Paylaşmak güzeldir..

Sanatın değeri üzerine olan genel argüman, empati duygusunu geliştirdiği yönünde. Kitap okumak, kaliteli bir film izlemek ya da güzel bir beste dinlemek bizleri daha duyarlı insanlar yapar, aynı zamanda da insani duygularımızı geliştirir, en azından argüman böyle söylüyor.

Kendimize dışardan bakmayı öğretirken, sanat ve edebiyat başkalarına karşı da açık görüşlü olmayı öğretir. Yazar Barbara Kingsolver’ın da yazdığı gibi, “edebiyat sizi farklı bir ruha sokar.”

Sanatın gerçekten empatiyi arttırıp arttırmadığı ya da bizi farklı kişiliklere bürüyüp bürümediği konusu tartışmaya açık. Kesin olan tek şey ise empati yeteneği yüksek insanların farklı farklı kültürel tercihleri olduğu.

Empatinin ikili karakteri

Cambridge Üniversitesinden psikologların yaptığı araştırmaya göre tercihlerimiz beş farklı boyutta gruplanıyor. Örneğin “karanlık” bölümü ağır basan insanlar punk, metal, erotik dergiler ve korku filmleri gibi yoğun ve sıradışı tarzlardan hoşlanıyorlar.

“Heyecanlı” grubunda yer alan insanların ilgisini aksiyon filmleri, macera ve bilim kurgu filmleri çekiyor. “Düşünceli” insanlar ise haberleri, güncel olayları, belgeselleri ve yaşanmış öyküleri izlemeyi severleri.

Yüksek derecede empati yeteneğine sahip insanlar ise ya “iletişimi seven” ya da “estetik” grubunda yer alıyorlar.

İletişimi sevenler, insanlara ve ilişkilere odaklanmayı seçerler ve muhtemelen romantik film ve pop müzik hayranıdırlar. Estetik grubundakiler ise daha ince zevk sahibidirler, klasik müzik, tarih programları ve bağımsız sinema severler.

Empati yeteneği yüksek insanların bu kadar farklı iki grupta olmaları aslında yine yüksek empati yeteneğinin sonucu. Bir yandan insanları günlük hayatın problemlerine, sosyal ilişkilere odaklanmaya davet ederken diğer yandan ise zihnin yaratıcı bölümlerini harekete geçirmeye çalışıp, kelimeleri farklı anlamlarda kullanmayı öğütler.

Empatik insanların belli eğlence tarzları yoktur genelde, olumsuz duygulara da farklı farklı yanıtları vardır.

Birçok bulgunun da gösterdiği gibi empatik insanlar çoğunlukla korku ve gerilim içeren filmlerden hoşlanmazlar. Bunun sebebi de tahmin edilebileceği üzere, kendilerini sürekli başkalarının yerine koymaları.

Öte yandan, empati yapabilen insanlar sanatın yarattığı olumsuz duygulardan rahatsız olmuyorlar. Örneğin yapılan bir araştırma gösteriyor ki, kendini konuya kaptırmakta iyi olan insanlar müziğin yarattığı olumsuz duyguları seviyorlar.

Yani şöyle de diyebiliriz ki, empati bazı olumsuz duyguları daha da rahatsız edici yaparken bazılarını ise paradokssal bir biçimde keyif verici hale getirebilir.

Sanat empati yeteneğini besliyor mu?

Empati sanat ile bağdaştırılmış olsa da, sorumuz hala cevapsız duruyor; “sanat, duygularımızı güçlendiriyor mu yoksa sadece varolan duygularımıza mı hitap ediyor?” Buna iki farklı yönde cevap verilebilir.

Araba kovalamacaları içermeyen filmler, empati duygularımızı besleyebilir. Aynı şekilde, empati yetenekleri zaten gelişmiş olan insanlar da her ne kadar sanata maruz bırakılmak bu duygularını daha da geliştirmese de, sanatı çekici bulurlar.

