“Felsefe bugün ne yapıyor?” diye bakınca, öne çıkan uğraşlardan biri “analitik felsefe” olacaktır. Aslında “analitik felsefe” yerine “analitik gelenek” demek daha iyi olabilir. Çünkü bir asrı aşan ömründe bu gelenekteki felsefenin ilgi alanları genişlemiş ve yöntemleri farklı alanlara yayılmıştır. Peki, nedir analitik felsefe? Neyle ilgilenir? Analitik filozoflar kimlerdir? Başlangıcını ararken tarihte ne kadar geriye gidilebilir?

Aslında analitik felsefeyi veya analitik geleneği kısaca tanımlamak pek de mümkün değildir. Analitik felsefenin başlangıçtaki haline göre değişerek de olsa günümüzde devam ettiğini söyleyebiliriz. Bir de bu geleneğin genel özelliklerine ve nasıl başladığına bakalım.

Analitik felsefe, ağırlıklı olarak İngiltere ve Amerika’da hakim olmuş bir gelenektir. Diğer bir deyişle, daha ziyade İngilizce konuşan dünyanın felsefe tarihinin bir parçasıdır. Bu geleneği başlatan filozofun Gottlob Frege (1848-1925) olduğu kabul edilirse, geleneğin başladığı dönem için “19.yy’ın sonu” demek gerekir. Buna alternatif bir görüş, analitik geleneğin Bertrand Russell (1872-1970) ve G. E. Moore’un (1873-1958) çalışmaları ile başladığını iddia eder ki bu durumda başlangıç tarihi için “20.yy’ın başı” demek gerekir.

Analitik geleneğin erken dönemindeki bakış açısı veya felsefi meselelere yaklaşımı için şunlar söylenebilir: Bu gelenek, büyük sistemler kurmak veya sentezler yapmak yerine daha dar bir konuyu dikkate almayı, onu dikkatle ve ayrıntılı olarak incelemeyi ilke edinmiştir. Anlaşılmayı beklemek yerine kendini anlaşılır hale getirmeyi tercih etmiştir de denilebilir. Bana sorarsanız analitik gelenek, derdini tane tane anlatmayı seçen insanların çabalarının ürünüdür.

Herhangi bir şeyin ne olduğunu söylemek, ne olmadığını söylemekten çok daha zordur. Kolay olandan başlayalım ve analitik geleneğin ne olmadığına, daha doğrusu hangi felsefelerin karşısında olduğuna bir bakalım: Analitik gelenek en genç zamanlarında idealizme (İngiliz idealizmine), daha sonra da “geleneksel felsefe”ye karşı çıkıyordu. Sonrasında kendini fenomenolojinin (mesela Husserl’in) karşısında buldu; dolayısıyla varoluşçulukla da (Sartre, Camus) zıt noktalarda duruyorlardı. Ayrıca “kıta felsefesi” veya “post-modern felsefe” (Heidegger, Faucault, Derrida) ile de zıtlık içindeydi. (Preston, 2017)

Kolay yolu seçip analitik felsefenin ne olmadığından bahsetmek, onu biraz geçimsiz ve huysuz göstermiş oldu. Özellikle de karşı durduğu felsefelerin kendisinden çok daha popüler olduğu düşünülünce, analitik felsefenin pek de sevilmeyecek bir arkadaşımız olduğu izlenimi oluşabilir. Ama aslında tek kötü yönü ne dediğini anlayalım diye ayrıntılara bol bol girmesi ve ısrarla örnekler vermesidir.

Başlangıç tarihiyle ilgili farklı iddiaların var olmasından da anlaşılacağı gibi, analitik felsefe kesin bir tarihte, belirli bir yerde, bir ya da birkaç filozofun yeni bir felsefe akımı kurmaya karar vermesiyle ortaya çıkmadı. Öyle olsaydı, analitik gelenek kuruluşunun 100. yılını yakın geçmişte kutlamış olurdu. Zaten bu geleneğin tarihini Frege’den başlattığımızda görüldüğü kadarıyla, Frege’nin asıl amacı yeni bir akım kurmak değildi. Gottlob Frege, sadece bir filozof değil, aynı zamanda bir mantıkçı ve matematikçiydi. 1879’da yayınladığı ilk büyük kitabı (Begriffsschrift) mantıksal bir dil kurmanın yeni bir yöntemi üzerineydi. Daha sonra bu kitaptaki mantıksal dili kendi mantıkçı programı, yani aritmetik doğruların aslında mantık aksiyomlarından elde edilebileceğini göstermek için kullandı. Bu çalışmalar Frege’yi dilin doğası üzerine, kavramlar üzerine, felsefi mantık üzerine çalışmalar yapmaya ve gelecek yazılarımda yer vermeyi düşündüğüm bir anlam teorisine götürdü. Frege’nin anlam teorisi kendisinden sonra gelen filozofların çalışmalarında hatırı sayılır bir etki bıraktı. Asıl odaklandığı nokta bu olmasa da, Frege bir bakıma yeni bir tartışma kanalı açmış, felsefi bir meseleyi başlatmıştı.

