Paylaşmak güzeldir..

Yeni-Asur döneminden bir tablet. Gılgamış Destanı, Tablet 11: Tufanın hikayesi. Tufan Tableti olarak bilinir. BabelStone/Wikimedia

İleride Gılgamış Destanına ait eksiksiz bir el yazmasının keşfedileceğini öngörmek gerçekçi midir? Iclal Vanwesenbeeck, konu hakkındaki en yeni keşifleri Gılgamış’ın tercümanı ve Asurolog Benjamin Foster’la tartışıyor.

İclal: Bizlere Gılgamış Destanı’yla olan yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz? Tabletleri tercüme etmeye nasıl karar verdiniz?

Benjamin: Her Asurolog, kariyerinin bir noktasında Gılgamış Destanını okur; bu tıpkı her klasizm taraftarının Homer ve Vergil okuması gibidir. Benim jenerasyonumdaki birçok Asurolog yada öncekiler; her daim seleflerinden daha iyi bir tercüme yapabileceklerini hissettiler. Bunun bir nedeni, Babil dilinin anlaşılmasında hızlı bir gelişim gösterilmesidir; oysa Klasik Yunanca ve Latince daha çok, yaşlı nesillere mensup büyük bilginlerin sahip çıkabileceği huşu uyandıran bir ustalığa erişme çabasından ibarettir; ve klasikleri tercüme etmek yeni şişelere eski şarap doldurmak gibidir. Bir diğer neden ise, sürekli olarak (Mezopotamya yazıtlarına ait) yeni parçaların keşfedilmesidir. Biz, Asurologlar, diğer antik (ve ölü) edebiyatçıların kendilerini gerçek anlamda teslim edemeyecekleri dingin bir beklenti duygusuna kapılıyoruz: En sevdiğimiz şiirlerin daha eski yazmaları ve bunların yanı sıra var olduğunu bile bilmediğimiz başka çalışmalar ortaya çıkacak. Dolayısıyla Babil edebiyat çevirilerinin sürekli güncellenmesi, genişletilmesi ve iyileştirilmesi gerekmektedir.

Benim versiyonumun oldukça çalkantılı bir geçmişi var. Takriben 1984’de, o zamanlar bu destan ve düşün eserinin son versiyonu kabul edilen metnin çevirisini tamamladım; doktorasını almasının üzerinden 10 yıl geçmiş genç bir akademisyenin sabırsızlığına rağmen yine de iyi bir iş çıkarmıştım. Masamdaki taslağa bakıp nereye göndereceğimi düşünürken Amerikalı akademik bir yayıncıdan üniversiteden bir sınıf arkadaşımın kendilerine henüz gönderdiği destanın yeni bir çevirisi için redaksiyon yapmamı isteyen bir mektup aldım. Dolayısıyla ahlaki bir ikilemle karşı karşıya kaldım: bu versiyonu kullanarak eksikleri bulmalı ve kendi fikrimi mi geliştirmeliyim?          
Aslına bakılırsa, gönderilen çeviri kesinlikle yayınlanabilir nitelikteydi. O nedenle yutkundum ve bu gerçeği kabullendim, metne hak ettiği olumlu eleştiriyi yazdım ve ek olarak geliştirmek için birkaç yapısal öneri de sundum. Bana ortaya çıkan iyi düzenlenmiş kitabı gönderdiklerinde, sadece kendi versiyonumun ayağının çoktan kaydırıldığını görerek üzüntüye kapıldım. Muzaffer rakibimin birçok kopya sattığını ve en az ikinci baskıyı yaptığını biliyorum. 

Nadiren görülen bu durumda, fazilet meyvesini verdi. 15 yıl kadar sonra, Norton Yayınevi’nden bir editör bana “Eleştirel Yayınlar” serisi için destanı çevirebilecek birini tavsiye edebilir miyim diye sordu. Ben de ona kendi versiyonumun hikayesini anlattım ve o da yayınevi için metni yeniden düzenlememi istedi. Aslına bakılırsa baştan başladım ve bu sefer ikinci bir 10 yılın bilgeliği ve bunun yarısı süreli öğretim üyeliğinin ve araştırmacılığın getirdiği deneyimlerle daha öncekinden çok daha iyi bir çalışmaya imza attım.  