2013’te Evan Kidd ve Emanuele Castano adlı iki psikolog, edebiyatın empatiyi geliştirip geliştirmediğini görmek adına 5 farklı deney yaptılar.

Her bir deneyde, gelişigüzel seçilmiş bir grup insandan, Ulusal Kitap Ödülü sahiplerinden kısa edebi parçalar okumaları istendi.

Birkaç gruptan ise ya çok satan kitaplardan bölümler okumaları ya da hiçbir şey okumamaları istendi.

Verilen pasajları okuduktan sonra katılımcıların, Zihin Teorileri yani başkalarının zihinsel durumlarını anlama yetenekleri test edildi.

Zihin Teori’si büyük oranda Reading the Mind in the Eyes Test’i ile yapılıyor. Bu testte, insanlardan göz fotoğraflarına bakarak farklı duyguları anlamaları bekleniyor.

Kidd’in de Castano’nun da deneyleri gösterdi ki edebi kurgu metinleri okuyanlar empatide daha başarılıydılar. Yalnızca edebi kurguyla sınırlı olması, popüler kitapları kapsamaması yönüyle yalnızca kurgunun empatide etkisi olduğunu söylemeyi güçleştiriyor. Bunun yerine, edebi kurgunun, kişileri aktif yazar rolü oynamaya ittiği için empati duygusunu arttırdığı düşünülüyor.

Kısacası, Kidd ve Castano’ya göre edebi kurgu başkalarının deneyimlerindeki nüans farklılıklarını anlamayı kolaylaştırıyor.

Beyindeki ağların, başkalarının hikayelerini okudukça güçlü şekilde aktive olmaları da bu deneyi kanıtlar nitelikte.

Her ne kadar okumanın yarattığı empati kısa süreli olsa da, bu duygu düzenli okuyucularda sürekli olabilir. Çok kitap okuyanların Theory of Mind’da yüksek sonuçlar elde ettiğine dair birçok kanıt var.

Kitap okumak empatinin kaynağı olan sinirsel ağları eğitebilir ve bu elbette ki uzun süreli yararlar sağlayacaktır.

Jüri hala karşı

Sanat ve edebiyatla uğraşmak sizi daha iyi bir insan yapar mı? Belki, ama hala bir sürü insan buna karşı çıkıyor. Birkaç labaratuvar, okumanın insanın kendini başkasının yerine koymasında etkili olduğuna dair bulgular sunmakta başarısız oldu.

Ayrıca, şu da açık ki okumak sizi direkt iyi bir insan yapmaz. Örneğin rekabetli ortamlarda kendini başkasının yerine koymak etiğe uygun davranmamaya sebep olabilir. Ya da tehdit olarak gördüğümüz insanların gözünden bakmak onlara karşı daha negatif yaklaşmamıza sebep olabilir.

Yani, sanat ve edebiyat sevmenin iyi insan olmakta yeterli koşul olduğunu varsaymak doğru değildir, yalnızca karmaşık deneyimleri daha iyi algılamayı sağlarlar.

Empati bizi her zaman daha vicdanlı yapmaz ama yine de başka yararları olabilir. Steve Martin’in dediği gibi, “Birini eleştirmeden önce, bir kilometre boyunca onun ayakkabılarıyla yürüyün. Böylece onu eleştirdiğinizde hem bir kilometre ötede olursunuz hem de fazladan ayakkabılarınız olur.”



Yazar: Nick Haslam
Çevirmen: Şebnem Ertan

Kaynak: The Conversation 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

ODTÜ Felsefe bölümü öğrencisiyim. Ankara’da doğdum. Küçük yaşlarda başlayan kitaplarla samimiyetim beni her zaman daha çok okumaya ve yazmaya yöneltti. Mezun olduktan sonra küçük bir sahaf açıp bir yandan da felsefi metin çevirileri yapmanın hayallerini kuruyorum. Japon kültürüne büyük bir hayranlık ve saygı duyuyorum. Bir ağacın tepesine çıkıp, kitap okumayı da pek severim.

Comments are closed.