Ataerkil toplum, kabile gelenekleri ve radikal İslamcılığın ölümcül bileşiminden dolayı masum İranlı kadının maruz kaldığı dehşetin canlı tasviri.

Hristiyan, Müslüman ve Yahudi radikallerin kadınlara korkunç muamelesi üzücü ve müzmin bir hikâyedir. Engizisyon döneminde, çok sayıda yetenekli kadın şifacı ve özgür-düşünür Katolik Kilisesi tarafından idam edildi. Bugün Vatikan kadınların rahipliğini reddediyor. Erken Amerika tarihinde kadınlar cadılıktan suçlanarak kazıklarda yakıldı. Aynı acımasız şovenizm kabile kültürlerinde, aileleri ve zümrelerine utanç getiren kadının ölümüne göz yumma hali ile yaygın. Radikal Müslümanlarda da kadınlara saçlarını, yüzlerini, bedenlerin kapatmaları için ısrar etmek ve küçük kızları sünnet etmek ile durum sürüyor. Ve Ortodoks Yahudi erkekler hala güne “Beni kadın yapmadığın için teşekkürler Tanrım.” diye dua ederek başlıyor.

Bu vahşetlerin ataerkil toplum, kabile gelenekleri, dini inançlar veya üç etkinin kombinasyonu sonucu olup olmadığı tartışılabilir. Merhametli ve adalet arayan insanlar ise her yerde. Olanların farkında olmamız ve kadınları korumaya çalışmamız yaşananların ana sebebinden daha önemli. Bugün kadına şiddet yaygın ve evrensel.

Soraya’yı Taşlamak Cyrus Nowrasteh tarafından yazıldı ve yönetildi. Film, Paris merkezli gazeteci Freidoune Sahebjam’in 1994’te uluslararası bestseller seçilen, 1986’da İran’da yaşanan gerçek olayı anlattığı kitabına dayanıyor. Film İranlı-Fransız gazetecinin (Jim Caviezel) İran’ın çorak dağlık bölgesine yol alması ile başlıyor. Arabası bozulduğunda onu, Hashem’ın (Parviz Sayyad) bozuk radyatörü tamir etmeye çalışacağını söylediği küçük köye çekiyor. Yerli kadın Zahra (Shohreh Aghdashloo) gazeteci ile konuşmaya çalıştıktan sonra köyün muhtarı (David Diaan) ve yerli molla (dini lider) (Ali Pourtash) kadını uzaklaştırıp adama yemek ısmarlamayı teklif ediyorlar ama o işi olduğunu söylüyor ve kahvehaneye gidip yalnız yiyor. Orada Zahra’dan evinin haritası çizili olan bir not alıyor. Orada onunla buluşuyor ve kaydetmesini ve dünyaya anlatmasını istediği bir hikâyesi olduğunu öğreniyor. Sonra öykü flashback ile anlatılıyor.

Soraya (Mozhan Marno), Ali’nin (Navid Nagahban) iki oğul iki kızının annesi olan, acımasızca fiziksel taciz uyguladığı, sadık ve ona yetmeye çalışan eşi. Ali şehrin yakınındaki hapishanede gardiyan olarak çalışmaktadır ve mahkûmlardan birinin 14 yaşındaki kızına da gözlerini dikmiştir. Onunla evlenmek ve iki oğlunu da alarak şehre yerleşmek istemektedir. Ama Soraya boşanmayı reddeder. Köyde kalan iki kızını geçindirememekten korkmaktadır. Yardım isteyebileceği ve akıl danışabileceği tek kişi halası Zahra’dır. Lafını sakınmayan bu dul kadının adalet duygusu gelişmiş ve korkusuzluğu onu erkek egemen toplumda öne çıkarır.

Tamirci Hashem’in eşi öldüğünde köyün büyükleri Soraya’ya, düşük ücretle ona yemek yapmasını, evini temizlemesini ve zihinsel engelli çocuğu ile ilgilenmesini önerir. O da bunu Ali’den bağımsızlığını kazanmanın yolu olarak görür. Ali ise bu anlaşmayı ondan kurtulmanın aracı olarak benimser. Ali’nin çalıştığı hapishaneden salıverilen hilekâr Molla ile Soraya’yı, özellikle Hashem ile ilişkisi olduğu hususunda zina ile itham etmek için komplo kurarlar. Pasif muhtar da komplocuların, tamamı erkek olan hâkim heyetine zayıf deliller sunmasına izin verir.