Frege’nin çalışmalarından anlaşılacağı gibi analitik felsefe mantık ve dil üzerine yoğunlaşan bir pratik olarak başladı. Felsefi problemler dilin doğasına dair meseleler olarak ele alınıyordu. Analitik gelenek, felsefi problemlerin çözümü için mantık yardımıyla dili analiz etme yolunu seçmişti. Bu durum, modern sembolik mantığın kurucusu sayılan Frege’nin bu geleneğin başlangıcında yer almasını daha da anlamlı kılar.

19.yy’ın sonlarında İngiltere’de hakim olan felsefi akım “mutlak idealizm“di. Bu akımın temelinde Alman filozof G. W. F. Hegel’in (1770-1831) çalışmaları vardır. Mutlak idealizm bir metafizik geleneğidir ve takipçileri dünyaya dair temel doğruları, bilim insanlarına görünmeyen bir yolla ortaya koyduklarını düşünürler. Onlara göre bilimin doğru dediği şey aslında doğrunun yanına yaklaşamaz bile. İdealistlere göre sadece bütünün, mutlak olanın gerçekliği vardır; oysaki bilim insanları dünyayı parçalara bölmektedirler. Analitik gelenek ise metafiziğe şiddetle karşı çıkar. Bilimsel metodun ve günlük hayatta kullanılan yöntemlerin gerçeği bulmanın en iyi yolları olduklarını düşünür. (Donnellan & Stroll, 2017)

İdealizm bir tür anti-realizm olarak da değerlendirilebilir; çünkü sıradan deneyim aracılığıyla bilinen dünyanın bir yanılsamadan ibaret olduğunu kabul eder. Russell ve Moore ise deneyimlenen dünyanın “gerçek” olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda analitik geleneğin idealizme bir başkaldırı olduğu da söylenebilir. Aslında Moore’un ve Russell’ın idealizme başkaldırmasının Frege’yle bir ilgisi yoktur. Eğer analitik gelenek, İngiliz idealizmine karşı çıkılmasıyla başlatılacaksa bu hikayede Frege’ye bir rol vermenin sebebi yoktur. Ancak Russell’ın daha sonraki çalışmaları ve ayrıca analitik geleneğin öne çıkan bir başka önemli figürü Ludwig Wittgenstein’ın (1889-1951) çalışmaları Frege’nin görüşlerine sıkı sıkı bağlıdırlar. (Beaney, 2013)

Bana kalırsa yukarıda verilen genel hatlar, analitik felsefe tarihinin 19.yy’ın sonlarından başlatılmasını oldukça anlamlı kılmaktadır. Mantıksal analiz, bu geleneğin temel aracıdır. Dolayısıyla, bu aracı analitik felsefecilere sağlayan filozofu geleneğin tarihinin dışında bırakmak, anlamlı bir tarih yazmak isteniyorsa kötü bir tercih olur. Ancak burada iddia ettiğim şey kesinlikle “koskoca bir geleneği Frege tek başına başlattı” diye anlaşılmamalıdır. Gottlob Frege de belirli bir entelektüel atmosferin içinde yaşıyordu ve bu atmosferle alışveriş halindeydi. Frege modern sembolik mantığın kurucusu sayılsa da, sembolik mantığın gelişmesinde, mantık cebirini (veya Boole cebirini) geliştiren Goerge Boole (1815-1864) ve küme kuramının kurucusu Georg Cantor’un (1845-1918) da katkıları olmuştur (Donnellan & Stroll, 2017). Dolayısıyla bu yazıdaki iddia, analitik felsefe tarihinin Frege ile başlamış olduğu değil, Frege’nin zamanına kadar götürülmesi gerektiğidir.

Kaynaklar:
Beaney, M. (Dü.). (2013). The Oxford Handbook of the History of Analytic Philosophy. OUP.
Donnellan, K. S., & Stroll, A. (2017). Analytic Philosophy. Encyclopaedia Britannica: https://www.britannica.com/topic/analytic-philosophy adresinden alınmıştır
Preston, A. (2017). Analytic Philosophy. Internet Encyclopedia of Philosophy: http://www.iep.utm.edu/analytic/ adresinden alınmıştır.

Yazar: Dilek Kadıoğlu

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.