Miralay Hüsamettin (Şener Şen) konak sakinlerini bir odaya toplamış, Gulyabani meselesini anlamaya çalışmaktadır. İlk tespiti “Gulyabani diye bir şey yoktur. Olamaz!” olur. Devamında ise “Amaaa, olabilir de” diye ekler. Gulyabani, arada bir, tam yatma vaktinden önce konağın sahibi olan Melek’e (Adile Naşit) görünmektedir. Tek kişinin gördüğü canavarı önceleri kimse ciddiye almaz. Oysaki Kumandan Hüsamettin’in herkesi topladığı günün öncesinde Gulyabani’yi başka görenler de olmuştur. Hüsamettin’i çağırıp “Gulyabani geldi” demişlerdir. Artık, evin büyüğü olan Hüsamettin’in bu konuyu çözmesi gerekmektedir. Zaten kendisi de bu hiç görmediği canavardan iyice korkmaya başlamıştır.

Gulyabani karanlığın içinden gelir. Ellerini iki yana açmış, sallana sallana yürüyen, ağaç boyunda bir devdir. Kocaman gözlerinin her biri bir yana bakar. Upuzun sakalları rüzgarda uçuşur. Bin yaşında filandır. Tek dişi vardır. Seni almaya gelmez. Seni yemeye de gelmez. Sadece sana doğru yürür. Karanlıktan çıkar; karanlıkta kaybolur.

Ama tabii ki gerçekte Gulyabani yoktur. Zaten Süt Kardeşler filminde de gerçek bir Gulyabani yoktur. Sadece Melek’i korkutup delirtmek isteyen ve bundan maddi kar sağlayacağını düşünen kötü bir adam (Ali Şen) vardır. Melek’in konağının kahyasına para teklif edip onu Gulyabani kılığında geceleri bahçede dolaşmaya ikna etmiştir. Öyleyse, bizim gibi Hüsamettin de Gulyabani’nin olmadığını rahatlıkla söyleyebilir.

Süt Kardeşler filminde sık sık “Gulyabani vardır”, “Gulyabani yoktur”, “Gulyabani geldi”, “Gulyabani’yi gördüm” gibi cümleler kurulmaktadır. Peki, bu cümleler anlamlı cümleler midir? Bir cümlenin anlamlı olması doğru veya yanlış olabilmesi demektir. Mantık, anlamlı cümlelerle, yani doğru veya yanlış olabilen cümlelerle ilgilenir. Bu durumda, Gulyabani diye bir şey yoksa nasıl olur da Gulyabani’den bahsederken kurulan cümleler anlamlı olabilirler? Gottlob Frege ve Bertrand Russell’ın dil ve anlam üzerine yaptıkları çalışmalar bu sorular üzerine düşünmemize yardımcı olabilirler.

Frege (1892’de) ve Russell (1919’da), “dünyaya en uzak gök cismi”, “tek boynuzlu at” ve “deniz canavarı” (mesela Van Gölü Canavarı) gibi nesneler üzerine yazdılar. Biz biliyoruz ki bu nesneler yoktur. Dünyaya en uzak gök cismi veya tek boynuzlu at, dokunabileceğimiz veya parmağımızla işaret edip “işte bu!” diyebileceğimiz nesneler değillerdir. “Dünyaya en uzak gök cismi” belirli bir nesneyi tanımlamaz; “tek boynuzlu at” ise bir hayal ürünüdür. Ama biz yine de bu nesnelerden bahsederiz.

Frege ve Russell’ın, dildeki bu “karşılıksız” kelimelere dair farklı görüşleri vardır. Frege’nin konuyu ele alış biçimi maalesef bizi canavar korkumuzla baş başa bırakır. Frege’ye göre, olmayan nesnelerden anlamlı bir şekilde bahsetmek mümkün değildir. Frege, kelimelerin birer anlamı olduğunu ve de dış dünyada belirledikleri birer nesneleri olduğunu düşünür (1). Frege’nin anlam teorisinde sözcükler, sözcük grupları veya genel olarak derdimizi ifade etmekte kullandığımız semboller dış dünyadaki nesneleri verirler. Frege’ye göre, kullandığımız dil ve hatta matematiğin dili bile dış dünyada bir şeye karşılık gelmeyen kelimeler içerir. Bununla da kalmaz, bu türden yeni kelimeler üretmeye de açıktır. Dil mükemmel değildir – karşılıksız kelimeler üretmek gibi zayıf yönleri vardır. Frege, bu türden isimlerin mantığın derdi olmadığını düşünür. Frege’ye göre mantıkçı böyle karşılıksız isimler içeren cümleleri değerlendirmez. Mantık sadece doğru veya yanlış olabilen cümlelerle ilgilenir. Bir cümlenin doğru veya yanlış olduğuna karar vermenin tek yolu ise dış dünyaya bakmak, o cümlenin öznesini bulmak ve cümlenin yüklemi bu özneyi niteliyor mu nitelemiyor mu diye karar vermektir.

