Paylaşmak güzeldir..

Kolorado eyaletine bağlı Aurora’da gerçekleşen toplu katliamın ardından, olaya dair partizan tepkileri anlamayı kolaylaştıran bir kelime ortaya çıktı; “kötü”. Başkan Obama “Bu türden bir kötülük manasız, akıl dışı” dedi. Mitt Romney “sadece birkaç dakika içinde, birkaç kötü dakika içinde parçalanan” yaşamlardan bahsetti. John Boehner de katilin eylemini, “idrak edemeyeceğimiz bir kötülük” olarak tasvir etti.

21. yüzyılda, James Holmes gibi bir kimseyi “kötü” diye adlandırarak aslında ne demek istiyoruz? Geçtiğimiz yüzyıllarda, “kötü”, doğal felaketlerden tutun da hata yapma dürtüsüne kadar tüm illet durumları tanımlamak için kullanılırdı. Bugün ise sıklıkla, bir suçun ehemmiyetini vurgulamak için kullanılıyor. Bu da dönemin teolojik atmosferinin yararına olacak şekilde yapılıyor. “Kötü”nün manası gittikçe belirsizleşmeye hatta daralmaya başladı, fakat yine de kelime itibariyle ahlaki sözlüğümüzün sarsılmaz bir ögesi olduğu gerçeği yadsınamaz. Peki, “kötülük” niçin kararlı bir şekilde mevcudiyet göstermeye devam eder?

Susan Neiman, 2002 basımlı kitabı Evil in Modern Thought‘ta, felsefenin kötü ile imtihanını yüzyıllar süren bir geçmişe dayandırır. Kitap, Neiman’ın, modern dönemin “ana kutupları” olarak değerlendirdiği iki olay üzerine kuruludur. İkisi de felsefecilerin kötü anlayışlarını keşmekeşe dönüştürmüştür: Lisbon ve Auschwitz. 1755 yılında, Aydınlanma’nın alacakaranlığında, Lisbon’u, ardından da Avrupa’nın büyük şehirlerinden birini tahrip eden bir deprem oldu. Bu felaketten önceki dönemde, kötünün üç değişik biçimde zuhur ettiği düşünülürdü; doğal, metafizik ya da ahlaki. Buna ek olarak, kötü kavramı, teodise (tanrıbilim) egemenliğinde tartışılırdı. Bu düşünce bağlamında da, iyi ve her şeye gücü yeten tanrının yeryüzündeki kötülük ile uzlaştırılması girişimi vardı. Neiman’ın da gözler önüne serdiği üzere, teodise asla çalkantılardan azade olamaz. Böylesine geniş çaplı, anlamsız bir yıkım, beraberinde, doğal ve metafizik afetlerin Tanrı’nın eylemleri olabileceği düşüncesini zor kıldı. Az da olsa dindar özcüler, ahlaki bağlamda ele aldıkları “kötü” sözcüğünü, doğal felaketler için kullanmaya devam ettiler.

Kötülük sorunu seküler bir sorun olmaya başladı ve kötü felsefesi odağını ahlaki bir kategoriye çevirdi: insanın işlediği kötülük. Lisbon’u takip eden teodise sonrası yıllarda, Neiman, kötüyü anlama girişimlerinin üç ana dala ayrıldığını yazdı. İlki; Hegel’e dayanıyordu. Kötülük, tarihin ilerlemesi için gerekli bir basamaktır. İkincisi; Nietzsche’ye atıftı. Doğal dünyanın yollarını yansıtmayan ahlaki kategoriler icat ederek, kötülüğü kendi kendimize getirdik. Üçüncüsü ise, kötülüğün, kasti kötü niyet taşıyan eylemlerimiz şeklinde tanımlanabileceği, bunun başlı başına bariz bir ahlaki kategori olduğu yönündeydi. Fakat tıpkı eski teodiseler gibi, Neiman bu üç düşünce biçiminin de, çalışmasının ikinci ana olayı olan Auschwitz tarafından sarsıldığını öne sürer. Neiman Auschwitz kelimesini, İkinci Dünya Savaşı’nın müşterek korkuları için bir kısaltma niyetine kullanır.