Birçok bilimsel proje, iyi şarap ve peynir gibidir; yıllandıkça gelişir. Norton harika bir yayıncı ve olabilecek en iyi metin editörü yazımı irdeledi ve inceledi. Derler ya “ En iyi aşklar ikinci bir şansı hak eder.” 

İclal: Yakınlarda Irak’ta yeni bir tablet keşfedildi (kaçakçılardan kurtarıldı). Fredonia Üniversitesi’nde yaptığınız açılış konuşmasında hikayenin yeni bir başlangıcının da keşfedildiğini belirtmiştiniz. Bu mısralar İngilizce’ye çevirildi mi? Bu keşifler hikayeyi nasıl değiştiriyor? Örneğin, 19.yy’da tufan hikayesi bu destanın yeniden doğuşu için bir dönüm noktası olmuştu. 
Benjamin: Benim çevirim 2001’de ortaya çıktığından beri birkaç önemli parça yayımlandı. Açılış mısralarının yeni bir el yazması versiyonu Suriye’de ortaya çıktı; önce Andrew George tarafından İngilizce’ye(2007) çevirildi. Bu bizlere açılış mısralarının doğru okumasını veriyor; ki bilindiği gibi bunlar için sayısız kere yeniden yorumlama teklif edilmişti; birçoğu yanlıştı, ekleme yapılmıştı, bir kısmı çıkarılmıştı yada mısralar ilginç şekillerde yeniden düzenlenmişti. Alıntı bir pasajlardan biri şöyle: (bu ve sonrakiler benim çevirilerimdir)

Görendir derinliklerini toprağın, kaynağını suyun,

Hiçbir şey yoktur ki görmemiş olsun o,

Sahiptir bütün bilgeliklerine dünyanın.

Gılgamış, görendir derinliklerini yerin, kaynağını suyun
Hiçbir şey yoktur ki görmemiş olsun o,

Sahiptir bütün bilgeliklerine dünyanın;

O’dur gören her yerde, kutsal olanı. 
Bu el yazması satırlar bizlere 29 dan 38’e kadar olan mısralar için yeni metinler verir:

Güreşti Gılgamış elli yoldaşla,
Bitkin düşürerek gençleri her gün,
Saldı yüreklerine genç Urukluların korku . . .
Zülüfleri kalındı buğday tarlası gibi,
Parlaktı dişleri yükselen güneş gibi,
Koyuydu saçları mor yün gibi

On bir arşındı boyu,
Dört arşındı göğsü,
Üç kat büyüktü ayağı ve kudretliydi adımları,
Gürdü yanaklarında sakalı . . .

Bu yeni mısralar hikayeyi yada şiirin genel değerlendirmesini değiştirmiyorlar fakat Gılgamış hakkındaki görüşlerimize daha keskin bir bakış açısı kazandırıyorlar.
 

Karşılaştığımız başka bir sürpriz de, V. Tablet’de bahsedilen Sedir Ormanı’nın tasviridir; bu betimleme, Süleymaniye Müzesi’nde bulunan ve al-Rawi ve George(2014) tarafından yayımlanan Tablet V in neredeyse 140 mısrasını içeren bir tabletin parçasıdır.

Sedir beneklenmişti, kabuklanmıştı altmış arşın yüksekte,
Sızdı sakızı dışarı, aktı bir yağmur damlası güya,
Kapıldı taşkın sele ve taşındı uzaklara
Cıvıldadı kuşlar orman boyunca
Cevaplayarak birbirlerini çınlamalarla,
Öttü bir güvercin cevapladı bir kumru
Şen şakraktı orman nidasıyla leyleğin
Ne kadar da şendi orman kıvrak makamıyla turacın
Çağırdı anne maymun, ciyakladı bebek maymun
. .
Sanki bir mızıka müzisyen ve davulcu,
İnlediler tüm gün; huzurunda Humbaba’nın[1] . .

