1888 yılının Şubat ayında, dolambaçlı bir yolun ardından kendi amacını bulmasından bir on yıl sonra, Vincent van Gogh (30 Mart 1853 – 29 Haziran 1890), kendisini manzarası ile büyüleyen, Güney Fransa’daki Arles kasabasına yerleşti. Böylece, ressamın hayatında, 200’den fazla yağlı boya tablosunu, 100’den fazla suluboya ve karakalem çizimini tamamladığı ve doruk noktası olan meşhur Ayçiçekleri serisi ile anılan olağanüstü verimli bir dönem başlamış oldu. Fakat bu süreç aynı zamanda aşırı fakirlik ve meşhur kendini yaralama olayıyla zirveye ulaşan psiko-duygusal sıkıntılar yaşadığı bir dönem olmuştur.

Sanatsal sarhoşluktan ve kafeinden fazlaca destek alan ressam, kardeşi Theo’ya “bitkin olduğumu düşünmüyorum” diye yazmıştır. “Çoğunlukla hala parasını ödemek zorunda olduğum ekmek ve dört günde içtiğim yirmi üç bardak kahveyle yaşıyorum.”

Sanatsal diriliş ve zihinsel uğraş ile damgalanan bu kargaşanın ortasında, Van Gogh, ona sakinlik verecek bir şeyin özlemini çekiyordu ve bunu umulmadık bir kaynaktan buldu: Japon Sanatı ve bununla ilişkili felsefe. Antwep’teki eski stüdyosunun duvarlarını üç yıl boyunca Japon desenleri süsledi ve Arles’e taşınmadan bir yıl önce, Paris’te geçirdiği sürede, bu desenler için küçük bir sergi düzenledi. Bu dönem, ilgilendiği bu estetik geleneğin kendi ruhunda bıraktığı derin etkiyi ilk kez açıklığa kavuşturduğu zamandı.

Van Gogh, La Courtisane

Theo’ya yazdığı, Ever Yours: The Essential Letters kitabında yer alan bir mektupta ressam şunlardan bahseder:

“Eğer Japon Sanatını inceleyecek olursak, hiç kuşkusuz bilge, kalender ve akıllı bir adam görürüz; bu adam zamanını nasıl geçirir? Dünya ile ayın arasındaki uzaklığı bulmaya çalışarak mı? Hayır. Bismarck’ın politikasını inceleyerek mi? Hayır. Tek bir ot sapını inceleyerek.

Daha neşeli ve daha mutlu olmadan, bana göre, Japon Sanatı üzerine çalışamazsın. 

[…]

Japonlara, onların çalışmalarında bulunan her şeyin sahip olduğu aşırı berraklığa imreniyorum. Bu çalışmalar asla yorucu değildir ve aceleyle yapılmış olduğu izlenimini de asla vermez. Onların işleri, nefes almak kadar basittir ve bir figürü, montunun düğmelerini açar gibi bir kolaylıkla, birkaç emin hareketle yapıverirler.”


Yazar: Maria Popova

Çeviren: Cansu Balku
Kaynak: brainpickings 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.