Düşünbil Portal

Acının görüntüleri değişime yol açabilir – ama etik mi

Paylaş

Bir seri kışkırtıcı fotoğrafta, sahte yiyeceklerle kaplı süslü masaların önünde Hindistan’daki yoksul çocukların poz vermeleri sağlanmış. Ödüllü bir İtalyan fotoğraf sanatçısı Alessio Mamo, bu fotoğrafları 2011’de “Dreaming Food” adlı bir projenin parçası olarak çekti. Dünya Basın Fotoğrafları Vakfı (World Press Photo Foundation), fotoğrafları Instagram’da paylaştıktan sonra tatsız bir tartışma başlattılar. Birçoğu, bu fotoğrafları etik açıdan uygun bulmadı ve saldırgan olarak kabul etti.

Mamo, özür yazısında, Batılı bir dinleyiciye “yiyeceklerin israfını provokatif bir şekilde” gösterme arzusunu anlattı. Kültürel duyarlılıktan yoksun ve 21. yüzyıl fotoğrafçılığının etik kurallarını ihlal ettiği için saldırıya uğradı.

Bu tür risklere rağmen, bir kamu hukuku uzmanı olarak, bu ıstırap görüntülerinin genellikle insan hakları kampanyalarının bir parçası olduğunun farkındayım. Görsel sunumda da dahil olmak üzere ifade özgürlüğü, Birleşmiş Milletler Antlaşması ve birçok ulusal anayasa tarafından korunmaktadır.

Bununla birlikte, aynı zamanda, fotoğraf çekme hakkına etik sınırlamalar getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ahlaki sorular

Mamo’nun sözde “yoksulluk pornografisi” görselleri hakkındaki tartışmalar, bu tür soruların ilk kez ortaya çıktığı yer değildir.

“Göçmen Anne”, Dorothea Lange

Böyle bir durum, Florence Owens Thompson’ın 1936 yılındaki siyah-beyaz fotoğrafı, Depresyon sırasında “Göçmen Annenin” ikonik resminde meydana gelmiştir. Fotoğrafçı Dorothea Lange, bu fotoğrafı, yoksul ailelerin yerini değiştirmeye yardım eden Yeni Deal ajansı olan Yeniden Yerleşim İdaresi için çekmiştir. Thompson, çocukları ile birlikte yoksulluk içinde yaşadı.

Aile donmuş sebzeler ve avladıkları kuşlar ile hayatta kalmış. Bu fotoğrafın, sosyal refah politikaları için destek oluşturması amaçlanmıştır.

Fotoğraf bazı ahlaki soruları gündeme getirdi.

Lange şöhrete kavuşurken, hiç kimse kadının adını bilmiyordu. On yıl sonra Thompson’ın izi bulundu ve hikayesini anlatmayı kabul etti. Sonuç olarak, Thompson “Göçmen Anne”den yararlanmadı ve ailesini bir arada tutmak için çok çalışmaya devam etti. Sonra da dediği gibi,

“Bunun dışında hiçbir şey anlamadım. Keşke resmimi çekmeseydi. … İsmimi sormadı. Fotoğrafları satmayacağını söyledi. Bana bir kopya yollayacağını söyledi. Ama o hiçbirini yapmadı.”

Thompson, görüntüsünün “metalaştırılması” üzerine “acı, öfkeli ve yabancılaşmış” hissediyordu; Robert Hariman ve John Louis Lucaites güçlü görüntüler üzerinde yaptıkları çalışmalarda yazmışlardı.

Thompson, Depresyon için poster çocuğuydu ve bununla gurur duyuyordu. Onun bu fotoğrafı çok yararlı oldu. Ancak, bir muhabire “Bana ne yararı var?” diye sordu.

Bir fotoğrafçının rolü nedir?

Bir başka çarpıcı örnek ise, 1993’te Güney Afrikalı fotoğrafçı Kevin Carter’ın genç bir Sudanlı kızı ve onun hemen yanına tünemiş bir akbaba ile bir arada gösteren fotoğrafıdır. Bu simgesel görüntü, kıtlık dönemindeki çocukların sıkıntılarına odaklanarak kamuoyunun dikkatini çekmiştir.

“Gözlerinde sinekler uçuşan” aç çocukları tasvir eden diğer fotoğraflardan farklı olarak, bu kişi Güney Sudan’da Ayod’daki bir yiyecek istasyonuna emekleyerek ulaşmaya çalışan savunmasız bir kıtlık mağdurunun sıkıntısını vurgulamıştır.

Fotoğraf 1994’de Carter Pulitzer Ödülü’nü kazandı; ama aynı zamanda eleştiri çığını da çökertti. Carter akbabayı korkutup uzaklaştırsa da, kızı yakındaki yiyecek istasyonuna götürmemiştir. Bu kızın kaderi hala bilinmemektedir.