Başka bir tablette bulunan, geminin yeni ve tamamen farklı bir tasviri manşetleri süsleyecek nitelikteydi. (Finkel 2014):

Yerleştirdim içine otuz ıskarmoz, uzunluğunda on ölçü ve kalınlığında 20 parmak

Tutturdum içine 3600 direk, kalınlığında on parmak ve uzunluğunda yarım ölçü

Ördüm odalarını duvarlarla aşağıda yukarıda

Bıraktım bir parmak zift dışında
Bıraktım bir parmak zift içeride,
Döktüm odalarına bir parmak zift
Doldurdum fırınlarımı 28.000 katranla,
3600 (ölçü) zift döktüm sonra içine
Yetmedi zift her yerine,
Ekledim beş parmak domuz yağı

Yüklenmişti fırınlar eşit olarak . . .

Gılgamış’ın Enkidu[2]’ya dair rüyalarının yeni bir versiyonunda ise Gılgamış’ın yerine, esrarengiz şekilde ay tanrısı Sin[3] ve Enkidu’nun yerine de bilgelik tanrısı Ea[4] geçer. Ve bu olaylar büyük ihtimalle Ur’da vuku bulur; Uruk’da değil. (George 2007b).

İclal: Özellikle Orta Doğu’daki dalgalanmalar göz önüne alındığında, tufan tableti gibi bir keşif beklemek sizce gerçekçi mi?  Yada bir gün destanın tek ve eksiksiz bir versiyonuna rastlayabilir miyiz?

Benjamin: Kesinlikle Sümer ve Babil edebiyatına ilişkin daha fazla keşif bekleyebiliriz. On iki tabletlik tek bir tam versiyonun ortaya çıkması bana pek olası görünmüyor. Modern yağmacılar, kazıları ve merhametsiz acelecilikleriyle kurtardıklarından daha fazlasını yok ediyorlar. Bu nedenle, antik kütüphaneler ve koleksiyonlar genellikle büyük çalışmaların eksik versiyonlarına sahiptir. 
İclal: Tercümeniz destanın halihazırdaki çeşitli versiyonlarını bir araya getiriyor ve tabletlerdeki boşluklara ve eksik parçalara işaret ediyor. Size göre çevirinizi bugün kütüphanelerde bulunan Gılgamış tercümelerinden ayıran nedir? Size göre, İngilizce veya diğer dillerde başka nitelikli çeviriler hangileridir? Destan, diğer dillere daha mı iyi tercüme ediliyor? -örneğin, Semitik dillere ?
Benjamin: Benim çevirim, Asurologların yüzyıllar boyu “ Gılgamış -ahengi” diye adlandırdıkları malzemeyi birleştiriyor. Bunun nedeni, hedeflediğim kitlenin bir üniversite edebiyat sınıfı olmasıdır. Asurologlar el yazmalarının karşılıklı ilişkilerinin çok ilginç olduğunu düşünüyorlar ve mesleklerinin inceliklerini dinleyecek herkesle paylaşmak istiyorlar fakat öğrenciler sadece güzel bir hikayenin tadını çıkarma derdindeler. 

Bütün çevirmenler gibi ben de üzerinde çalıştığım metni nasıl ele aldıklarını görmek için orijinal dili anlayan insanların çevirilerine başvurdum. Babil konusuna hakim olmadan destanı tercüme edebileceklerini düşünen budala insanlara tahammülüm kalmadı; bununla birlikte tabii ki hikayeyi yeniden anlatmakta özgürler. Bu açıdan Andrew George’un İngilizce çevirisi, bütün dillere tercümeler içinde en güvenilir olanıdır. Destana dair çalışma yapan her ciddi öğrenci, kapsamlı basımı ve yorumu yanında dikkatlice ona danışmalıdır. George metni çevirmek konusunda belirli kararlar aldı ve çalışma sırasında bunları istikrarlı şekilde yerine getirdi. Bu tutumu onun versiyonuna orijinal metnin söz dizimsel özelliklerini yansıtma konusunda tıpkı Jerome’un[5] Latinceyi İbranileştirdiği gibi kendine özgü bir üslup kazandırdı. Bense hedef dilin özellikleri olarak düşündüğüm şeylere daha fazla ağırlık verdim. Diğer dillere gelince, çok güzel Almanca çeviriler, muhteşem bir Fransızca çeviri ve Hollandaca, İtalyanca, Arapça ve Rusça dillerinde saygın tercümeler var. Tabii ki Gılgamış’ın Korece gibi okuyamadığım tercümeleri hakkında bir yorum yapamam. 

