Filozofların usta düşünürler olduğunu hepimiz biliriz fakat çoğu filozof, özellikle ahlâk filozofları, dünyayı değiştirmeyi de isterler. Platon’un da belirttiği üzere, kişi bir kez bilgeliğin doruğuna yükseldiğinde ya da en azından doktora tezini başarıyla savunduğunda, aydınlığı diğerlerine de yayma isteğinin ayartmasına karşı koyması zordur.

Bununla birlikte, çoğumuz için bunu yapmada gerçekten başarılı olma düşüncesi hayalden de ötedir. Kendini başkalarına duyurma girişimi sıklıkla olumsuz sonuçlanır ya da bunun zaman ve enerji kaybı olduğu ortaya çıkar. Uygulamalı etik gibi kamuya yarar alanlarda çalışan filozoflar bile, görüşleri aptalca ve hatta tutarsız olsa da işitilmesi açık ara daha kolay olan ve şaşırtıcı bir dünyada insanlara kesinlik hissi sunan âlimlerin, hatiplerin ve politikacıların gürültüsü arasında duyulmak için mücadele etmek zorunda kalabilir.

Kişisel kimlik ve kamu politikası üzerine Oxford’da düzenlenen son çalıştayda, bu sorun hakkında ne yapılabileceğini düşündük. Ortak merakımız, insanları insan kılan şeyin ne olduğuydu. Özellikle de, yaşlanmama rağmen beni gençliğimdekiyle aynı kişi yapan şeyin ne olduğu… Bu sorunun yanıtı sağlık hizmetinden ceza adaletine, gelişen teknolojiden ölümün tanısına kadar birçok konuda hayati önem taşır. Bununla birlikte, bu konular çoğunlukla doktor, avukat ve bilim insanlarını ilgilendirir; ki zaten onların zihinleri de bunlarla meşguldür. O hâlde herhangi birisi, filozofların bunlar hakkında ne düşündüğüyle neden ilgilensin?

Öyleyse bunlar kimin sorunları?

İşte bir örnek. İnsanlar uzak geçmişte işledikleri suçlar sebebiyle cezalandırılmalı mıdır? Şu gayet açık görünüyor ki bir kişiyi, yalnızca suçu işleyen kişinin o olduğuna tamamen ikna olmuşsak cezalandırmalıyız. Bununla birlikte, kişisel kimliğe dair çoğu görüşe göre, suç komisyonu ve cezalandırma arasında bir kez yeterli zaman geçtiğinde, kişi suçlu hâlâ yaşıyor olsa dahi, artık bir zamanlar olduğu kişi değildir ve dolayısıyla cezalandırılmayı hak etmez.

Filozoflar için, bunun gibi bir sorunu düşünmek uzun yıllardır mühim bir meseledir. Biz, bunu ilk kez deneyen insanlarla temelde farklı yollardan düşünme eğilimindeyiz. Bizim için, “Birilerini işlediği suçtan yıllar sonra cezalandırmak ve hiç suç işlememiş birisini cezalandırmak arasında gerçekten ahlâki bir ayrım var mıdır?” gibi sorular sormakta hiçbir sakınca yok. Buna karşın, bunun gibi sorular çoğu insana kural tanımazca ya da en kötü ihtimalle anlaşılmaz görünür.

Bu nedenle, hakiki bir kamuoyu tartışmasına katılmayı ummadan önce ve hâlâ ciddiye alınıyorken, insanlara söylev vermekle ilgili sorunları çözmenin yollarını bulmalıyız. Görüşleri etkili bir şekilde ifade etmek için ilginin net ve kolay anlaşılır bir alanda toplanması gereklidir. Ayrıca, filozoflar tek başına argümanlarla uğraşmayı severken, filozof olmayanların çoğu ağırlıklı olarak sonuçlarla ilgilenir. Ne kadar iyi ifade edildiği ve ikna edici olduğuna bakılmaksızın, içeriği izleyici kitlesi tarafından belirsiz ya da kabul edilemez bulunan bir görüş, yine de akademik olarak incelenmeye değer olabilir; fakat daha geniş bir ilgiye mazhar olmayacaktır – en azından sıkı bir çalışma yapılana kadar.

Öyleyse, burada filozoflar için basit bir prensip meselesi vardır; tecavüzcü ve katillerin suçlarından dolayı hüküm giymesini önlemenin muhtemelen çok ileri bir adım olacağını fark edinceye dek, herhangi bir gelişme kaydetmenin olanağı yoktur. En iyisi, en azından vaka sonuçlarının daha az rezilce göründüğü erken aşamalarda, insanın kendini sınırlamasıdır – örneğin suçlunun kimliğine daha çok bağlı olan dolandırıcılık veya komplo gibi suçlarda.

Yüksek yerlerde arkadaş edinmek

Filozofların yüzleşeceği sonraki sorun, itiraf etmekte zorluk çeksek de tüm yanıtlara sahip olmadığımızdır. Doğru bir ahlâk felsefesini benimsemek iyi kararlar vermenin önemli bir bölümüdür, fakat sadece bir bölümüdür. Bununla birlikte, kamuoyu tartışmaları anlam, motivasyon ve fırsatlardan oluşan bütün bir pakete odaklanma eğilimindedir; ve eğer filozoflar tüm bunları konuşmanın bir yolunu bulamazsa, görüşlerimiz yalnızca marjinal bir rol oynayacak.

