeyde ise, yaratıcılık insan toplumunun ilerlemesinde temel etkendir. Birçok insan, olası bir ilerlemenin doğal psikolojik yapımıza veya temel psikolojik ihtiyaçlarımıza zarar verdiği konusunda bizi ikna etmeye çalışsa da, Kuzey Kore’de yaşamadıklarını hatırlamalılar. (Zaten isteseler de yaşayamazlardı). Yaratıcılık ve sağlıklı ruh hali arasındaki ilişkiyi destekleyen çok sayıda kaynağı burada incelemeyeceğim, bunun yeri burası değil fakat sözüme güvenin: Yaratıcılık, hangi şekilde ortaya çıkarsa çıksın, mutlu sonuçlar doğurur. (Bu iddia neredeyse totolojiktir.)

‘A Beautiful Mind’ 2001 ‘Akıl Oyunları’

Daha karmaşık olan ise, sağlıklı ruh hali veya mutluluğun yaratıcılık için ne ölçüde faydalı olduğu sorusudur. Evet, çalışma pozitif duyguların yaratıcı dürtüleri tetikleyebildiğini gösteriyor – coşku dolu anlar sıklıkla yaratıcı davranışlarla ilişkilendirilir.- Fakat çalışma ayrıca sıkıntılı dönemlerin (üzüntü, endişe, korku vb.) yaratıcılığın “üretilmesi” için kullanılabildiğini ve hatta sonrasında atılacak yaratıcı adımlar için “hammadeleri” sağladığını gösteriyor. İnsanların kıyı etkisi dediği durum budur ve neden yaratıcı bazı ünlülerin bipolar eğiliminde olduğunu açıklar. Aslında bunu görmenin çok daha kolay bir yolu var: Eğer hayatınızda her şey iyi gidiyorsa veya hayatınız müthiş bir dengede ilerliyorsa, neden değiştirmek isteyesiniz ki? Hatırlayın: Yaratmak bir şeyi değiştirmek veya başka bir şeye dönüştürmek demektir. Yani, “yaratıcılığınız kırılmazsa…”. Dolayısıyla, dramatik olaylar yaratıcı girişimleri harekete geçirebilir çünkü bizi bir şeyleri değiştirmek için motive ederler ve yine aynı sebeple, dengeyi sağladığımız ve hayatımızı bir dengeye oturttuğumuz anda bir şeyler üretmeye daha az hevesli hale gelebiliriz.

Duygusal zorluklar (acı çekme) ve yaratıcı eylemler arasındaki ilişki estetik tercihlerimizde de kendini gösterir. Gerçekten mükemmel bir dengede ilerleyen hayatınız, sadece yaratıcı içgüdülerinizi değil ayrıca yaratıcılık içeren her şeyden aldığınız keyfi de azaltır. Dışadönüklük ve uygunluk testlerinde yüksek puan alırken nevroz testlerinden düşük puan alan, yani mutluluğa doğuştan meyilli olan insanların estetik anlayışlarının çok kötü olması bundan kaynaklanır. Ayrıca, estetiksel duyarlılık ve sanatsal zevk üzerinde önemli etkilere sahip tek kişilik özelliği (deneyime açık olma özelliği) kesin olarak psikotisizm ve heyecan arama ile ilişkilidir.

‘Meet The Parents’ 2000 ‘Zor Baba’

Sanatsal tercihleri, kişilik uyum kategorileri veya faktörlerine göre sınıflandırmadan, kişilik ile sanatsal tercih arasında bağ kurmak kolay değildir. Mesela eğer farklı resimler veya şarkılar olumlu ve olumsuz duyguları harekete geçirme kabiliyetlerine göre sınıflandırılırsa, dışadönüklük ve nevroz gibi duygularla alakalı özellikler tarafından sezilirler. Benzer şekilde, eğer film gibi sanatsal ürünleri estetik değerlerine göre sınıflandırırsanız (ne kadar sanatsal, düşünsel veya kültürel olduklarına göre), insanların açıklık seviyeleri sayesinde bu tercihleri kolayca tahmin edebilirsiniz. Açık (bir başka deyişle sanatçı ruhlu) insanların sanatsal resimleri, fotoğrafları, müzikleri veya filmleri tercih etmeleri şaşırtıcı değildir ve bize yeni bir şey söylemez. Yine de mutlu insanların bu ürünlerden daha az sanatsal olanlarını tercih etmeleri sadece yaratıcılık ve sıkıntı arasındaki bağı kabul etmekle açıklanabilir. Dengeli ve uysal dışadönüklerin “Meet the Parents” gibi iyi hissettiren filmlerden, değişken ve uyumsuz içedönüklerden çok daha fazla zevk almalarının nedeni budur. Ayrıca dengeli ve uysal dışadönüklerin “Das Boot” veya “The Antichrist” gibi filmlerden hoşlanmamasının hatta büyük ihtimalle izlemeye bile yeltenmemesinin nedeni de budur.

O yüzden eğer doğuştan mutlu bir kişiliğe sahipseniz, sanat anlayışınız büyük ihtimalle berbattır.

Yazar: Tomas Chamorro-Premuzic
Çevirmen: Ezgi Yıldız
Kaynak: psychologytoday.com

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.