Künye | İletişim | Yazı Gönder | Bize Katıl | Yazarlar | Çevirmenler | Çizerler | Arşivler
Paylaşmak güzeldir..

Felsefe, tarih boyunca kültürde her zaman önemli bir role sahip olmuştur. Yalnızca içinde bulunduğu çağı yansıtmamış, aynı zamanda insan gelişiminin gelecekteki yollarını da işaret etmiştir. Felsefenin etkisi özellikle 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında oldukça görünür olmuştur. Avrupa’da ve Amerika’da bir felsefe patlaması yaşanmış ve felsefe, toplumsal bir olgu ve toplum yaşamında oldukça önemli bir etken haline gelmiştir. Filozoflar kendi profesyonel çevrelerine sınırlı kalmamış, siyasetçilerin ve toplumun dikkatini de çekmişlerdir. Felsefi kitaplar geniş gruplarca tartışılmaya başlanmış ve bu kitapların önemli düşünürler tarafından görünür kılınması pop starların konserlerinden daha fazla heyecan yaratmıştır. Bütün bu gelişmeler yaşanırken felsefi söylemin oldukça profesyonel seviyesi korunmuştur.

Felsefenin görünürlüğünün artması birçok farklı etmene bağlıdır. Bu gelişme ilk olarak dünya toplumlarının birbiriyle bağlı olma durumundan etkilenmiştir. Felsefe olmadan farklı kültürler arasında bir diyalog yaratmak ve sorunları çözmeye yönelik yöntemler bulmak imkânsız olurdu.

Temel bilimlerin gelişmesinin de felsefeye olan bu ilginin artmasında payı vardır. Fizikçilerin, fizyologların ve psikologların filozofların öneri ve yol göstermelerine ihtiyaç duymadıklarını düşünerek felsefeden uzaklaştıkları dönemler de yaşanmıştır. Ancak günümüzde insanlar kuantum mekaniği, izafiyet teorisi, nöropsikoloji vb. konularla başa çıkmak konusunda felsefenin ne kadar gerekli olduğunu fark etmişlerdir.

Bu noktada, felsefe ve diğer tüm bilimler için gerekli olan ve modern dünyadaki bilimsel bilginin statüsü ve bilgeliğe karşı yaklaşımı olarak adlandırılan bir konudan bahsetmek istiyorum.

Eski dönemlerde yaşamış filozoflara göre bilgelik, bilginin bir idealiydi ve aslında “felsefe” kelimesi de “bilgelik sevgisi” olarak tanımlanmaktaydı. Aziz Augustinus ise daha sonraları bilgi ve bilgelik arasında hiyerarşik bir ilişki olduğunu düşünmüştü: “Ebedi şeylerin entelektüel farkındalığı bilgeliğe bağlıdır, ancak geçici şeylerin rasyonel farkındalığı ise bilgiye… Buna göre bilgidense bilgeliğin tercih edileceği konusunda hiç şüphe yoktur.” [St Augustine, On the Trinity Bk XII Ch.14]

Rus felsefesinde de bilgeliğin her zaman özel bir değeri olmuştur. Bilgelik sadece bilimsel bilginin farklı çeşitlerindeki düşüncelerden değil doğrudan deneyimden, dünyada dolaşan Divine Sofia hissinden esinlenmiştir. Buna göre sofyoloji Rus felsefesindeki özel ve etkileyici bir ekol olarak gözükmektedir. Vladimir Soloviev (1853-1900), Trubetskie kardeşler, Sergey Bulgakov (1871-1944) ve Alexei Losev (1893-1988) gibi neredeyse tüm sofyologlar Moskova Devlet Üniversitesi’nde profesördü ve ders vermekteydi. Ancak bunun zıttı olan durumlar da vardı. Moskova Üniversitesi profesörü G.G. Shpet, sofyolojiyi bir sahte-felsefe olarak görmekteydi ve düşünceden ve saf bilgiden oldukça uzak olduğunu düşünmekteydi.

Bana göre “bilgi” ve “bilgelik” kavramları birbirinden bağımsızdır ve herhangi biri diğerine neden olmamıştır. Bilginin, “bilgelik” kavramı olmadan nasıl olacağını tartışmak mümkündür. “Bilgi” daha çok rasyonel bir kavramdır. Bilginin niteliği ve niceliği değerlendirilebilir. “Bilgelik” ise ahlaka ve günlük düşüncelere daha yakındır. Bilgeliği ölçmek mümkün değildir. Ayrıca entelektüel gelişmeyi bilginin ayrı parçalarının sürekli bir birleşimine indirgemek de oldukça anlamsızdır.

Genel olarak konuşmak gerekirse, bilgelik birçok kuşağın milenyum boyunca biriktirdiği ve kontrol ettiği “engin deneyimi” yansıtmaktadır. Bilgeliği toplumsal bir fikir olarak gören insanlar neden bu kadar azdır? Muhtemelen bunun sebebi insanların hayatın anlamı ve kendi bakış açılarını oluşturmak üzerine nadiren düşünmesidir.

