Paylaşmak güzeldir..

Kendisi kültür enstitüsüne dönüşmüş bir kültür eleştirmeni, akademi için çok az zamanı olan bir akademisyen, efsanenin kendisi haline gelmiş bir mitoloji kâşifi… Roland Barthes 1980’de aniden öldüğünde yazın dünyasının Rock yıldızıydı ve bütün Rock yıldızlarında olduğu gibi ölümü, bir yeniden doğuşa sebebiyet verdi. 2012’de hakkında söylendiği gibi, “Son zamanlarda, Roland Barthes’in, ölümünden sonraki kazancı, Tupac Shakur’unkine rakip bir oranda büyüyor”du. Sırada bir Barthes hologramı olabilir miydi? Hologramı bekliyoruz ama doğumunun yüzüncü yıl dönümü beraberinde bir yığın yeni yorum getirdi. Barthes’a göre, 1915 “sakinleştirilmiş” bir yıldı: “Savaş zamanında kaybolmuş, hiçbir olayın öne çıkarmadığı” bir yıl; “kimse o yıl doğmadı ve ölmedi” demişti. 2015’teki yıl dönümüne ise, ancak Hollywood ünlülerine gösterilen türde bir övgü damgasını vurdu.

Neil Badmington, yeni kitabı The Afterlives of Roland Barthes‘in başlangıcında filozofun anısına gerçekleştirilen etkinlikte yaşanan bu olayları hatırlatıyor. Sadece hatırasının bile kendisini “bitap, şaşkına dönmüş” hissettirdiğini söylüyor ve ekliyor: “Vücudum geriliyor ve karıncalanıyor.” Badmington, “O on iki ay boyunca yaşadığı” ve hatta 2115’te 200. seneye damgasını vuracak olan kutlamalara tanıklık edemeyecek oluşundan duyduğu üzüntüyü dile getirebildiği” için “ayrıcalıklı” olduğunu yazıyor.

Afterlives, Barthes’in ölümünden sonra yayımlanan metinlerin kısa bir incelemesidir; “neyi ortaya koyduklarına ve neyi yeniden yazdıklarına” bir bakıştır. Badmington’ın Barthes’e olan sevgisi -“profesyonel” aşkı- görülmesi kolay bir olgudur ve akademik olarak konuşmak gerekirse, böylesi bir duygu zararlı olabileceği halde, bu, kesinlikle Barthes’ın inandığı türde bir yazımdır. “Ne zaman” diye soruyordu Critique et Vérité‘de, “eleştirmen iltimastan şüphenilmeksizin bir kitaptan sevgiyle bahsetme hakkına sahip olacaktır?”

Badmington, araştırması kişisel ve oyunbazken (zayıf cinaslara rağmen) son derece formundadır. Barthes’de “sıkılmanın ihmal edilen tarihi” üzerine bir bölüm, kitabın en ilgi çekici ve orijinal katkısıdır. Herkes, özellikle de Barthes, kendisinin kolaylıkla sıkılan bir adam olduğunu kabul eder. “Çocukluğumda” diye yazmıştı Roland Barthes by Roland Barthes adlı kitabında, “sıklıkla ve fazlasıyla sıkılırdım. Ve bu, yaşamım süresince duygusal patlamalarla devam etti. Bu bir panik sıkıntısıydı ve ızdırap noktasına uzanıyordu.” Badmington’a göre bu sıkıntı, uçsuz bucaksız ülkedeki hiçbir şeyin merakını celbetmediğini gösterdiği Travels in China’nın (Çin Yolculuğu Defterleri) konusunu tanımlamaktadır. Fakat sıkıntı onun güçlü şekilde hissettiği bir şeydi; “yoğunluğun eksikliğinin şiddeti.”

Yazık ki, tartışmanın temellerini atan Badmington, “sahadaki akademisyenlere yönelik bir davetiyeye” indirgenmiştir. Bu akademik klişe, sahne bir kez belirlendiğinde, o önemli noktaya daha kalıcı bir anlamda temas etmekten uzaklaşır. Barthes, sanki hipotezin ürkekliği ve sıradanlığı, geçerliliğinin kanıtıymışçasına son anda “frenlere asılma” eğilimine dikkat çekiyor. Örneğin, daha evvel literatüre tür tanımlayıcı bir katkı yapmış olsaydı, Barthes’in sıkıntısının, kronik yorgunluk sendromu ile değil de, daha çok onu bir çalışma alanından diğerine sürükleyen karakteristik huzursuzlukla sonuçlandığı konusunda ilginç bir araştırma olabilirdi. O bu alışkanlığı “seyrüsefer” olarak adlandırdı: “Arzunun yolculuğu”, bir “tekerrür karşıtlığı.”

