Paylaşmak güzeldir..

Çoğumuzun severek hatırladığı, tüm zamanların en iyi televizyon programlarından biri, The X-Files.
Fox Mulder ve Dana Scully, haftanın paranormal, doğaüstü ya da dünya dışından gelen uzaylı yaratığını bulur ve bizi onlardan kurtarırlardı, tabii bir yandan da daha büyük güçlerin, onları Sisifos vari bir hale getirdiklerinin farkındalardı. Dokuz sezonun yayınlanması ve daha fazlası için televizyona yeniden dönmesi ile program popüler bilinçte kendine yer edinmiştir.

Fakat Fox ve Dana haftanın canavarını kovalarken, gösterilen bu bölümlerin ardında bazı ciddi düşünceler vardı.

The X-Files’in derinlemesine incelemekten hoşlandığı felsefe alanı Bilim felsefesidir. Felsefenin bu alanı, “Bilim nedir?”, “İyi bilim nedir?” ve “Bunu nasıl yaparız?” gibi sorular sorar. The X-Files ise bilime, ana karakterler arasında iki yaklaşım sunuyor.

Scully, bir bilim görüşünü öyle fazla destekler ki adını da buradan alır. Scully’nin zaman zaman eğiliminin olduğu Bilimcilik (Scientism), bilim araçlarının faydalı olmadıkları durumlara uygulanmasıdır. Örneğin, uzaylı bir kelle avcısı, periler ve kurt adamlarla karşılaştıktan sonra bile “paranormal fenomen olasılığı”na rağmen FBI üst düzey makamlarına ihbarda bulunur. O, kavramı kabul etmeyi reddeder ve çeşitli, tuhaf tecrübelerinde giderek artan girişimlerin saçmalığına rağmen bilimsel temelli açıklamalara başvurmaya devam eder.

Scully dizide, paranormal açıklamalara gittikçe daha fazla sempati duyar; bununla birlikte uzaylıların ya da yaratıkların varlığının kör bir kabulünden ziyade, onların varlıklarının bir sebebe bağlı olduğu bilgisine dayanır kabulü. Aynı zamanda bu tip açıklamaları açık bir şekilde reddedişini, paranormal dışı açıklama yapma yeteneğini “sıfırlayan” birçok bölüm sayesinde uzunca bir süre de korur.

Bunlarla birlikte dizinin başka bir yönü daha var: Mulder’ın Sözdebilimi

Scully bilimsel dünya görüşüne fazlaca dayanırken, Mulder ise sıklıkla destekten yoksun bir inanca kapılmaya heveslidir ya da karşılaştığı durumlar için güvenilemeyecek paranormal bir araç kullanmaya açıktır; astrolojik bir açıklama için medyuma danışmak ya da yabancı biri tarafından kendisine verilen kasetteki bilgiye güvenmek gibi.

Avusturyalı-İngiliz, olağanüstü filozof Karl Popper, hayatının çoğunda bilim felsefesi hakkında yazdı. Onun iddia ettiği doğru bilim, yanlışlığı kanıtlanabilir olan fikirlerin yaratımıdır. Yanlışlığı kanıtlanamayan herhangi bir fikir bilim değildir. O, Freudyen psikoloji veya Marksist tarih bakış açısı gibi çok bilimsel olarak görünen fikirlerin yanlışlığının kanıtlanmasının imkânsız olduğunu belirtmiştir. Mulder’ın genellikle kanıta güvenmesi ve muhtemelen yanlışlığı kanıtlanamayan açıklamaları kabul etmesi ise, Popper’ın gözünde, onu sözde bir bilim insanı yapmıştır.

The X-Files sadece bilim ve sözdebilim düşüncesi ile ilgili değildi, çoğu zaman paranormalin pratik ve varoluşsal görünümlerine odaklandı.

Serinin en güzel bölümlerinden birinde, Peter Boyle, geleceği görme yeteneği olan bir adam olan Clyde Bruckman’ı oynadı. Bu karakter, bir insanın tam olarak nasıl öleceğini biliyordu. Bu bilgisini, hayat sigortası satmak amacıyla sıradan bir biçimde kullanıyordu. Mulder sadece onun yeteneklerini uygulayışı ve fenomenler ile ilgili iken, Scully bu adamın psişik yeteneklerinin sonuçları ile yaşamak zorunda olduğunun farkındaydı. Ve sonunda Clyde (Eğer dizinin devam eden bölümleri hakkında bilgi almak istemiyorsanız son paragrafı atlayın, spoiler içerir!) kendisinin yıllarca mahkûm olduğunu bildiği kaderi olan, önceden belirlenmiş bir geleceği bilerek yaşamak yerine intihar etti.

Bahsedilen bu bölüm, özgür irade ve determinizm sorularını araştırırken aynı zamanda cevaplarla başa çıkmanın farklı yollarını da gösterir. Clyde Mulder’a, zaten orada değil ise geleceği nasıl görebildiğini sorarak, sahip olduğu psişik güçlerinin özgür iradenin var olmadığı anlamına gelebileceğini belirtir. Clyde bunu yaşamının son kırk yılı boyunca bilerek, yine de standart, orta sınıf bir yaşam sürdürür.

O, Camus’un dediği gibi, bir Absürt Kahraman. Sürdürdüğü yaşamında, tüm eylemlerinin önceden belirlenmiş ve anlamsız olduğu düşüncesi ile karşı karşıya kalmış. Camus’un düşüncesinde, absürt bir evrende yaşamak, çoğu insanı anlam için mücadele etmeye zorlar. Karşılaştıkları anlam eksikliğini, her şeyin absürtlüğünü gerçekten anlayabilen ama yine de ara sıra bir gülümseme ile başa çıkabilen az sayıdaki kişi, gerçek “kahramanlar”dır. Clyde ise hiçbir şeyin ona bir anlam ifade etmediğini bilir. Kendi ölümünün, nedenselliğin bir sonucu olacağını anlar ve yine de güçlükle yaşamaya devam eder. Gerçek kahramana bir örnek…

Sonunda, Clyde önceden belirlenmiş olan bir yaşama daha fazla katlanamaz ve intihar eder. Onunki muhtemelen önceden belirlenmiş olsa da, Camus, anlamsızlıktan kaçmak için intiharı bir araç olarak seçebileceğimizi belirtir. Bununla birlikte, bu seçim, ölümde yaşamdan daha fazla bir anlam olmadığı için anlamsızlığı çözmeyecektir.

The X-Files; heyecan, aksiyon ve ara sıra kahkaha ile dolu olan bir eğlence programı ve ayrıca eylemlerin arkasında ciddi bir felsefe de var. Televizyon izlemek bilimin sınırlarını anlamaya yardımcı olur mu? Bilim nedir? Ya da her şeyin anlamı tükenmiş olduğunda buna nasıl katlanacağız? Gerçek orada bir yerlerde…


Yazar: Scotty Hendricks

Çeviren: Dolunay Çörek
Kaynak: Big Think 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

 

 

 


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, şu an aynı üniversitede Kamu Hukuku yüksek lisansına başlıyor. İnsanı, içinde yaşadığı toplumu ve dünyayı daha iyi anlayabilmek isteği. Çevirmenlik alanında kendini geliştirmek, daha çok okumak ve yazmak istiyor. Hayatla dans edebilmeyi öğrenebildiğimiz bir yaşam hayalinde…