Üniversitede felsefe okudum. Söylendiğine göre işe yaramaz bir bölüm; tabii size düşünmeyi, yazmayı ve konuşmayı öğretiyor olması dışında…

Makaleler ve argümanlar üzerinde kafa yorarak edindiğim beceriler, ödevlerin epey bir ötesine geçiyordu; bana bahşettiği alışkanlık halini alan akıl yürütme modelleri, daha akıllı bir bilim insanı, daha dikkatli bir yazar ve daha iyi bir düşünür olmamı sağlıyordu. Hem felsefenin içerisinde hem de ötesinde, zayıf argümanları saptamayı, gizli varsayımları ve ince imaları açığa çıkarmayı, yanlış ihtilafları fark etmeyi öğreniyordum.

İyi düşünme, felsefenin elbette yegâne alanı değildir. Herhangi bir disiplin ya da uzmanlık alanı dahilinde eğitim almak, (öyle umuyorum ki) o alanda daha iyi bir performansa kapı aralayan düşünce yapılarını öğretir size. Ancak felsefe, kelimelerin anlamından bilginin doğasına, etikten hayvan zihnine, geniş bir yelpazedeki argümanların yapısına açıkça odaklanması yönüyle, sıra dışıdır. O halde, felsefe eğitimi almanın, daha iyi düşünmeye yönelik çok amaçlı araçlar sağlama potansiyeli taşıması yönüyle, sıra dışı olabileceği akla uygundur.

Peki, bu daha iyi düşünmeye yönelik araçlar neye benzemektedir?

Aeon‘da yayımlanan yeni bir makalede, filozof Alan Hájek, bir “felsefi araç seti” ortaya koymakta, hem akademik felsefe içerisinde hem de ötesinde uygun düşen birtakım yaygın felsefi hamleyi bizlerle paylaşmaktadır. Hájek’in sunduğu, mantık veya olasılık teorisi değil (fakat bunlar da gayet kullanışlıdır); filozofların problematik iddiaları ve varsayımları hızlıca tespit etmesine yardımcı olan yaygın yöntemler ve “pratik kurallar”dır. Bu yöntemler, felsefe eğitimi almamışlar için zor olan akıl yürütme görevlerini kolaylaştırmaya yöneliktir; ancak Hájek, “derinliğin hiçbir kısayolu bulunmadığı” konusunda nettir. Bu araçlar, değerli argümanlar üretmek için eksiksiz bir araç seti ya da detaylı planlar değil, yalnızca bir başlangıç setidir.

Hájek’in araçlarından bazıları, bir iddianın ya da sorunun yöneltildiği şekilde varsayımları sorgulamayı gerektirir. Mesela, yapılması doğru olan o şeyi sormak, yapılacak tek doğru şey olduğunu varsaymaktadır. Bazı durumlarda, bu varsayım yanlıştır: Yapılması doğru olan hiçbir şey olmayabilir, veya yapılması doğru olan birçok şey olabilir. “Yapılması doğru olan o şeyi” söylerken oradaki “o”, küçük bir alarm vermeli, sizi söz konusu varsayımın kanıtlanıp kanıtlanmadığını düşünmeye sevk etmelidir.

Birçok duruma uygun düşmesi beklenen bir iddiayı değerlendirirken, ikinci bir araç kullanışlı olacaktır. Bu noktada, bu iddiayı boşa düşürebilecek ya da iddianın kapsamını daraltabilecek karşı örnekler aramak uygundur, fakat bu türden karşı örnekler nerede bulunabilir? Aşırı ya da “uç” durumları hesaba katmak, çoğu zaman etkili oluyor. Örneğin, her şeyin bir nedeni olduğu yönündeki iddiaya karşı örnekler bulunup bulunmadığı düşünülürken, ilk nedene ya da bütün nedenler dizisine neden olan şey üzerine düşünülebilir. Daha yaygın bir örnek olarak, “iyi bir kitabı herkes sever” yönündeki iddiayı değerlendirmek, sizi yaş (yeni doğan bebekler iyi bir kitabı sever mi?) ya da insan tipleri (çok kötü insanlar iyi bir kitabı sever mi?) konusunda uç noktaları düşünmeye sevk edebilir.

Daha başka araçlar ve daha bütünlüklü bir anlatım için, okurların Hájek’in makalesini okuması önerilir. Ancak 13.7 okurları için, son bir fikrimi paylaşıp öyle bitirmek istiyorum. Bu düşünme araçları o kadar yararlıysa, o halde onları edinmek için neden özel bir eğitime ihtiyacımız var? Neden bilişsel sistemimizde bizzat kurulu değiller, ya da bunları neden günlük yaşamdaki iddiaları ve argümanları değerlendirerek kazandığımız yılların tecrübesiyle elde edemiyoruz?

Hájek, “karşıtsal vurgulu keşif” adını verdiği şeyi ele alırken, bu sorulara şu yanıtı vermektedir: Bizi yoldan çıkarabilecek çeşitli bilişsel sapmalara kapılıyoruz. Bunun bir örneği doğrulama sapmasıdır; bu sapma, inandığımız (inanmayı tercih ettiğimiz) hipotezlere karşı çıkan değil de, onları destekleyen kanıtları arama ve bu kanıtlardan yana olma eğilimidir. Sistematik olarak alternatif olanakları düşünmek gibi bir strateji, bir dereceye kadar kullanışlıdır, zira bu sapmanın üstesinden gelmeye yardımcı olur.

Fakat birçok felsefi düşünce yapısının neden doğalında gelişmeyebileceğine dair, bu noktada, ikinci (ve daha spekülatif) bir hipotez bulunuyor. Hipotez şöyle: birtakım eleştirel değerlendirme araçları, diğer bir dizi değerli araca, yani etkili toplumsal katılım araçlarımıza ters düşmektedir. Bu araçlar, eksik iddiaları en olumlu bakış açısıyla yorumlamaya bizi teşvik ederek birilerinin söylediklerini anlamlandırmamıza yardımcı olur; ortak bir zemin kurarak sohbeti koordine etmemize katkı sağlar.

Birisi bize “yapılması doğru olan şeyi” sorduğunda, onların bizi davet ettiği sohbete, yani yapılması doğru olan bir şeyin bulunduğunu farz edip onların bunu bulmasına yardım edeceğimizi düşündüğümüz sohbete iştigal etme eğilimi sergileriz. Birisi “iyi bir kitabı herkes sever,” dediğinde, bize, herkes için doğru olan bir şey değil, o anki sohbetin bağlamıyla alakalı insan tipleri hakkında bir şey söylemekte olduğunu düşünürüz.

Eğer bu doğruysa, o halde bazı eleştirel değerlendirme ve felsefi düşünme biçimleri zordur; çünkü bizi diğer düşünce yapılarını; yani amacımız bir şeye atılmak, birini ikna etmek ya da biriyle arkadaş olmaksa çok işimize yarayan, ancak amacımız doğru olana ya da neyden ne sonuç çıkacağına dair kesin bir nitelendirmeye varmaksa pek de yaramayan yapıları askıya almaya zorlamaktadır. O halde, işin sırrı, Hájek’in felsefi araç setini yalnızca edinmekte değil, aynı zamanda, onu ne zaman kullanacağımızı bilmekte yatmaktadır.


Yazar: Tania Lombrozo

Çeviren: Rafet Koca
Kaynak: 13.7

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.