Destanı tercüme etme konusunda herhangi bir dilin başka bir dile nazaran kendine özgü bir avantajı olmadığını düşünüyorum, ancak bana göre kesinlikle bazı dillerde kulağa diğer başka bir dilden daha iyi gelen bazı pasajlar var. Araplar, her dilin bir birey olduğunu ve destanın  birçok çevirisinin okuyucularının ne demek istediklerini anlayacağını söylüyorlar. Semitik bir dilin Babil dilini bir Hint-Avrupa dilinden daha iyi karşılaması için belirli bir neden yoktur; o şiirsel satırların Semitik bir dilde kalmasını sağlayın bu diller daha düzenli olduğundan mısralar daha kısa ve daha yoğun görünür. Örneğin, Fransızca, aynı düşünceyi ifade etmek için genellikle İngilizce’den daha çok sözcüğe ihtiyaç duyar; bu nedenle, Babil dilinde bir mısranın Fransızca tercümesi genellikle İngilizce olandan daha uzun olacaktır; fakat eğer hedef kitle Fransızsa neden onların dilinde ifade etmeyelim? İngilizce eşanlamlılar açısından çok zengindir; dolayısıyla bir kimse Babil dilinin aynı sözcüğü yeniden ve yeniden kullandığı yerlerde onlara başvurmayı cazip bulabilir. Ve benzeri. Çevirinin zevk ve acısı aynı anda iki zorlu müzik aletini çalmaya çalışmaya benzer.
Iclal:Okuyucular Gılgamış ve Enkidu arasındaki ilişkiden büyülenmiş ve şaşırmış durumdalar. Enkidu, tanrılar tarafından Gılgamış’a “uygun bir rakip” olarak gönderilir ve daha sonra Shamhat tarafından Gılgamış’a dan aşağı (düzeyde) olarak alıntılanır ve metnin bir noktasında Gılgamış’a eşit olarak atıfta bulunulur: “ Bırakın o biri eşit olsun/ Bırakın birbiriyle uğraşsınlar, böylece Uruk’a barış gelsin.”  

Benjamin: Babil destanının Sümerli seleflerinde Enkidu yalnızca bir hizmetkârdı. Onu bir arkadaş ve refakâtçi kademesine terfi ettiren Babilli bir şairin dehasıydı. Aşırı gururlu karakterlere uygun rakipler yaratmak Babil edebiyatında sıkça görülen bir eylemdir; bu nedenle şair, muhtemelen  temanın edebi mirasının bir parçası olduğunu biliyordu. Shambat’ın yorumlarına gelince, onlar başka birçok ünlü Babil belagat stratejisine aitler; ki bu stratejiye göre bir kimse düşmana öyle belagatli methiyeler düzer ki, karşıdaki kişi durumu ikinci kez gözden geçirir ve konuşulan kişiyi kendisine meydan okumaktan alıkoymaya çalışır. Tabii ki, asıl amaç, savaşçı ruhunu daha çok tahrik etmektir. Alıntılanan pasajda “eşit olmak” biriyle yüzleşmek, eşleşmek, dayanmak, rakip olmak demektir. Bir sonraki fiil rakibi için daha özel bir şey ifade etmekte ve İngilizce “rekabet” kelimesinde olduğu gibi daha güçlü görünmektedir. Gılgamış bir kral olduğundan, Enkidu asla onun gerçek dengi olamaz, ancak Gılgamış’ın herkesin önünde arkadaşı olarak kabul etmesi yönünden eşitidir.

İclal: Çeviri süreci sizin için nasıldı? Parçalar halinde bir metinle çalıştığınızı göz önüne alırsanız çevirmenin etik sorumlulukları nelerdir?

