Paylaşmak güzeldir..

J. Edgar Hoover tarafından Amerika’nın en tehlikeli insanlardan biri olarak tanımlanan Emma Goldman, işçi hakları ve kadın hakları için ortaya koyduğu devrimci destek ile tarihe meydan okumuştu ve “güzel ve mutluluk saçan şeyler herkesin hakkıdır” diyordu.

Amerika’nın en tehlikeli insanlarından biri olarak eleştirilmeden yıllar önce, genç Emma Goldman kendini bir dans partisinde bulur. Partiye etkinliği destekleyen siyasi bir aktivist olarak katılır ama dans etmeyi de çok sevdiği için o da dans etmeye başlar. Arkadaşlarından biri onu kenara çekerek davranışlarının “anlamsız” ve “onursuz” olduğunu söyleyip eleştirir.

Goldman arkadaşına sinirlenerek, kendi işine bakması gerektiğini söyler; çünkü uğruna savaştığı özgürlük “yaşamanın ve eğlencenin reddi” demek değildir. Goldman şöyle der: “Ben özgürlük istiyorum; kendini ifade etme hakkını, herkesin güzel ve parlak şeylere sahip olma hakkını.”

Emma Goldman, 1869 yılında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Rus İmparatorluğu’nda doğdu. Annesinden uzakta ve onu 15 yaşında zorla evlendirmeye çalışan bir baba ile büyüdü. Bu evliliği reddettiğinde, babası elindeki Fransızca dil bilgisi kitabını ateşe atarak şöyle dedi: “Kızlar bu kadar çok şey öğrenmek zorunda değil! Yahudi bir kızın tüm bilmesi gereken şey; balık hazırlamak, erişte kesmek ve kocasına bir sürü çocuk doğurmak.” O zamanlar toplumda, Emma Goldman gibi, bu fikre karşı çıkacak kadın sayısı bir elin parmağını geçmezdi.

On altı yaşındayken ABD’ye göçerek babasından kaçtı. Orada bütün hayatını devrim çağrısı yaparak geçirecek olan asi ve siyasi bir devrimci olacaktı.

Chicago’da idam edilen işçi eylemcilerin trajik hikayesi ile dehşete düştü ve kendini işçi hareketinin içinde ve sonunda da anarşizmde buldu. Kullandığı kelimelerin aksine, Goldman’ın felsefesi, düzensizlik ve kaosla ilgili değildi; kişisel özgürlükler ile ilgiliydi ve baskıcı kurumların (hükümet, din, savaş ve hatta evlilik) reddine inanıyordu.

Hayatı kolaylaştıracağı için ya da vatandaşlık almak için birkaç kez evlenmesine rağmen, geleneksel evlilik kavramını reddetti ve çocuk yapmamaya karar verdi.

Goldman kısa sürede Amerika’nın en ünlü radikal figürü haline geldi; kullandığı kelimelerin gücünden dolayı “balyoz” olarak anıldı. Tutkuyla konuşarak tüm ülkeyi gezdiği için ünlü muhabir Nellie Bly ona “küçük Jeanne d’Arc” adını taktı.

Yıllar geçtikçe Goldman fikirleri yüzünden defalarca cezaevine gönderildi; bir keresinde insanları doğum kontrolüne teşvik ettiği için, bir başka sefer erkekleri askerliğe kaydolmaktan caydırdığı için ve bir keresinde de işsiz ve aç işçilere zenginlerden ekmeklerini (ç)alabileceklerini söylediği için.

Kadın bağımsızlığını desteklemesine rağmen, kendini sık sık oy hakkını savunanlar ile kavga ederken buldu. Kadınları oy sistemi içine sokmanın çok daha baskıcı olduğuna inanıyordu.

Emma Goldman şöyle demişti: “Oy kullanma hakkı veya eşit yurttaşlık hakkı iyi talepler olabilir ama gerçek özgürleşme ne sandıkta ne de mahkemede başlar; kadının ruhunda başlar.” O, kadınların toplumların ve hükümetlerin cinsiyetçi kurallarını reddetmeleri gerektiğine, hayatları ve bedenleri ile ilgili kararları alabilmek için kendi haklarını savunmaları gerektiğine inanıyordu.