Frege’ye göre “Sherlock Holmes uzun palto giyer” diyen biri ne doğru ne de yanlış bir şey söylemiş olur. İsterseniz “Sherlock Holmes topuklu ayakkabısını giymeden asla evden çıkmaz” da diyebilirsiniz. Yanlış bir şey söylemiş olmazsınız, çünkü bu ikinci cümle de ne doğrudur ne de yanlış – yani bir doğruluk değerine sahip değildir. Frege’ye göre Sherlock Holmes’la ilgili söylediklerimin doğru veya yanlış olması için, Sherlock’un gerçekten olması, var olması, bu adın dış dünyadaki bir nesneyi temsil ediyor olması gerekir. Bu durumda Sherlock’la ilgili anlamlı bir şey söyleyemiyorsak, Gulyabani’yle ilgili de anlamlı bir şey söyleyemeyiz. Mesela “Gulyabani vardır” cümlesinin yanlış olduğunu söyleyemeyiz. “Gulyabani yoktur” cümlesinin de doğru olduğunu söyleyemeyiz.

Russell canavar korkumuz konusunda bize biraz daha yardımcı olabilecek bir kuram geliştirmiştir. Russell’a göre, “Gulyabani yoktur” demek gerçeği yansıtan bir cümle kurmaktır. “Gulyabani vardır” demek ise olmayan bir varlığı kabul etmektir. Russell’ın kuramına göre, ilk cümle doğru ikinci cümle ise yanlıştır. Russell’ın bu iddiası Gulyabani’yle ilgili cümlelerin doğru veya yanlış olabilmesini sağlar. Mesela “Gulyabani geceleri konak sakinlerine görünürdü” cümlesi yanlış olacaktır, çünkü böyle bir cümle Gulyabani diye bir varlık olduğunu varsaymaktadır.

Frege gibi Russell’a göre de mantık sadece gerçeklerle, yani doğru veya yanlış olan, daha doğrusu olabilen cümlelerle ilgilenmelidir. Ancak Frege “doğru veya yanlış olabilmek” denilen özelliğin sınırlarını daha dar tutmuştur. Russell’ın geliştirdiği kuramda rahatça “Gulyabani yoktur” denilebilirken, Frege’nin kuramında bu doğru bir iddia olamaz. Frege’nin anlamla ilgili görüşleri Süt Kardeşler filminin pek çok anlamsız cümle içerdiğini söyler. Russell’a göre ise, Gulyabani’den anlamlı bir şekilde bahsedebilmek için, bu canavarın nasıl bir şey olduğunu – yani bu yazının ikinci paragrafını – bilmemiz yeterlidir. Russell için mesele basittir: Gulyabani’yle ilgili kurulan olumlu cümleler yanlıştır! “Gulyabani vardır” veya “Gulyabani’yi gördüm” diyenler yalan söylemektedir!

Dipnot:
(1) “Anlam” diye verdiğim sözcük Frege’nin “Sinn” kelimesidir ve İngilizce’ye “sense” olarak tercüme edilmektedir. Dış dünyada belirlenen nesneye Frege “Bedeutung” demiş, bu sözcük İngilizce’ye “reference” olarak geçmiştir. “Bedeutung” Türkçe’de “gönderim” olarak yer alabilmektedir.

Yararlanılan Kaynaklar:
Süt Kardeşler. Yön. Ertem Eğilmez. Oyun. Kemal Sunal, Adile Naşit, Halit Akçatepe, ve Şener Şen. Arzu Film, 1976. Film.
Frege, G. (1960). On Sense and Reference. P. Geach, & M. Black (Dü) içinde, Translations from the Philosophical Writings of Gottlob Frege (s. 56-78). Oxford: Basil Blackwell.
Russell, B. (1993). Descriptions. Introduction toMathematical Philosophy (s. 167-180). içinde New York: Dover.

Yazar: Dilek Kadıoğlu

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.