Paul Davies’in aklında pek çok şey vardır veya daha doğrusu aklında söyleyecek pek çok şeyi vardır. Arizona State Üniversitesi’nde fizikçi olan Davies, teorik fizik ve kozmoloji gibi soyut alanlardan daha somut olan Dünya’nın ötesindeki yerlerde yaşama dair çalışmalar yapan astrobiyoloji konularına kadar oldukça geniş bir yelpazede çalışmalar yürütür. Nautilus’un Davies ile muhabbeti kaçınılmaz bir şekilde Davies’in uzun bir süredir çalışma alanı olan zaman konusuna doğru sürüklendi. O röportajı yazıya geçirip, uzunluk ve akıcılığını düzenleyip sizler için hazırladık.

Zamanın akışı gerçek midir yoksa bir yanılsama mı?

Zamanın akması bir yanılsamadır ve dürüst olmak gerekirse buna katılmayacak çok fazla bilim insanı ve felsefeci tanımıyorum. Yanılsama olmasının nedenine gelirsek, öyle çok da düşünmeden, zamanın akışının kendisi ne anlama gelir? Bir şeylerin nehir gibi aktığını söylediğimizde, az önce bahsettiğimiz nehir parçasının şu an farklı bir yerde olduğunu söylemiş oluruz. Bir başka deyişle, nehir zaman bağlamında hareket eder. Fakat zaman, zaman bağlamında hareket edemez, zaman zamandır. İnsanların, zaman akmaz iddiasını değerlendirirken yaptıkları genel hata, zaman diye bir şeyin olmadığı, zamanın var olmadığı çıkarımını yapmalarıdır. Bu bir saçmalıktır. Zaman elbette ki vardır. Onu saatle ölçeriz. Saatler zamanın akışını ölçmez, zamanın aralıklarını ölçer. Tabi ki, farklı olaylar arasında zamanın aralıkları vardır; zamanın ölçtüğü şey budur.

O halde zamanın aktığı düşüncesi nereden gelir?

Pekâlâ, bir benzetme yapacağım. Ayağa kalkıp, birkaç kez kendi etrafımda döndüğümü ve sonra da durduğumu varsayalım. O zaman, evrenin döndüğüne dair çok yoğun bir hisse kapılırım. Öyle olmadığını kesinlikle bilsem de dönenin o olduğu düşünürüm. Ve tahminen bu yanılsamanın açıklaması burasıyla (aklımızla) ilgili ve tahminimce anılarımızla bağlantılı. Yani, bu bizim hissettiğimiz bir şeydir, zamanın kendisinin bir niteliği değildir.  

İnsanların kafa yorduğu başka bir mevzu ise, zamanın akışını reddetmenin dünyanın asimetrisini reddetmek olduğu yönündedir. Elbette, dünyadaki olaylar yönlü bir ardışıklık içinde gelişir. Bir yumurtayı yere düşürdüğünüzü ve yumurtanın kırıldığını düşünün. Yumurtaların parçalarını birleştirdiğini göremezsiniz. Depremden sonra binalar yerle bir olur ve enkaz yığınından çıkıp dikilmezler. Zamanda dünyanın asimetrisine dair gündelik hayattan pek çok örnek vardır; bu dünyanın bir niteliğidir. Zamanın kendisinin bir özelliği değildir ve bunun açıklaması için evrenin ilk haline ve başlardaki durumlarına bakmak gerekir. Bu ise başlı başına muazzam, saygı uyandıran konudur.

Zaman akmaz, zamanın akıyor olduğu hissi psikolojinin bir parçasıdır.

Evrenin temel ilkesi zaman mıdır?

Zaman ve mekân, mevcut evrim teorilerimizi şekillendirdiğimiz ana çerçevedir, fakat bunların evrenin ikincil bir niteliği olarak ortaya çıkıp çıkmadığına dair bazı sorular vardır. Esasen evrenin kanunlarının mekân ve zaman öncesi nev’inden bağlamlarda geliştirildiği ve mekân-zamanın da bu yüzden daha temel bir şeyden ortaya çıktığı gibi bir durum da söz konusu olabilir.

