Paylaşmak güzeldir..

United Voice sendikası temsilcisi Louise Tarrant, daha az çalışmamızı istiyor çünkü bu şekilde, işsiz olanlar için iş sahası açabiliriz. Bununla birlikte, az çalışmanın değerini görmemize yardımcı olacak yeni bir toplumsal sözleşme yaratmamız gerektiğine de inanıyor.

Makalesi, vatandaşların tarih boyunca iyileştirilmesini talep ettikleri, 8 saatlik iş günü ve 5 günlük çalışma haftası gibi birkaç önemli noktaya değiniyor. Fakat modern toplumumuzda insanlar, yaşam kalitelerinde bir artışı garantileyen hiçbir şey olmadığı halde haftada 40 saat veya daha fazla çalışmaya devam ediyorlar.

Melbourne, Avustralya’daki Ulusal İşçi Sendikası Genel Sekreteri Godfrey Moase’ın da Green Enstitüsü serisindeki makalesinde yazdığı gibi, “Çok çalışma ve refah arasında hiçbir bağın olmadığı bozuk bir sistem içinde yaşıyoruz.”

Birçokları, Evrensel Vatandaşlık Geliri’nin bu eşitsizlik meselelerinin çoğunun çözümünü konuşmak için muhteşem bir vasıta olabileceğine inanıyor. Bununla birlikte, Tarrant, Evrensel Vatandaşlık Geliri’nin toplumumuzun geleceğinde nasıl bir rol oynayacağı konusunda biraz kararsız görünüyor. Bunu, daha fazla insan için daha az iş yaratmanın bir yolu olarak görüyor. Tarrant’ın daha az çalışmaya yönelik olan temel argümanı, birçok teorinin işaret ettiği yerdir; örneğin, makineleşmenin artışı.

İşlerin makineleşmesi, 19.yüzyıldan bu yana iki dalga halinde hareket etti: tehlikeli ve antipatik olan çalışanı değiştirmek ile zor öğreneni değiştirmek; böylece de çok kısa sürede, hepsi karar verme yetisine sahip elemanlara sahip olmak. İşler, teknolojimiz geliştikçe çalışanları değiştirmek (yenilemek) üzere programlandı.

“Detroit’deki en büyük üç araba üreticisinin piyasa değerinin 36 milyar dolar olduğu 1900 senesini ve aynı pazarda 1.2 milyon insanın çalıştığı 2014 senesini kıyaslayın; buna karşın, Silikon Vadisi’ndeki piyasa değeri 1 trilyon doların üzerinde olan en büyük üç firmada sadece 137.000 kişi çalışıyor,” diye yazıyor Tarrant.

Amerika’da insanların işlerini kaybetmeleri en çok merkezi yerleşim bölgelerinde etkisini gösterdi. Birçokları bunun Trump’ın seçim zaferinde önemli bir faktör olduğuna inanıyor. Bu insanlar, Evrensel Vatandaşlık Geliri ile desteklenen azaltılmış çalışma saatlerinden memnuniyet duyarlar mıydı?

Tarrant’ın saatleri azaltmak için sunduğu birkaç öneri şu şekilde:

  • Azami saatleri tamamlayın;
  • Kısa iş saatlerine karşı daha esnek bir yaklaşım geliştirin —ancak, bunun, çok yetenekli ve kıdemli pozisyonları destekleyebileceği nedeniyle, ücret eşitsizliğini artırması daha muhtemeldir.
  • Haftalık iş günü sayısını azaltın. Utah yakın zamanda kamu çalışanları için haftada dört günlük çalışma dağılımını denedi; bu pilot uygulama sona ermesine rağmen, çalışanlar bundan memnun kalmışlardı ve katılan işçiler baz alındığında uygulamanın karbon salınımını, evden işe gidip-gelme saatlerini ve sağlık sorunlarını azaltmada çeşitli ve kayda değer etkiler sağladığı görüldü.
  • Günlük çalışma saatlerini azaltın. İsveç, birkaç yerde altı saatlik vardiyaları deniyor. 1970’lerin Kanada Mincome deneyinde olduğu gibi, sağlık hizmetlerinin gelişmesini sağlaması ve medikal servislerin kullanımını azaltması, deneyin günümüze ulaşmış bilinen özelliklerinden bazılarıdır.
  • Toplumda daima çok çalıştıklarını ya da yeterli derecede çalıştırılmadıklarını hissedenler veya işsiz olup asil ve gerekli olanlar arasında dengeleyici bir unsur bulun. Tarrant’ın insan iş gücünü tamamen ortadan kaldırmak yerine geri kalan iş gücü fırsatlarını bölme tercihi, insanların çalışmak istediği fikrinden kaynaklanmaktadır. Bir nakit ödeneği almak, birçoklarının korktuğu gibi kitlesel işsizlikle sonuçlanmayabilir; ancak sadece “son derece mütevazı bir etki” gösterebilir.

İngiliz ekonomist John Maynard Keynes, böyle bir eğilimi büyük toplumsal ilerlemenin işareti olarak yorumlayarak, ücretli çalışma saatlerinin azaltılmasını iyimser bir şekilde izledi. “O, Batı dünyasında yaşam standartlarının 1930 ve 2030 yılları arasında en az dört kat yükseleceğini ve insanların haftada sadece 15 saat çalışacaklarını öngördü.” diye yazdı Tarrant.

 

Yazar: Natalie Shoemaker
Çeviren: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: Big Think 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

11 Ekim 1980’de Antalya’da doğdu. Mühendis bir baba ve doktor bir annenin tek kızıdır. Eğitim öğretim hayatını İstanbul’da tamamlayan Gencer, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdikten sonra, eğitimine New York Film Akademi’de devam etti. 2008 yılından beri çeşitli platformlarda çeviri ve sinema eleştirileri ile yer almakta. Evli ve bir çocuk annesi olan Gencer, David Guetta hayranı. Gerilim ve cinayet romanları okumaktan hoşlanıyor.

Comments are closed.