Goldman eşcinsel haklarını da savunuyordu; doğum kontrolünü ve kadınların cinsel özgürlüğünü savunan Amerika’daki ilk insanlardan biriydi. Goldman şöyle yazmıştı: “Kadınların özgürlüğünü talep ediyorum; kendini savunma hakkını, kendini yaşama hakkını, kiminle ya da kaç kişiyle isterse aşk yaşayabilme hakkını. Her iki cins için de özgürlük istiyorum; hareket özgürlüğü, aşk özgürlüğü ve anne olup olmama özgürlüğü.” Onun cinsiyet, seks ve cinsellik hakkındaki fikirlerinin birçoğu bugün bile tartışılıyor ki; düşünceleri 1800’lerin sonlarında insanları şok ediyordu.

Goldman yıllarca Amerikan yetkililerinin belası oldu. 1919 yılında onun Amerikan vatandaşlığını elinden aldılar ve onu Rusya’ya sürgün ettiler. Bu, halk devriminden hemen sonraydı, ama bu devrim Goldman’ın ütopyası değildi; başka bir baskıcı rejimin kendi vatandaşlarının haklarını ezmek istemesiydi. Lenin ile tanıştıktan sonra, yeni komünist hükümete karşı çok büyük hayal kırıklığı yaşadı.

Yurt dışında yaptığı gezilerde Sovyetlerin baskıcılığından bahsetti. Bir sürü dostuyla arası açıldı, İsveç ve Almanya’dan da sınır dışı edildi. Nihayet Roosevelt yönetiminin izni ile 1934 yılında Amerika’ya döndüğünde Goldman altmışlı yaşlardaki bir büyük anne gibiydi ama hala çok inatçı ve açık sözlüydü. Son yaptığı Amerika turunda, Hitler Almanya’sının faşizmine ve Stalin Rusya’sının komünizmine karşı sarf ettiği sözler hem sağ hem de sol kesimi sinirlendirmişti.

Hatta yaşlılığı bile onun devrimci ruhunu kıramadı; 67 yaşındayken İspanyol İç Savaşı sırasında, işçiler ve anarşistlerle birlikte faşizme karşı çıkıp anarşistleri desteklemek için Barselona’ya gitti. Onları dünyanın geri kalanına “parlak bir örnek” olarak duyurdu ve 10 bin izleyiciye şöyle dedi: “Sizin idealleriniz benim 45 yıllık ideallerim ve bu son nefesime kadar böyle kalacak.”

Hayatının sonuna doğru, mücadelesinin amaçları popülaritesini kaybetmiş ve gerçeklerden uzaklaşmıştı. Goldman, sonunda sürgün, şiddet ve hapis cezası olsa da inandığı şeyler konusunda hiçbir zaman çelişkiye düşmedi. Yaptıklarının gelecek nesillerin yollarına ışık tutmasını umuyordu. Ölümünden önce, eski sevgilisi olan bir arkadaşına şöyle yazar: “Bir gün, biz öldükten çok sonra, özgürlük gururlu başını yine kaldırabilir; Meşalemiz bugün sönük olabilir ama onu ateşleyecek olan biziz, sadece bir alev…”

Goldman’ın hayatı boyunca arkadaşları ve düşmanlarını çıldırtan bir özelliği vardı; hiçbir zaman görüşlerinden taviz vermedi ya da insanları memnun etmek için yaşamadı. Kendi doğruları için karşısına çıkan her köprüyü yakmaya hazırdı.

Kavgasından asla taviz vermedi; ona göre özgürlük her insan için bir yaşam hakkı idi ve bu özgürlükle kadınlar istediği gibi yaşayacak, aşık olacak ve dans edecekti.

Yazar: Anita Sarkeesian
Çevirmen: Meltem Çetin Sever
Kaynak: Feminist Frequency

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Kimya öğretmeniyim. Dokuz yıl Ankara’da dersane öğretmenliği yaptım. 2008 yılından beri İngiltere’nin Derby şehrinde yaşıyorum. Evliyim ve Elif adında yedi yaşında bir kızım var. Onunla birlikte dünyayı yeniden keşfediyorum ve gönüllü işler yapıyorum. En sevdiklerim ; fotoğraf çekmek (500px.com/meltemcetinsever ) , bisiklete binmek, kulağıma hoş gelen her tür müziği dinlemek, bilimle ilgili hergün yeni şeyler öğrenmek... Hayata bakışımı en güzel Carl Sagan’ın sözü açıklar: “I don't want to believe. I want to know.” Yani; “İnanmak değil, bilmek istiyorum.”