Paylaşmak güzeldir..

“Nehir kıyılarının nehrin akmasına izin verdiği için zarar gördüğünü zannetmiyorum.”

Frida Kahlo (6 Temmuz 1907 – 13 Temmuz 1954) ve Diego Rivera (8 Aralık 1886 – 24 Kasım 1957) güçlü arzularla besledikleri sınırsız yeteneklere sahiptiler. Bir çift olarak yoğun, karmaşık ve herşeyi gölgede bırakan şiddetli bir aşkları vardı. Kahlo yirmi iki, Rivera kırk iki yaşındayken evlendiler ve yirmi beş yıl sonra Kahlo’nun ölümüne kadar birlikte oldular. Özgür evlilik, modern romantizmin modası olmadan  çok önce evlilikleri özgürdü; her ikisinin de birden fazla ilişkisi oldu. Rivera kadınlarla, Kahlo hem erkek hem de kadınlarla birlikte oldu; özellikle Amerika doğumlu Fransız şarkıcı, dansçı ve aktris Josephine Baker ile  Rus Marksist ve teorisyen Leon Troçki dikkat çeker. Yine de, birbirlerinin hayatlarının aşkı olduğu konusunda ısrarlıydılar. Kahlo’nun tutkulu aşk mektuplarında ve Rivera’nın ilk karşılaşmalarında doğan sevgisinde derin bir inanç oluşmuştu.

Onların nadir görülen aşkları, Rivera’nın My Art, My Life: An Autobiography’sinde Kahlo’nun Rivera’yı betimlediği bölümde daha canlı bir şekilde ortaya çıkar. Kahlo sadece birkaç içten paragrafla aşklarının muazzamlığını yakalar. Kahlo’nun samimiyeti, yüce bir güç gibi aşklarının büyüklüğüne ışık saçar; güzelliğin ve zarafetin nihai kaynağıdır.

Kahlo şöyle yazar:

“Sizi uyarıyorum ki bu tabloda Diego’yu resmedeceğim, bu tabloda benim bile tanışık olmadığım renkler olacak. Ayrıca Diego’yu çok seviyorum; onun ve onun hayatı hakkında objektif olamam … Diego’nun hakkında sadece kocam olarak konuşamam çünkü bu terimin ona uygulanması çok saçma olur. O,  hiç kimsenin kocası olmadı ve olmayacak. Onun hakkında sadece sevgilim olarak konuşamam çünkü bana göre seks sınırlarını da aşıyor. Ve eğer onun hakkında en saf haliyle konuşacak olursam;  en sonunda kendimi kendi duygularımı resmederken bulurum . Yine de bu duygusal engelleri düşünsek bile, onun imajını en iyi şekilde çizmeye çalışacağım.”

Kahlo’nun eskizinin çılgın gibi seven bakışları altında Rivera; zarif, büyülü ve neredeyse doğaüstü bir yaratık haline dönüşür (halbuki fiziksel olarak geleneksel güzellik standartlarına göre cazip olmayan bir adamdır). Ursula K. Le Guin’in de bir nesil sonra zarif bir şekilde anlattığı gibi; bir insanın gerçek ihtişamı “güzellik”ten tamamen farklıdır. Nihayetinde Rivera’nın portresi, Kahlo’nun aşk ve güzellik hakkında parmak ısırtan yeteneği ile en yoğun hisleri içinde ortaya çıkar.

Kahlo Rivera’yı tanımlıyor:

“Onun Asyatik tipli kafa yapısı hoş ve ince saçları havada yüzüyormuş gibi bir izlenime neden oluyor. Sevimli ama üzgün suratı ile büyük bir bebeğe benziyor. Geniş, koyu renkli ve zeki gözleri şişmiş göz kapakları altında zorlukla duruyor gibiler. Kurbağa gözü gibi çıkıntı yapıyorlar, her biri diğerinden sıradışı bir şekilde ayrılıyor. Bu nedenle, görüş alanı çoğu kişinin görüş alanınından çok daha fazla gibi hissettiriyor. Neredeyse geniş alanları ve kalabalıkları resmeden bir ressam için yapılmış gibiler. Bu olağan dışı gözler tarafından üretilen etki ise birbirinden çok uzağa yerleşmişler ve arkalarındaki eski oryantal bilgilerin spekülasyonunu yapması için birbirlerini cesaretlendiriyorlar.

