Paylaşmak güzeldir..

Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in Karl Marx ve Frederich Engels’in devrimci felsefesi üzerindeki etkisi oldukça iyi biliniyor. Marx, Hegel’in Tüze Felsefesi hakkında bir eleştiri yazmış ve Alman idealist filozofun baş aşağı duran felsefesini ayakları üzerine oturttuğunu ileri sürmüştü. Neo-Hegelcilerin ekolü arasındaki Marxist teorinin gelişimi, “devrimci toplumsal bir felsefenin doğuşu için bilhassa elverişli’” bir dönemde meydana geldi, diye yazıyor Rebecca Cooper (1925).

Hegel’in düşüncesi, bir yüzyıl sonra başka bir kıtada çok farklı bir mücadelenin gidişatını etkiledi. 19. yüzyıl ortası Avrupası’nın ve 20. yüzyıl ortası Amerikası’nın tarihsel şartları tamamen farklı özel sorunlar dizisi sergilerken, yukarıdaki aynı genel gözlem geçerli: Malcolm X, Angela Davis, Huey Newton ve diğer birçok aktivist gibi radikal düşünürlerin bulunduğu yer ve zaman, devrimci toplumsal felsefe için ‘’bilhassa elverişli’’ şartlar sundu.

Bu figürler günümüzde radikal siyahi düşüncenin öncüleri olarak karşımıza çıkarken, sivil haklar liderlerinin en çok bilineni Martin Luther King Jr, ‘’sıklıkla sivil haklar hareketinin ‘statükonun devam eden sistemsel beyaz üstünlüğünü ortadan kaldırma başarısızlığı’ olan neoliberal çok kültürlülük ile bağdaşlaştırılıyordu’’ diye yazıyor Critical Theory. Yine de King’in hareketi, sadece meşrulaşmış ayrımı bitirmede ve Sivil Haklar Kanunu’nun geçişini hızlandırmada başarılı olmakla kalmayıp, ayrıca onun zamanından bizimkine kadar neredeyse tüm şiddete dayalı olmayan toplumsal hareketlere yön sağladı. King’in mirası, sadece ilham veren bir örgütleyici ve konuşmacı olması değil, aynı zamanda felsefe ve sosyal teoriye ciddi derecede bağlı radikal bir düşünür olması ve bunu aktivizmi üzerine uygulamasıdır.

King’in Gandhi’ye olan borcundan ve 1947’de Hint bağımsızlığını kazanan Satyagraha Hareketi’den genel olarak haberdarız, yine de Marx’ı ve onun çağdaşlarını etkileyen aynı düşünüre, yani G. W. F. Hegel’e olan borcu hakkında az şey biliyoruz. Nolen Gertz, bir filozof olarak, yakın bir zamanda blogunda [Ethicist for Hire] King’in; Gandhi’nin hareketi kadar, hatta belki ondan daha büyük ölçüde Hegelcilik’ten etkilendiğini kanıtladı. Marx, Hegel’in – baş aşağı duran – sistemini ters çevirip ayakları üstüne oturtmuş olabilir ancak King, ‘’ölmüş beyaz insanların fikirlerini, yaşayan beyaz insanların baskıcı uygulamaları aleyhine çevirerek Beyaz Amerika ile mücadele etti’’ diye yazıyor Gertz.

Mezun bir öğrenci olarak King, Boston Üniversitesi’nde ve 50’li yılların ortasında teoloji ile felsefe ve din tarihi okuduğu Harvard’da Hegel üzerine okudu ve yazdı. Boston Üniversitesi’ndeki danışmanı Edgar Brightman ile birlikte Hegel üzerine bir yıl uzunluğunda bir seminer aldı ve eleştirecek birçok şeyin yanı sıra, ‘’ölü beyaz’’ filozofun mantık sistemine hayranlık duymak için de epey çok şey buldu. King, ‘’İki dönemlik ders hem faydalı hem ilham vericiydi’’ diye otobiyografisine yazmıştı:

Ders esasen Hegel’in Tinin Görüngübilimi isimli devasa eserinin bir çalışması olmasına rağmen, boş zamanlarımı onun Tarih Felsefesi ve Tüze Felsefesi eserlerini okuyarak harcıyorum. Hegel’in felsefesinde fazlasıyla katılmadığım noktalar vardı. Örneğin onun mutlak idealizmi bana mantıken kusurlu geliyordu çünkü ‘bir’ içindeki ‘çok’u yok etmeye eğilimliydi (bkz. Hegel’de bir ve çok kavramı). Ancak Hegel’in düşüncesinin ilham verici bulduğum başka yönleri vardı. “Hakikat bütündür” savı, beni akılcı bütünlüğün felsefi bir yöntemine yönlendirdi. Eksikliklerine rağmen, Hegel’in ‘diyalektik süreç’ çözümlemesi büyümenin mücadele yoluyla geldiğini görmeme yardımcı oldu.