Auschwitz’den bu yana, Kötülük Çalışmaları parça parça bir disiplin oldu, özellikle de tüm kötülüklerin kötü niyetten doğduğunu savunan düşünce ekolü bağlamında gelişti bu inanış. Neiman şöyle der; “Kötü eylemlerin kötü niyetler gerektirdiği inanışı, totaliter rejimlerin, insanları ikna etmesine müsaade eder. Bu ikna, ahlaki itirazları hükümsüz kılmak adınadır”. Çirkin eylemler, sözümona yüksek değerlere sadakat adı altında, oldukça kolay bir şekilde akla uygun kılınabilir. Kaldı ki bireysel suçluluk hisleri tamamıyla güvenilmezdir. Beyin bilimi ve genetiğin gelişmesi, niyet ve isteğin dahi ne anlama geldiğine dair ileri şüpheleri ortaya koydu. Bazı ekollerden birkaç felsefeci kötülük problemiyle artık direkt yüzleşmeyi diliyor; zira bu artık, olaylar tarafından gölgede bırakılmış eski tartışmalarca allak bullak edilmiş bir kavramdır.

Felsefecilerin kafa karışıklığına rağmen, “kötü” kelimesi hala yaygın bir kullanıma sahiptir. Neiman’ın kendisi de “kötü”nün bugün ne anlama geldiğine dair tek bir dar tanım vermek konusunda haklı olarak gönülsüzdür, fakat öne sürdüğü ifade, kötünün etkisine dair oldukça kullanışlı bir tanımdır. “Bir şeyi ‘kötü’ olarak adlandırmak” der, “o olguyu, dünyaya olan güvenimizi sarstığına dair imlemek demektir.” Kötülük hem zararlıdır hem de esrarengizdir, fakat sadece bu kadar değil; kötü bir eylemi tanımlayan şey, onun sürekli olarak dokunduğu kimseler için kafa karıştırıcı olmasıdır.

Fakat, felsefeci Peter Dews, 2007 yılında yayımlanan The Idea of Evil kitabında, “kötü” kelimesinin halen “etkili, sıklıkla tehlikeli, duygusal bir yük” taşıdığını söyler. “Karanlık güçleri, insan dürtüsünün müphem, akıl sır ermez derinliklerini ima eder”. Etkisini kaybettiğini kabul ettiği bu metafizik izin, kelimeye köhne bir hava kattığını söyler: “Bu bakış açısı evreni, tüm insanlığın ittifak içinde olduğu fakat tamamıyla kontrol edemedikleri doğaüstü güçlerin savaş sahnesi olarak ele alır. Bu, insanlığın istek ve niyeti tarafından şekillenebilecek olan adil ve barışçı bir geleceğe doğru ilerleyen modern, aydınlanmış dünya mefhumunu tehdit eder.” Fakat bu “kötü”nün demode olduğu anlamına gelmez. Dews’in değindiğine göre “kötü”nün cazibesi “hayatımızda sıklıkla eksik olan bir ahlaki derinlik deneyimi sunmasındandır”. Bu da ahlaki görelik pusu içinde sağlam bir ağırlıktır.

“Kötü” kelimesi artık şeytani ya da herhangi bir doğaüstü güç ifadesi taşımıyor. Kötülük bir araç gerektirir; kimse onunla doğamaz. Terry Eagleton,Kötülük Üzerine Bir Deneme isimli kitabında, “Eğer kimileri gerçekten kötü olarak doğuyorsa… kistik fibrosis ile doğmuş oldukları gibi, kötü olmalarından sorumlu olmazlari” der. Kötü kimi zaman sosyopat veya psikopat yerine kullanılır. Fakat Jon Ronson yakın zamanda yayımladığı The Psychopath Test kitabında bu terimlerin de tıpkı “kötü” gibi belirsiz ve göreceli olduğunu söyler. Ayrıca, bir anlamda sosyopatlık ve kötü birbirine zıt şeylerdir. Bir kimseyi sosyopat olarak adlandırmak, eylemlerini meşrulaştırmaksızın açıklama biçimidir. Korkunç suçlar işleyen biri için hapishane yerine hastanede tedavi öneririz. Fakat kötülüğün terapisi olmaz. Kötülük, mümkün olduğunca uzakta ve uzun süreyle kilitli tutulur.