Benjamin: Çeviri sürecine gelince sadece satır satır ilerliyorum ve diğer dillerdeki çeşitli versiyonları da ne yaptıklarını görmek için karşılaştırıyorum. Eğer yapabilirsem aynı Babil dilindeki aynı kelime için her defasında aynı İngilizce sözcüğü kullanmaya çalışıyorum. Ama İngilizce bir kelime, bana orijinal metinde ima edilen anlam aralığına sığmayacak gibi görünüyorsa, bu prensibe körü körüne bağlı kalmam. Başlangıçta ayrıntılı olarak çeviri yapma eğilimindeyim; sanki o noktada metinle bir bağ kuruyorum, sonra düzeltmeleri aslına daha bağlı kalarak kelimesine kelimesine yapıyorum. Dolayısıyla benim yorumlarım daha az ve orijinalin etkisi daha fazla oluyor. Ayrıca tamamladığım kısımları yüksek sesle okumanın çok önemli olduğunu hissettim. Bu şekilde aksak satırlar caydırıcı bir netlikle ortaya çıkıyor.

Bazı Babil dili çevirmenleri orijinal yazmalarda işaretlerin tam olarak kaybolduğu yeri belirtmeyi veya bir kelimenin Babilce karşılığı olmadığında İngilizce kelimeleri nerede eklediklerini göstermeyi seviyorlar.

Birkaç sözcüğün kaybolduğu önemli aralıkları işaretlerim ancak genellikle bir düzeltmenin belirli olup olmadığını veya yalnızca bir tahmin mi olduğunu göstermek için bir soru işareti veya italik yazım gibi bir düzen kullanmam. Eklenen ingilizce kelimeleri paranteze almak hususunda ise şunu söyleyebilirim örneğin Babil dilinde “the” sözcüğünün karşılığı yoktur ancak bunu çeviride belirtmek saçma olur. Bu nedenle, parantezleri yalnızca açıklayıcı eklemeler için kullanırdım, örneğin kimi gibi, belirsiz bir zamirin bunu ifade edebileceğini düşünüyorum. Meslektaşlarımın detaylı incelemesine yönelik olmayan çevirilerde, el yazmalarıyla ilgili ufak sorunları işaret etmenin, dizgicilik sanatındaki ekseriyetle yararsız bir uğraş olduğuna inanıyorum. Bu tür şeyler bir okuyucu için önemliyse, Babilce öğrenmeli ya da profesyonel birine sormalıdır.

İclal: İngilizce sözcük dağarcığı Akad dilinin kelime hazinesiyle nasıl karşılaştırılıyor? Metinde çevirmenleri en çok zorlayan kelimeler hangileri?(Bu noktada farklılık yada ölümsüzlük gibi kelimeler için ne kullandığınızı bilmek isterim). Metindeki bölümlere ve farklılığın kavramsallaştırılmasına ilişkin bazı esameler görüyorum, ancak “farklı” sözcüğünün metinde gerçekten kullanılıp kullanılmadığından emin değilim.)

Benjamin İngiliz sözcük dağarcığı Babil dilinden çok daha geniştir. Öte yandan Babil dili hareket belirten kelimeleri değiştirerek birkaç İngilizce kelimeyle ifade edilebilecek anlamları iletmek üzere kullanabilir: “ bana defalarca yazmasını sağladı” Babil dilinde tek kelime olabilir. Babil dili de diğer tüm diller gibi çevirmenleri zorlayan kelimeler içerir; gerçi benim en sevdiğim kelime destanda geçmiyor.

“Ölümsüzlük” için basitçe “sonsuz (yada ebedi) hayat” dersiniz. “Farklı” için nüans genellikle negatiftir, “tuhaf” yada “düşmanca “ yada “yabancı”. Babilce bir şeyin “farklı” olduğunu söylerseniz; çoğunlukla onu övüyor olmazsınız. Bu duruma bir örnek, Gılgamış’ın rüyasında gördüğü baltanın tasviridir; gerçekten de bir baltadır ama her nasılsa farklı görünür ve rahatsız edicidir. Babilliler bu anlamda “ayrım” belirten bir sözcük yaratmadılar.

İclal: Destan, bugünlerde dünya edebiyatı derslerinde ve özellikle Amerika’da neden bu kadar standart bir metin haline geldi?

