Paylaşmak güzeldir..

İnsanlar, küresel ısınmanın sonuçlarının moda haftası podyumları ile Anthropologie ve H&M raflarında görülebileceğini söyleyebilir. Silüetler küçülüyor, karınlar ve sırtlar açık. İncecik kumaşlar, nefes alan dokular ve uçuşan drapeler moda. Ve iklim değişikliğinin hızlı ilerleyişine cevap olarak, moda endüstrisinin bazı köşeleri, sürdürülebilir iş uygulamalarına yönelmeye ve dizaynlarına daha fazla esneklik katmaya çalışıyorlar.

Günümüzde insanlar küresel ısınmayı modern bir fenomen olarak görebilirler ancak moda, dünya çapındaki iklim değişikliğine yanıt verme konusunda uzun bir geçmişe sahiptir.

Tek fark, bizler terlerken, erken modern Avrupalılar donuyordu. Küçük Buzul Çağı, Kuzey Yarımküre’yi kabaca 14. ve 19. yüzyıllar boyunca tahrip eden düzensiz bir soğuma dönemiydi. Ve bugünün tasarımcıları gibi, Rönesans moda tasarımcıları da değişen sıcaklık ve garip hava koşullarıyla mücadele etmek zorunda kaldılar.

Tehditkar bir soğuk Avrupa’ya yerleşti

Bilim insanları, Küçük Buzul Çağı’nın başlıca nedenini henüz bulabilmiş değiller. Tarihçiler de halen kesin kronolojik parametreleri belirlemeye çalışıyorlar. Ancak dönemin sesleri aniden değişen bir iklime işaret ediyor.

“Bu sefer öylesine bir soğuk vardı ki kışlalarımızda neredeyse donacaktık” diye yazdı günlüğüne, 1640’da Almanya’ya seyahat eden bir asker. “Ve” diye devam etti, “yolda üç insanın donarak öldüğünü gördük; bir süvari, bir kadın ve bir çocuk.”

Akademisyenler, Küçük Buzul Çağı’nın ortak küresel tarihimizi sayısız izlenebilir yolla etkilediği konusunda hemfikirler. Sıcaklık dalgalanmaları ve ani don olaylarının ekinleri tahrip etmesi, sivil kargaşayı tırmandırması ve binlerce insanı açlığa mahkum etmesi tabii ki önceden kestirilemeyen bir olaydı. Bu olay, Shakespeare‘nin Kral Lear ve Charles Dickens‘ın Christmas Carol adlı eserlerindeki tehditkar soğuk atmosfere ilham kaynağı olmuş olabilir. Öyle ki, bu durum resim sanatın da kendini göstermişti; kasvetli hava ve bulutlar, dönem boyunca yaratılmış tablolarda gökyüzü tasvirlerine hakimdi.

Ve Küçük Buzul Çağı, aynı zamanda moda tarihini de değiştirdi. 16.yüzyılda soğuk etkisini arttırdıkça, moda daha sıcak stillere yöneldi: Yoğun drapeler, çoklu katmanlar ve yerlerde sürüklenen kollar görsel ve materyal kayıtlarda daha sık rastlanır hale geldi; Avrupa’dan, günümüze kalan en eski eldiven, şapka, pelerin ve kaban örnekleri müze kostüm koleksiyonlarında bugün bile yer alıyor.

1670’de Kuzey Afrika’ya seyahat eden bir Türk, “Mısır’da kimse kürk giymeyi bilmiyordu,” diye yazmıştı. “Kış yoktu. Ama şimdi bizler sert kışlar geçiriyoruz ve soğuktan kürklere sarınmak zorunda kalıyoruz.”

Modaya uygun ısınma

Bu değişiklik Orta çağ ve Rönesans kıyafetleri karşılaştırılarak gözlemlenebilir.

1115 ve 1125 yılları arasına tarihlenen bir Ortaçağ el yazmasında şövalyenin eteği kalçaya kadar sıyrılmış ve toprak sahibinin etek boyu dizin biraz üzerinde bitiyor. Pelerin yok, kürk ya da şapka yok. Özellikle 400 yıl sonra, Küçük Buzul Çağı en yoğun dönemindeyken giyilenlerle karşılaştırılırsa, giysiler hafif ve bol.

Hans Holbein, “Elçiler”.

Hans Holbien’in Kral VIII. Henry’nin maiyetindeki iki kişiyi tasvir eden 1553 tarihli ikonik Fransız Elçiler isimli tablosunu ele alalım. Soldaki adam -kalın, koyu renk kadifeler ve ağır kürk yakalı manto giyen- Fransa’nın İngiltere büyükelçisi Jean de Dinteville. Lavaur piskoposu Georges de Selve ise sağda duruyor.