Buda’nınkine benzeyen dudaklarında nadir durumlarda ironik ama hassas bir gülümseme belirir. Onu çıplak görünce hemen aklınıza arka bacakları üzerinde duran genç bir kurbağa gelir. Derisi yeşilimsi-beyaz, suda yaşayan bir hayvana benziyor. Vücudundaki koyu renkli bölgeler elleri ve yüzü, çünkü güneşte yanmışlar. Omuzları bir çocuğunki gibi dar ve yuvarlak. Fark ettirmeden hareket ediyorlar, gittikçe azalan yuvarlaklığıyla neredeyse bir kadınınki gibiler. Kollar, küçük ve hassas ellere doğru düzenli olarak olarak küçülüyor… Bu ellerin şaşılacak sayıda resim yapma yeteneğine sahip olduğunu düşünmek inanılmaz bir şey. Şaşırtıcı olan şey ise hala yorulmadan çalışabilmeleri.

Diego’nun göğsü; Diego, Sappho’nun yönettiği ve erkek işgalcilerin idam edildiği bir adaya düşseydi hiçbir zaman tehlikede olmazdı. Özel ve tuhaf erkeksiliğine rağmen, muhteşem göğüslerinin hassasiyeti onun hoş karşılanmasının sigortası olurdu ve erkeksi bir aşk için açlık çeken kraliçelerin topraklarında onun eşit derecede arzu duyulmasını sağlardı.

Onun muazzam göbeği pürüzsüz, sıkıca gerilmiş bir küre şeklinde ve klasik sütunlar kadar güzel duran iki güçlü bacak tarafından destekleniyor. Ufak bir açı ile dışarıya bakan ayaklarla sona eriyorlar; ayakları sanki tüm dünyayı kaplayacak kadar geniş bir duruş için kalıplanmış gibiler.

Cenin pozisyonunda uyuyor. Uyanık saatlerinde, uykulu bir zarafetle sanki sıvılaştırılmış bir ortamda yaşamaya alıştırılmış gibi yürüyor. Onun bu hareketleriyle, suyun üzerinde yürüyebilmek için havanın yoğunluğunu bulduğunu düşünürsünüz.”

Son olarak Kahlo, hiç hoş olmayan bir durum olan insanların diğer insanların aşklarını yargılamasına değiniyor; nüansın ve boyutun şiddetle düzleşmesi ve muazzam zenginlik iki kişi arasında var olur, sadece onlar tarafından algılanabilir. Kahlo şöyle devam ediyor:

“Belki de Diego gibi bir adamla nasıl yaşadığım konusunda ağıt yakmam bekleniyor. Ancak nehir kıyılarının nehrin akmasına izin verdiği için zarar gördüğünü, ne de toprakların yağmurlar yüzünden zarar gördüğünü, ne de enerjisinin kaçmasına izin verdiği için atomun zarar gördüğünü sanmıyorum. Benim düşünceme göre, her şeyin kendi doğal telafisi var.”

Yazar: Maria Popova
Çevirmen: Meltem Çetin Sever
Kaynak: Brain Pickings 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Kimya öğretmeniyim. Dokuz yıl Ankara’da dersane öğretmenliği yaptım. 2008 yılından beri İngiltere’nin Derby şehrinde yaşıyorum. Evliyim ve Elif adında yedi yaşında bir kızım var. Onunla birlikte dünyayı yeniden keşfediyorum ve gönüllü işler yapıyorum. En sevdiklerim ; fotoğraf çekmek (500px.com/meltemcetinsever ) , bisiklete binmek, kulağıma hoş gelen her tür müziği dinlemek, bilimle ilgili hergün yeni şeyler öğrenmek... Hayata bakışımı en güzel Carl Sagan’ın sözü açıklar: “I don't want to believe. I want to know.” Yani; “İnanmak değil, bilmek istiyorum.”

Comments are closed.