Benjamin: Theodore Ziolkowski Gılgamış Aramızda: Antik Destanla Modern karşılaşmalar[6] adlı büyüleyici bir kitap yazdı. Destanın modern sanat ve edebiyatta, özellikle de Almanca’da yarattığı tepkileri detaylı bir şekilde ele alıyor. Ancak, bütün bir kitaptan sonra bile, aceleci sorunuza cevap vermiyor. Yeats, destanın çekici olmasının aşk ve ölüm gibi iki en önemli insani tasayla ilgili olmasında yattığını söyleyebilirdi. Eğer bu fazla kısıtlayıcı bir yaklaşımsa, Babillilerin kendilerini kahramanlarında görme eğiliminde olduklarını söyleyebiliriz. Bu belki de, modern okuyucunun kendini içinde büyük ve kusurlu, diğerlerinden farklı ama nihayetinde aynı görebileceği eski Mezopotamya edebiyatının bir çalışmasıdır. Belki de, bundan ziyade, yaşama gücüyle kendi soyu tükenmiş kültür ortamından kurtulan çok güzel bir şiirdir, bir şekilde edebiyatın çok az sayıdaki eseri bunu yapabilir.İnsanların oryantalistlerle alay ettiğini duyduğunuzda, bize Gılgamış’ı yeniden kazandırdıklarını  hatırlayın.

Iclal Vanwesenbeeck SUNY Fredonia’da Edebiyat profesörü ve bir çevirmen. Yakın zamanda Robert Greene’in Selimus’unu ve 2014 Ulusal Kitap Ödülünü kazanan Phil Klay’in  “Bodies” adlı hikayesini Türkçeye çevirdi.Hikaye Eylül 2013’de Varlık dergisinde yayınlandı. İzlanda’da yaz kursları veriyor ve şu anda Arnavutluk’taki bir Fulbright bursu alıyor.


Benjamin FosterBenjamin Foster, Laffan’da Asuroloji ve Babil Edebiyatı Profesörü. Yale Babil Koleksiyonu kuratörü. Akad Destanı Gılgamış’ı Norton Eleştirel Yyaınları için çevirdi. Gılgamış Destanı (2001), ve Geç dönem  Akad edebiyatı (2007) nin yazarı. Bunun dışında 25 veya daha fazla Akad Kültürü çalışmasında yer aldı.

 

[1] Huwawa (Babil), Akad mitolojisindeki canavarımsı bir devdir. Tanrıların yaşadığı sedir ormanının bekçisi, koruyucusudur.

[2] Sümer mitolojisinde bir karakter. Sümercede Kırların İnsanı anlamına gelir. Gılgamış destanında Gılgamış’ın arkadaşıdır.

[3] Babil ve Asur’da Ay tanrısı olarak tapılan Sin, Sümer mitolojisindeki Nannanın karşılığıdır. Kaderin tanrısı olarak da anılan Nanna, Enlil ve Ninlil’in oğludur. Nanna Sümerce “nurlu” veya “aydınlatıcı” mânâsına gelir. Kutsal şehri Ur’dur.

[4] Sümer mitolojisinde su, zeka ve yaratmanın tanrısıdır. Daha sonraları Babil mitolojisinde Ea olarak anılmıştır.

[5] Kitab-ı Mukaddes’in Latince çevirisini yapan rahip, teolog ve tarihçi

[6] Gilgamesh Among Us: Modern Encounters with the Ancient Epic (2011)

Yazar: Iclal Vanwesenbeeck
Çevirmen: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: World Literature Today 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

11 Ekim 1980’de Antalya’da doğdu. Mühendis bir baba ve doktor bir annenin tek kızıdır. Eğitim öğretim hayatını İstanbul’da tamamlayan Gencer, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdikten sonra, eğitimine New York Film Akademi’de devam etti. 2008 yılından beri çeşitli platformlarda çeviri ve sinema eleştirileri ile yer almakta. Evli ve bir çocuk annesi olan Gencer, David Guetta hayranı. Gerilim ve cinayet romanları okumaktan hoşlanıyor.