King, Hegel’in idealizmine katılmıyor olsa da, Hegel’in özellikle toplumsal devrimci düşünceye tamamen uygun bir çözümleme şekli olan diyalektik metodunda kendi pasif direniş felsefesi için destek buldu. King, Stride Toward Freedom kitabında şöyle yazdı:

Ezilen insanlara onların özgürlük arayışında açılan üçüncü yol, pasif direnişin yoludur. Tıpkı Hegelci felsefedeki sentez gibi, pasif direnişin ilkesi, iki zıt tarafın -sessiz kalma ve şiddet- aşırılık ve ahlaka aykırılıklarının önüne geçerek, ikisinin de doğrularına arabuluculuk yapmayı gözetmektir.

King’in eleştirel Hegel değerlendirmesi, Kant, Spinoza, Kierkegaard, Marx ve Nietzsche gibi diğer radikal felsefi düşünürlere de yayıldı. Gertz, yetişmekte olan sivil haklar liderinin çeşitli düşünürler ve felsefeler üzerine aldığı notlarının birçok örneğini sunuyor. Bu notlara, King’in daha çok katı köktendinci bir gelenekte yetiştirildiğinden dolayı Varoluşçuluk ile karşılaşmasının onu şaşırttığını itiraf ettiği ‘’Pilgrimage to Nonviolence’’ başlıklı bir denemenin ilk paragrafı da dahil. Kant’ın David Hume’a tepkisine karşı yazdığı bir göndermede, onu dogmatik uykusundan kaldıran “objektif değerlendirme ve eleştirel çözümleme için yeni bir takdir” kazandığını yazıyor.

King, denemesinde “her ne kadar oldukça moda haline gelse de, varoluşçuluğun insan hakkındaki bazı temel gerçekleri kavradığına ikna oldum,” diye yazıyor. Özellikle Kierkegaard’a yakınlaşmış gözüküyor. Yine de, felsefi merakının uyanışında en çok sorumluluğu bulunan Hegel’dir. King’in üstüne çalışan akademisyen John Ansbro’nun keşfettiği üzere King, “The Montgomery Advertiser ile olan 19 Ocak 1956 tarihli röportajında, en sevdiği filozofun Hegel olduğunu belirtti.” King o yılın ilerleyen zamanlarında, First Annual Institute’e sivil haklar mücadelesini betimlemek için Hegelci terimler kullandığı Pasif Direniş ve Toplumsal Değişim üzerine bir konuşma yaptı: “Çok eskiden yunan filozof Heraklitos, adaletin iki zıt tarafın çekişmesinden doğacağını savunuyordu ve modern felsefede Hegel, mücadele aracılığıyla büyüme doktrinini öğütledi.”

Bağımsız araştırmacı Ralph Dumain, King’in iki dönemlik Hegel dersi için yazdığı “An Exposition of the First Triad of Categories of the Hegelian Logic – Being, Non-Being, Becoming” başlıklı, altı denemenin sonuncusu olan denemeyi de içeren birçok onaylı Hegel referansını katalogladı. King, Hegel’e, Berlin’de önde gelen sosyal bilimciler ile çalışırken Alman filozofu okuyan, ırksal bilinç ve Amerika’daki mücadelenin analizine Hegelci mantığı uygulayan eski sivil haklar lideri W. E. B. Dubois vasıtasıyla da yaklaştı.

İlginçtir ki, ne King’in ne Dubois’in fark etmediği şey, Hegel’in bizzat kendisinin siyahi devrimcilerden ilham aldığıydı. Haiti Devrimi Hegel’e iktidar çözümlemesi ve “dünya tarihindeki özgürlüğün gözler önüne serilişinin anahtarı olan efendi-köle arasındaki ‘ölümüne mücadele’ metaforu” için itici gücü verdi. Hegel’in düşüncesi, 19. ve 20. yüzyıl boyunca radikal düşünürlerin çalışmalarını saran felsefi bir ip iken;King, Birleşik Devletler’deki ayrımcılığın baskıcı sistemine karşı şiddete dayalı olmayan savaşa öncülük etmeden önce, Yeni Dünya yüzyıllarında baskıya karşı eski köleler tarafından başlatılan devrimci mücadeleler olmasaydı kendi felsefesi şimdiki yönünü alamayabilirdi.

 

Yazar: Josh Jones
Çevirmen: Tual Şekercigil
Kaynak: Open Culture 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

1994 yılında Ankara'da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümünde lisans eğitimi aldı.

Comments are closed.