İlk soru filozofların kendi aralarında anlaşma eğiliminde olup olmadıklarıdır. Hadi cezai sorumluluk meselesine geri dönelim. Daha önce de belirttiğim gibi, bazı bilim insanları kişinin gençliğindeki hâliyle yaşlılığındakinin aynı olmadığı, onun sadece ardıl benlik olduğu görüşünü benimser. Bu görüş, zaman içindeki kişisel kimliği ‘psikolojik süreklilik’ meselesi olarak gören ve bunun hatıralarımız, niyetlerimiz, inançlarımız, arzularımız ve kişilik özelliklerimizin değişme derecesine bağlı olduğuna inanan kimseler tarafından desteklenme eğilimindedir. Yeterince zaman tanındığında neredeyse hepimiz psikolojik olarak değişiriz; o hâlde bu görüşü savunan filozoflara göre, en azından bazı durumlarda, uzak geçmişte işlediği suçlar sebebiyle birisini cezalandırmak ahlâki olarak yanlıştır. Hangi filozoflar bu görüşe katılmıyor? Ana alternatif ‘hayvanîlik’tir; kişisel kimliğin aynı biyolojik organizmadan ibaret olduğu fikri. Bu görüşe göre, belirli radikal tıbbi müdahaleler olmadığı sürece, yaşlılığa erişmiş birinin gençliğindekiyle aynı kişi olmaması neredeyse imkânsızdır. Bununla birlikte, bu görüşü benimseyenlerin çoğu, zamana bağlı kişisel kimliği ahlâki açıdan zannettiğimiz kadar anlamlı bulmadılar. Şüphesiz, tarihi bir suç sebebiyle birini cezalandırmak, tamamen başka birisini cezalandırmak ile aynı şey değildir; fakat kişilik ve davranış gibi diğer birçok ahlâki unsur değişmiş olabilirken, biyolojik bir organizmanın sürekliliği bizim için neden önemlidir? En azından filozoflar arasında, bunun neden böyle olduğuna dair daha az ittifak olsa da, çoğu durumda insanları tarihi suçlar sebebiyle cezalandırmamamız gerektiği hakkında yaygın bir uzlaşma var.

Felsefenin dışında köprüler kurmak daha zor olabilir. Filozoflar psikolog, sosyolog ve hatta suç bilimciler gibi belirli diğer gruplarla uzlaşma zemini bulurken, ekonomist ve avukatlar gibi kamuoyu tartışmalarında daha fazla etkili olan diğer gruplar belirgin teamül ve normlara sahiptirler.

Bir tartışmayı etkilemek, birileri söylemek üzere olduklarınızla zaten ilgilendiğinde her zaman daha kolaydır; konu, onların kendi terimleriyle kolayca ifade edilebildiği ve almak zorunda oldukları kararlarda net etkiler yaptığı takdirde filozofların söyledikleriyle daha çok insan ilgilenecektir. Sıklıkla, dinlemeye hazır diğer insanların dikkatini çeker ve onlarla konuşarak, söylemek üzere olduklarınızı anlatmanın daha iyi yollarını bulursunuz.

Birilerinin ellerini kirletmek

Yani, felsefe eğer kamuoyu tartışmasını etkileme hayalini sürdürüyorsa, o hâlde filozoflar ne söylediğimiz, nasıl söylediğimiz, kime söylediğimiz ve söylediklerimizin neden dikkate alınması gerektiği üzerine daha fazla düşünmeli. Bununla birlikte, hâlâ halledilmesi gereken bir şey var, zor bir şey; aslına bakarsak bu, dışarı çıkıp bunları söylemek. Bu, filozofları tüm sorunların en büyüğünden, nereden başlanması gerektiğinden kurtarır.

Politika üretenlerle konuşup onların en çok neyi duymak istediklerini bulmak mı, insanların gelip sizinle konusu hakkında konuşmalarını ümit ederek bir kitap yazmak ve “akademik takılmak” mı yoksa sokaklara çıkıp avazın çıktığı kadar bağırmak mı daha iyidir? Elbette bu, bir defada ve tam olarak yanıtlanabilecek bir soru değil. Yine de, kolayca etkileme gücüne sahip olan ve diğerleri üzerinde nüfuzu bulunan insanları bulmak çoğu zaman işe yarar bir öneridir. Eğer bilgili bir kamuoyu ise o hâlde bir kitap yaz, ya da daha iyisi bir dizi blog yazısı paylaş. Eğer uzman politika üretenlerden oluşan küçük bir grupsa o hâlde doğrudan onlara git – bazen ne kadar da alâkadar olabildikleri çok şaşırtıcıdır (özellikle üniversitede bir iki felsefe dersi almışsalar). Son olarak, söylenmek istenen şey başkalarına bırakılamayacak kadar çok büyük ve önemli ise, o hâlde muhtemelen barikatların arkasına saklanma vakti geldi.

Bize katılmayı düşünen var mı?


Yazar: Simon Beard ve Michael Plant

Çeviren: M. Kaan Erdoğan
Kaynak: Quillette 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.