Zhara yeğenini kurtarmak için elinden geleni yapar ama kartlar onlara zıt karılmıştır. Kızlarıyla olan yürek burkucu vedalaşmasından sonra, Soraya köyün merkezine getirilir, beline kadar kuma gömülür ve taşlanır. Masum kadın için uzun ve acılı bir ölüm. Önce Soraya’nın babasının, devamında hınçlı Ali’nin taş attığı ve sonra kalabalık onun işini bitirmeden Ali’nin annelerine taş atmaları için oğullarını zorladığı sahneyi izlemesi çok zordu.

Filmdeki bazı sahnelerde aşırı derecede melodram var. Ali ve mollanın kötülüğün saf tezahürü olarak tasvir edilişleri biraz abartılı. Anlatıcı ana karakterlere odaklanıyor ve köydeki diğerlerinin olaylara nasıl tepki verdiğini fazla sezemiyoruz. Ama dokunaklı dramdaki birincil itki bu kusurları gölgeliyor ve büyük ihtimalle Soraya’yı Taşlamak’ın 2008’de Toronto Film Festivali Halkın Seçimi Ödülü’nde niye Slumdog Millionaire ile finale kaldığını açıklıyor.

Bu zorlayıcı film kin, işkence ve kadın infazının küresel boyutlarına dikkat çekiyor. Bazı raporlar son 15 yılda İran, Nijerya, Somali, Sudan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Afganistan ve Pakistan’da 1000’den fazla kadının taşlanarak öldürüldüğünü tahmin ediyor. Buna ek olarak Birleşmiş Milletler, bazıları Amerika’da da olmak üzere,  her yıl kışkırtıcı giyinmek ya da haram cinsel ilişki içinde olmak gibi davranışlarda bulunan 5000 kadının, aile üyelerinin işlediği, sözde utanç getiren kadını öldürmesi anlamına gelen “namus cinayetleri”nin kurbanı olduğunu söylüyor. Filmde kabile geleneği Soraya’ya karşı öfke ile sahneyi kuruyor, erkek kana susamışlığı devreye giriyor ve köylüler ölüm saçan kalabalığa dönüşüyor.

Basındaki notlardan, filmin yapımcılarının kadınlara karşı şiddetin farkındalığını arttırmak ve şiddete karşı aktivizmi cesaretlendirmek istediği açıkça anlaşılıyor. (organizasyonları listesini aşağı tarafta görebilirsiniz). Büyük ihtimalle, batıdaki Müslüman karşıtı kanıyı ateşlemek istemediler. Ne yazık ki filmin başından sonuna molla Soraya’yı suçlu görmekte ısrar ediyor, sadece İslam hukukunu izliyorlar ve taşlama sahnesinde köylüler Kur’an’dan cümleler ile haykırıyorlar. Radikal İslamcılar tarafından inanılan Şeriat Kanunu’nun işaret ettiği şekilde dolandırıcı mollanın foyasını çıkarmak için hiç çaba sarf edilmiyor. Ama Kur’an’ın zina hakkında söylediği tam olarak bu değil.

İslam’ın kutsal kitabının söylediği şu: Soraya’nın ilişkisi olsa bile (ki o masumdu) Kur’an’daki önerilen ceza, suç işleyen kadına ve erkeğe 100’er kamçı vurulması. Zina, güvenilir olan 4 göz tanığı ile kanıtlanmalı. Kişi, sadık bir kadına iftira atmamak için dikkatli olmalı.

Soraya’yı Taşlamak, bu olayda İslam için, iyiliğin çarpıtılarak kötülüğün haklı gösterildiği zaman neler olduğunun sert ve acılı bir örneği. Buna da karşı koyulmalı. Milyonlarca Müslüman hatalı şekillenmiş gruplar tarafından dinlerinin nasıl yanlış kullanıldığını görmekten acı çekiyorlar ve bundan dolayı din dünyadaki diğer insanlar tarafından yanlış anlaşılıyor. Soraya’nın hikayesi onlar için daha da acılı ve rahatsız edici ama biz de onlarla empati kurabilmeliyiz.

Yazar: Frederic ve Mary Ann Brussat
Çeviren: Ömer Murat Urhan
Kaynak: spiritualityandpractice

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.