Artık günlük hayatta üç boyutlu bir dünya ve tek boyutlu bir zaman deneyimliyoruz. Fakat Büyük Patlamaya’ya dönersek, her şeyin çok iyi tanımlandığı klasik mekân-zaman denen mefhum belki de tamamen ortadan kalktı. Ayrıca evrenin Büyük Patlama içinden nasıl doğduğunu da tam manasıyla anlayabilmiş değiliz, fakat kuantum fiziğiyle ilgili bir şey olduğunu düşünüyoruz. Ve böylelikle sadece madde ve enerji dünyası değil, hatta mekân-zamanın kendisi bile evrenin özel ilk aşamalarının bir ürünüdür belki de. Bunu bilemeyiz. Araştırma yapmak lazım.

O halde zamanın kendisi nevzuhur mudur?

Mekân-zamanın ortaya çıkışı arasındaki ikilem, ikincil bir nitelik (yani bir şeyin daha önceden olan bir şeylerden geldiği ya da doğa tasvirimizin en alt düzeyindeki bir şey), benim kariyerimden önce başlamış ve hala da varlığını sürdüren bir mevzudur. John Wheeler, tıpkı atomların elastik bedenlerin devamlılığına neden olması gibi, geometrinin ortaya çıkışına yön veren ilkel bir geometrinin olabileceğine inandı ve 1950’lerde bu düşüncelerini kaleme aldı. İnsanlar da bu varsayımı kurcaladılar.

Sorun, bu konu üzerine herhangi türden deneysel bir imzamızın olmamasıdır. Bunu sizler için yapan matematiksel modeller icat edebilirsiniz, fakat bunları test etmek epey umutsuz vakadır. Bence bunun nedeni çoğu insanın şöyle düşünmesidir; eğer bizim sürekli mekân ve zaman anlayışımızdan ayrılan tuhaf bir fikir var ise, bu da muhtemelen kendisini, atom çekirdeğinden 10 üzeri 20 kat daha küçük olan Planck ölçeği denen şeyde gösterir ve bizim şu anki en iyi ölçeğimiz bundan kat kat büyüklüğü olan tecrübe ölçeğidir. Kontrollü bir şekilde Planck ölçeğinden bir yerlere nasıl varabileceğimizi görmek oldukça zordur.

Eğer çoklu evrenler var ise, bunların ortak bir saati mi vardır?

Zamanın farklı gözlemciler ve farklı mekânlar arasında döngülü karşılaştırılması, tek bir evrenin içinde bile hassas bir iştir. Diyelim ki bir kara delik yüzeyinin yakınlarındayken saatin hızı hakkında konuşuyorsunuz, o bahsedilen hız, burada Dünya’daki saatin hızından epey farklıdır. Öyleyse, tüm evrende bile ortak bir zaman yoktur.

Fakat şimdi, her biri bir anlamda kendi saatine sahip olan evrenlerden müteşekkil çoklu bir evren olsa, bir şekilde birbirlerine sinyal göndererek iletişim kurabilseler, iki tanesi arasında ancak döngülü karşılaştırma yapabilirsiniz. Sizin çoklu evren modelinize bağlıdır bu. Öne sürülen pek çok fikir vardır, fakat kozmologların üzerine sık sık konuştuğu (bir çeşit şişen bir üst yapıda bulunan kabarcıkların olduğu) bir yapı olduğunda, bir kabarcıktaki saatin hızını başka bir kabarcıktaki saatin hızı ile kıyaslamanın artık doğrudan bir yolu yoktur.

Zamanı anlamak konusunda yakın zamanda geliştirilen heyecan verici şeyler sizce nelerdir?

