Paylaşmak güzeldir..

Totalitarizme lanet ettiren koşullar tekrar ortaya çıktı ve Başkan Trump’ın insan haklarını görmezden gelişi, toplumda korkunun artması, özgür basına ve yasalara karşı duyulan korkunç düşmanlık sebebiyle gittikçe artacak gibi duruyor. Geçmişteki totaliter ögeler, Trump’ın gerçeği inkarının yanı sıra aşırı muhafazakarları, ırkçıları, yabancı ve İslam düşmanlarını, aşırı zenginleri ve beceriksiz militaristleri bir araya getirme isteğinde de oldukça açık bir biçimde görülebilir.

Eleştirel düşünceye ve beslendiği kaynaklara saldırı akımına karşı koyabilmek adına Amerikalıların tekrar tehlikeli bir şekilde düşünmeye ve tutkunun, adaletin, sivil sorumluluğun dilini konuşmaya başlamaları büyük önem arz ediyor. Bu bir açıdan otoriteyi sorumlu tutmayı, gerçeği aramayı, otoriter iktidarı görünür kılmayı öğrenmeyi ve hiçbir toplumun kendini yansıtmaktan kaçamayacağını fark etmeyi, devletin verdiği zararların adaletsizliği azaltmaya yönelik olduğunu ve gerçekten feragat edildiğini reddetmeyi gerektiriyor. Tehlikeli düşünmek sorun çıkarmalı, insanların karşılaştıkları büyük sorunları daha büyük yapısal konulara bağlarken bir yandan da bunları eleştirel bir yaklaşımla anlama ve sorgulama hakkını kullanmalıdır. Tehlikeli düşünmek direktliği ve sansasyonel kültürü reddetmek demektir. Böyle bir düşünme şekli tarihi hafızayı kaynak olarak kullanmayı ve kişisel problemleri siyasal, yapısal ve ekonomik problemlere doğru genişletmeyi gerektirir. Bu tarz düşünmek toplumun hayal gücünü genişletir ve imkansızın, imkanlı hale geldiği bir gelecek ön görür.

ABD başkanı önemli medya kaynaklarını “halkın düşmanları” olarak yaftalarken ve gerçeklik arayışı ve benzeri çabalarla “sahte haber” diyerek dalga geçerken demokrasiden ne beklenebilir ki? Bireyler ve topluluklar dini kökenlerinden dolayı birbirlerine düşmanlık beslerken demokrasiden ne beklenir? Eleştirel düşünmenin alay konusu olduğu, barbar duygular lehine ya da sahte haberler gibi küçümsendiği bir toplumdan ne beklenir? Fakirlerin suçlandığı ve aşağılanmaya maruz bırakıldığı, küçümseme ekonomisiyle yönetilen bir toplumdan ne beklenir? Özel ambarlara çekilip, öfke ve panik durumundakilerin problemlerine yabancı kalıp çok da önemli olmayan konularla ilgilenen bir siyasetten ne beklenir? Milyonlarca yasa dışı göçmene harcanabilir, potansiyel terörist veya suçlu gözüyle bakan bir toplumdan ne beklenir? Baskın prensipleri şiddet ve cehalet olan bir toplumdan ne beklenir? Beklenecek tek şey o demokrasinin hem gerçekte hem de fikirde solup yok olmasıdır.

Vatandaşlık kültürünün çöküşüyle yok ettiği geleceğin çarpışmasını konu alan bu tarihi anı başka nasıl açıklayabiliriz ki? En üst seviyesinde gangster ahlakı olan bir devlet toplumun okur-yazarlığını azaltmak ve aktif vatandaşların kökünü kazımak adına neler yapabilir? Amerikalılar sağlık, çevre, ekonomi, dış politika ve çevreyle ilgili konularda mücadele politikası olarak ölümü temel alan sağ görüşlü uç insanlara dolu bir hükümet ile daha da ilgi açık hale getirilmiş bir tarih ve siyaset krizinin ortasındalar.

Liderliği güvenilirliğini kaybettiğinde demokrasi yenilgiye uğrar. Sürekli yalan söyleyen biri olarak Trump gerçek ile kurgu arasındaki, kanıta dayalı argümanlar ile yalan arasındaki farkı ortadan kaldırmaya çalıştı ve bunu yaparken bozulmanın, yanlış temsil etmenin sınırlarını tehlikeli bir biçimde genişletti. Benim “sağ-tandanslı hayal makineleri” dediğim Breitbart News gibi kanalları meşrulaştırmakla kalmadı, üstüne bir de toplumda hem gerçeğe hem de eleştirel bilgiler ve tutarlı yargılar içeren kaynaklara karşı da bir güvensizlik oluşturdu. Sonuç olarak, milyonlarca insanı sadakatin gerçeklerden daha önemli olduğuna inandırdı ve bunu yaparak politikanın ufkunu ve dilini daralttı ki bu da otoriter yapıya katkıda bulundu ve sansasyonalizm kültürünü, aceleciliği, korkuyu ve endişeyi politikanın konusu olmaktan çıkardı. Son kırk yıldır Amerika’da ancak hayaleti dolaşan anti-demokratik kültür, Trump ile canlandı. Hannah Arendt’in 1978’de New York Review of Books’a verdiği röportaja bakarsak, Trump’ın çarpıtma ve yalan ağırlıklı tavrının sonuçları hakkında daha geniş çapta fikir sahibi olabiliriz:

“Özgür basına sahip olmadığımızda, her şey olabilir. Bir totaliter ya da herhangi bir diktatör için yönetmeyi mümkün kılan şey insanların haberdar olamayışlarıdır; haberin yoksa nasıl fikrin olabilir ki? Eğer herkes sana yalan söylerse, bunun sonucu senin yalana inanman değil, kimsenin hiçbir şeye inanmaması olacaktır. Çünkü yalanlar, doğalarından ötürü, değişmelidirler ve yalancı bir hükümet sürekli kendi tarihini tekrar yazmak zorunda kalır. Ve dinleyici taraf olarak bizler, yalnızca bir yalana değil, politik rüzgara bağlı olarak çok yüksek rakamlarda yalana maruz kalırız. Ve hiçbir şeye inanamayan insanlar asla kafalarını toplayamazlar. Yalnızca hareket kapasitelerinden değil aynı zamanda da düşünme ve yargılama kapasitelerinden mahrum kalırlar. Ve böyle insanlarla, ne istersen onu yapabilirsin.”

Günümüzde, ilerici kişiler ve diğerleri için demokrasiyi mümkün kılan kültürleri ve kamusal alanları korumak ve genişletmek özellikle önem kazanmaktadır. Gerçeklik, dürüstlük ve etik acımaz bir saldırı altındayken; tarihi, siyasal ve ahlaki unutkanlığın yalnızca var olmadığı bir de üstüne kutlandığı Amerikan kültüründe tehlikeli düşünmeye duyulan ihtiyaç hayati seviyelere ulaşıyor. Çamuru boşaltmaktan ziyade, Trump yönetimi, kayırmacılığı ve elitlerin yönetimini yeni bir siyasal yolsuzluk boyutuna ulaştırdı. Bütün bunlar, Birleşik Devletler kamusal aptallık ve eleştirel düşünceyi hem yükümlülük hem de tehdit olarak gören bir sosyal düzenle yönetildiğinde çok daha tehlikeli bir hale geliyor. Bu yalnızca bayağıyı ve saçmayı kutsayan şöhret kültürünün varlığında değil, politikacıların entelektüel düşmanı söylemlerindeki artışta ve halk düşmanı entelektüellerin bilim, mantık ve Aydınlanma’nın mirasına karşı savaşında da oldukça açık bir şekilde görülebilir.

Tehlikeli düşünmenin temelinde eğitimin politikanın merkezinde olduğunun ve bilgi sahibi halk olmadan demokrasinin var olmayacağının farkına varış vardır. Eleştirel ve tehlikeli düşünmek ahlaki hayal gücünün ve vatandaşların yönetilmekten ziyade yönetmeyi öğrendikleri yapıcı kültürün beslenmesinde bir nevi ön koşul olarak görülebilir. Cesur biçimde düşünmek, bilgiyi ekonomik ve politik adaletin merkezinde gören bir vatandaşlık kültürünün temel dayanaklarından biridir. Böyle düşünmek, gücün kullanımı ve etkileri üzerinde eleştirel düşünmeyi sağlayan değerler bütünü ve eleştirel bir çerçeve çizer. Özgürlüğü yaşayabilmek için hayal gücünün etkisini ciddiye alan, yapıcı ve eğitici bir sorgulama kültürünün temelinde tehlikeli düşünmek vardır. Yani tehlikeli düşünmek yalnızca eleştirel organların ve duyarlı vatandaşlığın temellerinden biri olmakla kalmaz, aynı zamanda da herkesin önemsediği demokrasinin esasıdır.


Yazar: Henry Giroux

Çeviren: Şebnem Ertan
Kaynak: The Philosophical Salon

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

ODTÜ Felsefe bölümü öğrencisiyim. Ankara’da doğdum. Küçük yaşlarda başlayan kitaplarla samimiyetim beni her zaman daha çok okumaya ve yazmaya yöneltti. Mezun olduktan sonra küçük bir sahaf açıp bir yandan da felsefi metin çevirileri yapmanın hayallerini kuruyorum. Japon kültürüne büyük bir hayranlık ve saygı duyuyorum. Bir ağacın tepesine çıkıp, kitap okumayı da pek severim.