Modern bilimler elbette ki Aristoteles ve hatta Galileo’dan günümüze radikal bir şekilde değişmiştir. Bilim sadece bilim insanlarına bağlı değildir. İnsan medeniyetinin, refahın ve kültürün ilerlemesi de bilimin başarılı gelişmesiyle alakalıdır. Günümüzdeki bilim, abartmaksızın, yüzlerce bilimsel uzmanlık alanlarını ve alt dallarını içermektedir. Ancak insanların doğa ve kendileri hakkında birçok şeyi keşfetmiş olmalarına rağmen en önemli sorulara hala cevap verilememektedir. Görünüşe göre insanlar için erişilmesi en zor bilgi kendini bilme bilgisidir. Başarılması en güç şey insanların iç hayatını anlayabilmektedir. Dedikleri gibi her bir insan eşsiz saklı bir dünyadır.

Bilgiden bahsetmeye devam etmek gerekirse, bilimsel bilginin uygulaması konusuna dikkat edilmelidir. Nükleer, kimyasal ve bakteriyel silahların yapıldığına ve kullanıldığına dair örnekleri hepimiz biliyoruz. Bu örnekler, bilimsel bilginin ahlaki olmayan bir kullanımıdır. Ancak bunun karşıtı birçok örneğe rastlamak da mümkündür. Günden güne artan dünya nüfusuna yeterli yiyeceği sağlamak için yiyecek üretimini her yıl %2 oranında arttırmak gerekmektedir. Bu orana sıradan yöntemlerle ulaşılamayacağı için günümüzde genetik ve kromozom mühendisliğinde yoğun bir çalışma yapılmaktadır. Diğer bir örnek ise tıbbın ilerlemesi konusundadır. İnsan genomu araştırmaları kalıtsal hastalıkların tedavisinde yeni yöntemleri ortaya çıkarmaktadır.

Bu noktada ünlü Rus tarihçi V.O. Kluchevskiy’nin bu konuyla ilgili sözlerine göz atmakta fayda vardır: “Bilim ve bilgi çoğu zaman birbirleriyle karıştırılmaktadır. Ancak bu bir hatadır. Bilim hem bilgi hem de bilgiyi kullanma yeteneği gibi farkındalıklar anlamına gelmektedir.” Bana göre buradaki açıklama bilgelik kavramına yakın. Bilimsel öngörü elbette yanıltıcı olabilir ancak insanlığın geleceğe bakmak için yalnızca iki yolu vardır: Bilim ve Din. Başarılı fizikçi Stephen Hawking’in dediği gibi genişleyen Evren’in ve Büyük Patlama teorisinin geçerliliğine inanmak Tanrı’nın yaratıcı olduğu inancıyla çelişmemektedir. Ancak sadece Tanrı’nın bu işi yönetirken sahip olduğu sınırlamaları belirtmektedir.

Sözlerimi bitirirken insanlık bilgeliğinin ne olduğu sorusuna dönmek istiyorum. Bilgi, bilim ve eğitimin aksine bilgelik bana göre önceki kuşakların deneyimini kendine katma kabiliyetidir. Bilimin gelecekteki gelişimi bu kendine katma eylemi olmadan gerçekleşemeyecektir. Ancak bu, bu deneyimi yaratıcı ve eleştirel şekillerde elde etmek için gereklidir. Günümüzde toplumdaki tehlikeli bilgi birikiminin bazı süreçlerini anlamak oldukça önemlidir. Bu tehlikeli bilgi, gittikçe, meşruluk ve toplumsal kabullenmeyi kazanmaktadır. Temel bilimler ve tüm bilimsel çevre adına istikrar ve kararlılık, dönüşebilirlik ve geri dönülmezlik gibi ahlaki ilkelere dayanan bir itiraz geliştirmek oldukça önemlidir. İnsan hayatının, dünyanın insan etkisi altında neye dönüştüğünü görmeye karşı olan isteksizliğinden kaynaklanan tehditlere ve tehlikelere tanıklık eden tarafını vurgulamaya ihtiyacımız vardır.

Yazar: Victor Sadovnichiy
Çevirmen: Deniz Saldıran
Kaynak: Philosophy Now, Sayı 54, syf. 12-13.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Lise yıllarından beri İngilizce-Türkçe çeviriler yapıyorum. 3 senedir İspanyolca öğreniyorum ve mezun olduktan sonra İspanyolca çeviriler de yapmayı hedefliyorum. Önümüzdeki sene yayınlanacak olan bir kitabın çevirmenliğini yapıyorum. Üniversitenin ilk yıllarında okulun çeşitli öğrenci kulüplerinin çıkardığı dergilerde editörlük yaptım. Ayrıca yine bu dergilerde yazılarım ve çevirilerim yayınlandı. Dil öğrenmeyi, kitap okumayı ve seyahat etmeyi çok seviyorum.

Comments are closed.