Zaman algısı üzerine laboratuvar ortamında yapılan çalışmalar beni özellikle çekiyor, çünkü bence gelecek yıllarda hızlı gelişmeler bu sayede olacak. Çok bilinen bir deneyden örnek verelim. Deney kapsamında insanlar belli bir zaman içinde görünüşte bir karar veriyorlar fakat kararların vaktinden biraz erken verildiği görülüyor, fakat onların kendi zaman algıları ve zamanın içindeki kendi eylemleri olaydan sonra bir çeşit düzenlemeye tabi olmuştur. Dünyayı gözlemlediğimizde, gördüğümüz şey görünürde tutarlı ve düzgün bir anlatıdır, fakat aslında beyin farklı duyulardan gelen algı verileri tarafından bombardıman altındadır ve tüm bunları bir araya getirir. Bunları birleştirir ve sonra bilinçli bir benlik olduğu için tutarlı bir anlatı olarak sunar. Ve böylelikle, sorumlu olduğumuz ve her şeyin intizam içinde olduğu algısına kapılırız. Fakat aslında, bunların çoğu, olaydan sonra tazelenen anlatılardır.

Meselenin çarpıcı olduğu nokta elbette ki insanların ne zaman düşünce hızından çok daha hızlı bir şekilde gereğine uygun olarak cevap verdikleridir. Bilinçli bir karar (“top bu yönde geliyor; öyleyse şu tarafa hareket edeyim ve vurayım”) verdikleri algısının aslında mümkün olmadığını görmek için bir piyanisti veya bir tenis oyuncusunu izlemek yeterlidir. Sinyallerin beyne ulaşması ve sonra motor sistemine geçip geri dönüt vermesi için geçen süre işe yaramazdı. Fakat yine de dünyayı gerçek zamanda gözlemliyor ve kontrol altında tutuyor olduklarına dair kuvvetli bir algıya sahiptirler. Bence bunların hepsi oldukça ilginç meselelerdir.

Temel fizik bağlamında, özellikle zaman hakkında yeni bir gelişme var mıdır ki? Sanırım cevap pek de olmadığı yönünde. Bunun dışında yeni fikirler var tabi ki. Fakat hala temel sorunlar olduğunu düşünüyorum ki bunlardan biri hakkında konuşmuştuk: Zaman nevzuhur bir nitelik midir yoksa temel bir hususiyet midir? Zaman içinde dünyanın asimetrisi olan zaman ibresinin en uç kökeni hala biraz tartışmalıdır. Bunu Büyük Patlama’ya götürmek zorunda olduğumuzu biliyoruz, fakat yine de bu bağlamda tam anlamıyla çözemediğimiz farklı meseleler vardır. Fakat bunlar, zamanın ölçümü bağlamında veya zamanın doğasına isnat edilen şeyler bakımından saçma denebilecek felsefi ve teorik meselelerdir.

Öyleyse zaman ölçümünü geliştirmek için deneyselci meslektaşlarımıza bakışlarımızı çeviriyoruz tabi ki. Bazı evrelerde bunlar öyle iyi olacak ki ortaya çıkan bazı tuhaf etkileri göreceğimizden hiç şüphem yok. Zamanın tersine simetrisinde görünüşte az bir temel kırılmanın olduğu yerde zayıf bir etkileşimle ilişkili olan bir dizi süreçlerden birinin genellikle kendisini göstermesine ve zaman içindeki fizik yasalarının simetrik olmasına rağmen yine de göze çarpan temel meseleler vardır. Fakat bu da oldukça mühim bir role sahiptir ve tam olarak evrenin geniş resmine nasıl uyduğuyla ilgilidir. Hala daha bunun dışında bir şeylerin kurcalanabileceğini düşünüyorum. O halde hala zayıf etkileşimin olduğu yerde kendisini gösteren tersine zaman asimetrisini keşfedebilecek ve bunun zaman ibresine nasıl uyacağına dair atom fiziği bünyesinde yapılabilecek deneyler vardır.


Yazar: John Steele

Çeviren: Müleyke Barutçu
Kaynak: Nautilus

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.