Görselle ile ilgili eleştirel bir yazıda akademisyenler Arthur ve Ruth Kleinman sordu: Fotoğrafçı, yırtıcı kuşun çocuğa bu kadar yaklaşmasına neden izin verdi? Akrabaları neden hiçbir yerde görülmüyor? Fotoğrafçı, fotoğrafı çektikten sonra ne yaptı?

Ayrıca Pulitzer Ödülü’nün “isimsiz küçük bir kızın mutsuzluğu (ve muhtemelen ölümü)” nedeniyle kazanıldığını yazdı. Bazıları Carter’ı “akbaba gibi yırtıcı” olarak adlandırıyordu.

Pulitzer’i aldıktan iki ay sonra, Temmuz 1994’te Carter intihar etti. Kendi zorlu kişisel koşullarının yanı sıra, intihar notunda, tanık olduğu bu ıstırabın onun hayatına musallat olduğunu yazmıştır.

Hayır için fotoğraflar

Kuşkusuz kıtlık, yoksulluk ve felaketlere dikkat çekilmesi için eylemlere ihtiyaç vardır. Bilim insanı David Campbell’ın da belirttiği gibi gazetecilerin zorlu görevi, halk tepkilerini, çok geç olmadan harekete geçirmektir.

Bu felaketlere, insan hakları uzmanı Thomas Keenan ve diğerlerinin “utançları harekete geçirmek” olarak adlandırdıkları şekilde, devletler ve yardım kurumları tarafından hızlı müdahalede bulunulmasını gerektirmektedir – bu, devletlerin harekete geçmeleri ve korkunç şartlardan onları kurtarmaları için baskı uygulayan bir yöntemdir.

Görüntüler kullanıldığında böyle bir çaba genellikle daha etkilidir. Londra merkezli yeni bir insan hakları örgütü olan Afrika Haklarının ortak direktörleri olan Rakiya Omaar ve Alex de Waal şuna işaret ediyorlar:

“Açlık görüntülerini seçici bir şekilde sunmak için en saygın mazeret, bizim hayırseverliğimizi ortaya çıkarmak için gerekli olduğudur.”

Gerçek şu ki, bu görüntülerin bir etkisi var. Amerikalı bir fotoğrafçı olan James Nachtwey, Somali’deki kıtlığın fotoğraflarını çektiğinde, tüm dünya ayağa kalktı. Kızıl Haç, kamu desteğinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük operasyon olduğunu söyledi. Carter’ın fotoğrafı ile aynı etki ile Sudan’a yardımın canlandırılmasına yardımcı olmuştur.

Bununla birlikte, Campbell’in de belirttiği gibi, medya ilgisi kıtlığın bir ikonografisi veya Afrika gibi “uzak” yerlerde açlık çekenlerin fotoğraflarıyla olumsuz stereotipleri pekiştirebilir. Campbell, bireylerin Kleinmans’ın “ideolojik olarak Batı tarzı” dediği şeyleri insanlara sunmaya devam ettiğini öne sürer.

Bu çerçevede birey, bağlamdan kopuk, genellikle yalnız ve bağımsız hareket etme yeteneği olmadan ortaya çıkar.

Değişen gösterimler

Farklı bağlamlardaki görüntülerin gücüne dair daha fazla farkındalık, STK’lar ve gazetecilere “acıma politikasından” “haysiyet politikasına” geçme konusunda baskı uyguladı.

2010 yılında Uluslararası Af Örgütü, çekilen acıları gösteren görsellere ilişkin kurallar yayınladı. Save the Children (Çocukları Kurtarmak) ayrıca dünyanın çeşitli yerlerinde görüntü ahlakı üzerine araştırmalar yaptıktan sonra bir el kitabı hazırladı.

Açık kurallar, kişilere poz verdirmemeyi, çıplaklıktan kaçınmayı ve anlatının görsel olarak sunulması gerektiğine dair fikirleri konusunda kişilere danışılmasını kapsar. Başlıca bir mesele, bazen bir görüntüyü düzenlemek için öznelerin ve sahnenin nasıl manipüle edilebileceği olmuştur.

Bunun yansıttığı, fotoğraflardaki bazı öznelerin istikrarsız durumuna daha fazla duyarlılık gösterme arzusudur.

Ancak konuşmak, yapmaktan daha kolay. Uzak acıların röntgenci yorumunun rahatsız edici olduğunu kabul etmek, bu uygulamanın sona ereceği anlamına gelmez. Asıl zorluk en nihayetinde, dünyaya “acınacak” kurbanlar sunan etik olarak sorunlu görüntülerin, genellikle kamuoyunun dikkatini çeken unsurlar olmasıdır.

Sonunda, çoğu fotoğrafçıların kendileri için belirledikleri sıkı etik standartlara bağlı kalıyorlar. Hatırlamaları gereken şey, çoğu zaman, iyi niyetlerin, çekilen acıların sorgunabilir görüntülerin kullanımını haklı çıkarmadığıdır.

Yazar: Muhammad A Sayeed
Çevirmen: Şeyma Merve Kaymaz
Kaynak: The Conversation

 


Paylaş
Exit mobile version