Paylaşmak güzeldir..

“Elle” (O Kadın- Paul Verhoeven-2016)

Huppert’in cesur performansı çağdaş sinemadaki feminist karakterlerin heyecan verici bir evrimin ortasında olduğunu göstermektedir.

Bu yılki New York Film Festivali’ndeki “Elle” prömiyerinden sonra filmin yıldızı Isabelle Huppert, karmaşık karakteri Michèle hakkındaki düşüncelerini paylaştı. Huppert, “Neredeyse post-feminist bir karakter gibi, kendi davranış ve alanını inşa edeceğim şey buydu” dedi. “Kesinlikle kurban olmak istemiyor, ama intikam avcısının kötü taklitlerine de girmiyor. O başka bir yerlerde.”

Filmin tartışmalı resepsiyonu Michèle’in mağduriyeti reddetmesi değil, aynı zamanda ilk saldırısını takiben tecavüzcüsü ile yaptığı garip ilişki üzerinde yoğunlaştı. Filmin ortasında, saldırganın kimliğinin açığa çıkmasının ardından, Michèle, ikinci bir karşılaşmaya yönlendiren tehlikeli bir kedi fare oyunu oynamaya başlar. Bununla birlikte, Michèle’in niyetlerinin lehine ipucu vermekte olduğu sahnede hızla belli olur. Saldırganına fiziksel olarak fazla baskı yapamazken, deneyime razı olarak onun gücünü elinden alabilir. Gerçekten de, saldırganı, ona “bu şekilde işe yaramayacağını” söyleyerek tokatlanmak istediği için dehşete düşer ve Michèle, orgazm ile bu deneyimi bitirdiğinde utanç verici bir sesle geri döner.

Michèle’in cinselliğini bu şekilde keşfetme ve açma kararı, özellikle de büyükanne olma ufkundaki bir kadın olarak istenmesi, Huppert’in Michèle’i yeni bir post-feminist kahraman olarak onayladığının kanıtıdır.

Post-feminizm, yetmişli yıllardaki hareketin başlangıcını takiben feminizmin gelişimi için bir terim haline geldi. Bu genişletilmiş tanımlama, feminizmin yanı sıra eşitsizliğe karşı mücadelede, post-kolonizmi eşitsizliğe karşı savaşta daha büyük ve öldürücü bir cephanelik olarak görüyor. Ancak, “Elle” de olduğu gibi, post-feminizm eleştirmenleriyle bu terim, feminizmin baskın hedefi olan toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir efsanedir ya da feminizm öldürülmüş demektir.

Semantikten bağımsız olarak, post-feminizmin önemli bir unsuru, kadınları seks yapmaya, seks işçiliğine, soyundurma ve yetişkin filmlerinde oynama gibi çeşitli şekillerde güçlendirmeye teşvik eden cinselliğin kutlanmasıdır. Bu bağlamda oturan Michèle’in eylemleri, bazıları için rahatsızlık verici olsa da daha az şaşırtıcı hale geliyor; Tecavüzcüsünün direnme gücü Michèle’in mağduriyeti reddettiğini tekrar ortaya koyuyor; bu da tüm toplumun bir kadının güçlenmesine, çok daha kabul edilebilir bir dönüşümüne izin verir. Michèle, kendi hayatında geçmiş tecavüz-intikam öykülerinin intikam meleklerini aştı ve bunun yerine post-feminist kahramanın kendi versiyonu haline geldi.