Aurora katilini kötü olarak adlandırmak onun inanılmaz büyüklükteki bir zarara yol açmak ya da açmamak arasında seçim yapabileceği ve zarar vermeyi tercih ettiği konusunda ısrarcı olmaktır. Fakat kötü bir eylem kasıtsız gerçekleşmezken, kötülük, onu işleyen kişinin aşikar amacı olmak zorunda değildir. Jerry Sandusky’yi ele alalım. İşlediği suçlar, temelde kötü niyetin motive etmesinden ziyade, korkunç arzularına getirdiği saldırgan istikrarla ilgiliydi. Jeffrey Toobin onu “kötü, kötü bir adam” olarak çağıran tek kişi değildi. Fakat kötü, daima bir yıkma isteğinin ürünü değilse, muhakkak bir niyet hatasının ürünüdür: kişinin ciddi zarar vereceğini bildiği şeyden kendisini alıkoyma girişiminin yoksunluğudur.

“Kötü” nevinden bir kelimenin tehlikesi onun nihayetsiz oluşudur. Peter Dews’e göre, “kötü” kelimesi, “yoğun semantik ağırlığını”, kullanıcısının “sömürmesine borçludur”. “Kötü” kartı oynamak tüm tartışmalara nokta koymaktır. Ayrıca, rehabilite ve entegreye dair herhangi bir çabanın, risk almaya ya da yürek çarpıntısı çekmeye değmeyeceğini söylemektir. “Kötü” yaftası kalıcı aforoz ya da ölüm getirir. Ve bu gibi yaptırımlara uygun gördüğümüz suçlar için gönlümüzü rahatlatmak adına failleri “kötü” olarak niteleriz. Fakat kötülüğü, beyin taraması ya da sosyal durumlar bağlamında açıklamayı denemenin altında kaçınılmaz bir şekilde onu temize çıkarma isteği yatar. Bu anlayışa göre, kötü, şeylerin doğal düzeninin bir parçasıdır, bu da dünyaya olan güven duygumuzun reddetmeyi arzuladığı bir çıkarımdır.

“Kötü”, hem düzeltemeyeceğimiz hem de düzeltmek istemediğimiz suçlu kimselere ve adalet mekanizmalarımızın eşitsiz işlediği bireylere uygun gördüğümüz bir kelime olagelmiştir: tahammül edebileceğimiz kötü niyet sınırlarını tasvir eder. En nihayetinde, suçu işleyen kimseden ziyade suçlayan kimsenin acizliğinden dem vuran bir kelimedir. Dews’in belirttiğine göre, “Suç ve ceza, günahkârlık ve affedicilik gibi temel kavramlar sorunların derinine inme konusunda etkisini kaybetmiştir, daha çok, insanın kutsal şeylere saygısızlığı boyutuna ulaşmıştır”. Bu türden suçlar için “kötü” halen sahip olduğumuz yegâne sözcüktür.

Yazar: Rollo Romig
Çeviren: Müleyke Barutçu
Kaynak: The New Yorker 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

 


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Fatih Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden lisansını ve Sosyoloji’den çiftanadalını tamamladı. “Sosyal mesafe”, “göç”, “toplumsal cinsiyet” konuları üzerine projeler ve çalışmalarda yer aldı. Çeşitli dergi ve online platformlarda yazarlık, çevirmenlik, editörlük deneyimleri edindi. Postmodern yazın, absürd drama, kültürel çalışmalar ve gündelik sosyoloji okumayı sever, playlist’inden “dünyadan sesler” hiç eksik olmaz.

Comments are closed.