Rahip, ilahi makamına uygun olarak, yere kadar uzanan bir kaban giyiyordu. Fakat bu aynı zamanda soğuğa karşı da oldukça etkiliydi. Her iki adam da modaya uygun şapkalar ve iç çamaşırlarını tercih ediyordu. De Selve’nin fanilasının dantelli yakası, cübbesinin üzerinden görünüyor ve de Dinteville’in parlak pembe gömleğindeki yırtmaçlar da onun gizli katmanlarını gözler önüne seriyor.

Çağın tüm portrelerinde olduğu gibi, bu adamlar da poz verme seansına damga vurmak için giyiniyorlardı ki bu da, süslü kıyafetlerinin muhtemelen en sıcak tutan giysileri olduğu anlamına geliyor.

Catherine Parr’ın portresi., 1545.

Kadın giyimi de Küçük Buzul Çağı boyunca daha soğuk seyreden sıcaklık dalgalanmalarına ayak uydurmak zorundaydı. VIII. Henry’nin altıncı eşi Katherine Parr, süslü bir başlık ve çok katlı kabarık kollu uzun bir elbise giyiyor.

Eteklerinin çan şeklini korumak için birkaç jüpon gerekiyordu. Eğer yakından bakarsanız, yakanın bittiği noktada açıkta kalan tenini örten ince, şeffaf bir kumaş katmanı görürsünüz. Bu arada, o dönemde önemli bir aksesuar olan büyük bir kürk manto da kollarına sarılıdır.

Ortadan kaldırılmış bir servet

New York şehri Metropolitan Müzesi’nin 16.yüzyıl sonlarından kalan giysi koleksiyonu, soğuğun Rönesans giyimine etkisine işaret eder.

Örneğin, bir İspanyol elbisesi, korseyi, eteği ve dökümlü kolları oluşturan kalın kumaşların üzerinde bir pelerinle tamamlanmıştır. Bu yoğun katmanlı elbisenin altında, giyenin ayrıca birkaç kat eteğe ve çamaşıra ihtiyacı olacaktır.

Bir İngiliz hanımın 1616’dan kalma ceketi de soğuk havaya dair ipucu verebilir. Keten, ipek ve metalden yapılmış bu dar korse muhtemelen giyen kişiyi oldukça sıcak tutuyordu. (Erken modern giyimde, sıklıkla gerçek altın şeritlerinden yapılan altın iplikler kullanılmış ve bunlar dikiş iğnesine özenle sarılmıştır.)

16. yüzyıl sonlarına ait kalın kumaşlı bir takım.

Portreler ve Küçük Buzul Çağı’ndan günümüze kalan giysilerin ortak bir özelliği vardır: Bütün bunlar kendilerinin suretlerinden oluşan tasvirlere sahip olmayı seven elitlerin ürünleri veya resimleriydi. Refahları, bu imgelerde ve giydikleri pahalı kıyafetlerde ziyadesiyle aşikardır.

Örme yün başlıklar, dondurucu soğukları atlatmak için oldukça elverişlidir; fakat dönemin varlıklı kadınları bunun yerine, inci süslemeli başlıkları ve bunlara eklenen metrelerce şeffaf peçeyi tercih ettiler.

Zenginlikleri, dönemin çeşitli krizlerini görmezden geldi. Sayısız köylü, açlıktan ve salgın hastalıklardan öldü ya da evlerini terk etmek zorunda kaldılar. Zenginlerse, kolayca, samur kürklü kollara ve altın ipliklerle dikilmiş mantolara geçiş yaptılar.

Tarihsel anlatıyı aşırı derecede yalınlaştırmak tehlikelidir. Ancak mevcut durumumuzla paralellikleri de göz ardı etmek zordur. İklim değişikliği derin toplumsal ve siyasal sonuçları olan yakın bir tehdit.

Yine de, bu, birçok insan tarafından uzak bir fenomen olarak görülüyor; daha hafif, daha gevşek kıyafetler satın almanın ötesinde, göz ardı etmesi kolay bir şey.


Yazar: Lane Eagles

Çeviren: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: The Conversation

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

11 Ekim 1980’de Antalya’da doğdu. Mühendis bir baba ve doktor bir annenin tek kızıdır. Eğitim öğretim hayatını İstanbul’da tamamlayan Gencer, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdikten sonra, eğitimine New York Film Akademi’de devam etti. 2008 yılından beri çeşitli platformlarda çeviri ve sinema eleştirileri ile yer almakta. Evli ve bir çocuk annesi olan Gencer, David Guetta hayranı. Gerilim ve cinayet romanları okumaktan hoşlanıyor.