Post-feminist kahraman neye benziyor? Aklıma gelen görüntü, Charlize Theron’un Imperator Furiosa’sı. Kıyamet sonrası geride bıraktığı evliliğindeki evini aramak için çorak bir ülkeden geçerken üzerinde bulaşmış siyah yağlı boyanın ardında parlayan mavi gözleri. George Miller’ın Akademi Ödülünü kazanan “Mad Max: Furiosa” ya odaklanalım. “Mad Max: Fury Road” (çoğunlukla) erkek hayranları arasında öfkeye yol açtı ve hatta kızgın internet yorumcularının feminist olduğu için filmi nasıl ele geçirdiğini gösteren Furiosa Testinin yaratılmasına yol açtı. Fakat bu daha belirgin seçimin ötesinde, post-feminist kahramanlar kadınlığın yaşamın değişik evrelerindeki karmaşıklıklarını ve çelişkilerini somutlaştıran, utanç duymadan yalnızlıklarını yaşayan, kendi mutluluk modellerini arayan kimselerdir. Michèle gibi onlar da istedikleri yerde güçlerini buluyorlar. Hatta toplumun beklentileri karşısında aykırı olduğunda bile.

“Julieta” ( Pedro Almodóvar-2016)

Pedro Almodóvar’ın son filmi “Julieta“, nesiller boyu suçluluk duygusunun bir anne ile çocuğu arasındaki ilişkiyi köreltme yollarını araştırıyor. Kızından 12 yıllık uzaklaşmanın ardından Julieta (Emma Suarez), hamileliğine yol açan genç bir kadın (Adriana Ugarte) olarak yaptığı tercihleri ve kızının babasının kaybını üstlenen suçluluk duygularını yansıtıyor. İlk bakışta “Julieta” anne statüsünün kaybolması ve dağınık bir kadının tanıtılmasıyla eski haline gelmiş görünse de film Julieta’nın anneliğin onun için en önemli rolü olduğu oldukça netleştiriyor. Kızının ortadan kaybolmasının ardından, Julieta annelik döneminin her izini siler ve sonunda onu parçalayan, statü veya kimlik kaybı olarak görülen, suçluluk duygusu ortaya çıkar. “Julieta”, kadınların genellikle kendilerini ve değer verdikleri ilişkileri zararına götüreceğini hissettikleri gereksiz suçlulukları ustalıkla sunar.

Çoğu kez, filmin, kadın karakterleri geleneğe boyun eğer, annelik ve evlilikten kaçınarak, mutluluk için herhangi bir doğru denklemin parçası olamayacağı düşüncesiyle bir feminist olabileceği yanılgısı vardır. Ama Julieta için anne rolünü yerine getirebilmesi için feminizm soyundan gelmesi gerekmez. Aksine, yanlış yönlendirilmiş bir modernlik peşinde koşabilir ve bu da ona karmaşıklığı verebilir. Julieta’nın hikayesi, Michèle gibi bugün kadınlığı oluşturan pek çok yüzü yansıtmak için söylemeye değer hikayedir.

Kadınların farklı görüşlere sahip olamayacağı fikri, onların tasvirlerinde tekdüzelik bulunması gerektiğini, kadınları kendi bireyselliklerinden uzaklaştırıyor ve izleyicilerden kadınların çok sayıda tecrübe taşıdıkları gerçeğini çalıyor. Kadınların idealist ve rahat tasvirlerini durultmak yalnızca filmlerden gerçekçilik duygusunu sıyırmakla kalmaz, kadınların kadına özgü bir tasvirini de inkâr eder.

Julieta ve Michèle gibi karakterler aslında süper kahramanlardan ve eylem yıldızlarından ziyade post-feminist kahramanlardandır ve toplumun kendi arzusu ile çatışan talepleri gibi formların çokluğunda bugün bir kadın olmanın ne anlama geldiğini dürüst tasvirler ile sunar.

Yazar: Jamie Righetti
Çevirmen: Elif Gamze Akkuş
Kaynak: indiewire.com

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Düşünbil Portal, bilim, felsefe ve psikanaliz alanlarında yazılı ve görsel içerikli makale, deneme ve çeviri yayınlayan çok içerikli bir portaldır. Genel okur-yazar kitlenin bilinçlenmesini ve farkındalık kazanmasını amaçlamaktayız. “Düşünen her insan gençtir” vizyonu ile her genç insana hitap etmeyi amaçlayan Düşünbil Portal, dergi ve etkinliklerle bu amacını geliştirmektedir.