Bu durumda, Badmington’un yazdığı üzere, Barthes’in, gerçekten bir “sıkıntı profesörü” mü yoksa sadece çok sıkılmış bir profesör mü olduğunu merak ediyoruz.

Barthes’in dikkatini koşulsuz olarak celbeden az sayıdaki insanlardan biri, kendisinden 20 yaş küçük olan yakın arkadaşı Philippe Sollers, kendi çabasıyla bir editör ve ünlü bir yazar oldu. Sollers, 100. yıl etkinliklerine katkı olarak L’Amitié de Roland Barthes’i yayımladı ve Andrew Brown da kitabı İngilizceye çevirdi. Kitap, Sollers’in Barthes üzerine yazdıklarının yanı sıra arkadaşlıkları boyunca Barthes’in kendisine yazdığı mektupların bazılarını da bir araya getiriyor. Badmington’un kitabı gibi, Soller’in ince cildi de sevgiyle dolu; ancak bu sevgi, matemle yansıtılıyor. “Roland Barthes’in (26 Mart 1980) ölümü benim için korkunç bir şok oldu,” diye yazıyor, “ve bu duygu hala benimle, içimden atamıyorum.”

Arkadaşlıkları, 1960’larda, edebi eserlerin nasıl yazılması ve okunması gerektiği konusunda ortak bir bakış açısıyla sınırlı olarak başladı. Ne zaman bir skandal patlak verse, birbirlerini açıkça savunarak kendilerini entelektüel bir ikili olarak var ettiler. “Skandal” Fransız entelektüel ortamlarında şu anlama geliyordu: Alışılmışın dışında bir iddiayı veya baltalayıcı bir fikri takip eden ihtilaflar. Örneğin “Picard Hadisesi”nde Barthes, “yüzsüzce öznel” olan Racine (1639-1699) incelemesi nedeniyle dolandırıcılıkla suçlandığında, Sollers, Barthes’in “iplemeyen bir yayıncı”ya ihtiyacı olduğunu anladığını söyler: “ve o yayıncı bendim.”

İkili aynı zamanda birbirlerinin çalışmaları hakkında da derinlikli yazılar kaleme aldılar. 1971’de, Sollers, kendi kurduğu ve daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmak için kadrosuna Michel Foucault ve Jacques Derrida’yı aldığı Tel Quel dergisinde Roland Barthes’in yazılarına yer verdi. Sollers’e göre bu, onun karakterini tanımlayan bir keşif yolculuğuydu. Barthes’in kendi ifadesiyle: “Anlam ne kadar mümkündür? Hangi fiyata ve hangi vesileyle?” Görünüşe göre, sıkıntı, gerçekten Barthes’in tanımlayıcı özelliklerinden biriydi. Sollers’in normalde keskin ve açık olan sohbeti, bazı nahoş ayrıntıları geçiştirmek için sevgiyle yoğruldu. (Çin seyahati dışında: Sollers’in bu seyahate dair pasajı “Çin İşkencesi” olarak adlandırılmıştır.) Mektuplardan birinde Barthes Sollers’den “süper canlandırıcı ilacım” diye bahseder.

Barthes’in annesi ve hayat arkadaşının 1977’de ölmesi, sıkıntısını ve krizlerini önemli şekilde arttırdı. İtiraf ettiği üzere onun kaybı, “içtenlikle ve anlaşılmaz şekilde dünyaya olan arzu”sunu değiştirdi. “Panik sıkıntısı” daha derin ve katı bir şeye dönüştü; arkadaşları onu ilgilenmesi daha güç biri olarak görmeye başladılar. Sollers bir istisnaydı ve ayda bir Montparnasse’de akşam yemeği için buluşmaya devam ettiler. “Sohbet oldukça keyifliydi” diye hatırlıyor Sollers, “ve sonra bir sigara alırdı, giderek daha melankolik bir ruh haliyle sokaklarda yürürdü.” Ölümünden neredeyse 40 yıl sonra, dünya Barthes’den sıkılma alametleri göstermiyor. Belki de Badmington 200. yıl kutlamalarını kaçıracak olması konusunda üzülmekte haklıdır.


Yazar: Samuel Earle

Çeviren: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: TLS

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

11 Ekim 1980’de Antalya’da doğdu. Mühendis bir baba ve doktor bir annenin tek kızıdır. Eğitim öğretim hayatını İstanbul’da tamamlayan Gencer, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdikten sonra, eğitimine New York Film Akademi’de devam etti. 2008 yılından beri çeşitli platformlarda çeviri ve sinema eleştirileri ile yer almakta. Evli ve bir çocuk annesi olan Gencer, David Guetta hayranı. Gerilim ve cinayet romanları okumaktan hoşlanıyor.