Bütün samimiyetimizle inandığımız bir şeyi söylerken aslında hiçbir şey söylemiyor olabilir miyiz? İnandığımız şeylerin bazıları aslında gerçek değildir. Ama bu bizim onlara inanmamıza engel olmayabilir. Bazen aksini iddia edenlere inanmayız; bazen inandığımız şeyin gerçek olmadığını anlayabilecek kadar bilgili veya ilgili değilizdir; bazen de bu şeyin var olmadığından haberimiz bile olmaz.

Teneke Adam, Aslan, Korkuluk ve kırmızı pabuçlu kahramanımız Dorothy, Muhteşem Oz Büyücüsünün gerçek olmadığını anladıklarında hepsinin hayalleri yıkılır. Teneke Adamın istediği kalbi, Aslanın istediği cesareti ve Korkuluğun istediği beyni verebilecek bir büyücü yoktur. En kötüsü de Dorothy’nin Kansas’taki evine dönmek için tek umudu boşa çıkmıştır. Oz Büyücüsü diye nam salmış olan muhteşem varlık, yalnızca iyi yalan söyleyen yaşlı bir adamdır. Oysaki Dorothy, Munchkin Ülkesinden Zümrüt Şehrine kadar uzanan sarı tuğlalı yolu Oz Büyücüsünü bulacağına inanarak yürümüştür. Dorothy’i taa Zümrüt Şehrine yollayan ise Kuzeyin İyi Kalpli Cadısıdır. Koskoca Kuzeyin İyi Kalpli Cadısı nasıl olur da Oz Büyücüsünün gerçek olmadığını bilmez ya da bilir de belli mi etmez bilmiyorum. Ama Dorothy ve arkadaşları gerçeği öğrenmiş olsalar da, Munchkin Ülkesinin sakinlerinin bu gerçekten haberleri yoktur. Munchkin Ülkesindekiler Muhteşem Oz Büyücüsüne inanırlar.

İnandığımız bir şeyden söz ettiğimiz zaman, o şeyle ilgili bir iddiada bulunmuş oluruz. Mesela ben güneşe en yakın gezegenin Merkür olduğuna inanıyorum. “Güneşe en yakın gezegen Merkür’dür” diyerek öne sürdüğüm önerme, bugün bildiğimiz kadarıyla doğru bir önermedir. Kelimelerin anlamları ile dış dünyada belirledikleri nesneler arasında bir ayrım yaptığımız zaman (1), Merkür kelimesi gerçekten de güneş sisteminin bir parçası olan bir nesneye karşılık gelmektedir. Bu durumda Merkür ile ilgili doğru veya yanlış cümleler kurulabilir. Örneğin “Merkür güneşe en uzak gezegendir” dediğimiz zaman yanlış bir önerme öne sürmüş oluruz. Peki ya “Merkür” diye bir gezegen olmasaydı?

Şu anda NASA’nın resmi web sitesinde, eldeki verilere dayanarak güneş sisteminde dokuzuncu bir gezegen olabileceği bilgisine yer verilmiştir (Plüton değil. Plüton’a “cüce gezegen” deniyor.) Bu gezegene şu anda “Gezegen X” adı veriliyor. NASA, bu tahminin kesin olarak dokuzuncu bir gezegenin var olduğu anlamına gelmediğini açıklamış. Fakat şöyle bir senaryo düşünebiliriz: Bu dokuzuncu gezegen bir şekilde ün kazanacak. Bilimsel çalışmalarda pek çok konunun açıklanabilmesine olanak tanıyacak. Medya konunun haber değeri olduğunu düşünecek. Bize anlatacak da anlatacak. Biz de sıradan insanlar olarak, elimiz mahkum bu yeni gezegene inanmaya başlayacağız. Hatta bu gezegene bir de isim vereceğiz. Ama gün gelecek, biri bu gezegenin var olmadığını kanıtlayacak. Bu bilginin bizimle hemen paylaşılmayacak olması bir yana, bazılarımız bu yeni bilgiye alışamayacak, bazılarımızın yeni bilgiden hiç haberi olmayacak. Böylece var olmayan bir dokuzuncu gezegen insanların konuşmalarında yer almaya devam edecek.

Eğer özel bir adın tek anlamı dış dünyada belirlediği nesne ise, “Merkür” anlamlı bir kelimedir ama var olduğu tahmin edilen Gezegen X anlamlı da olabilir anlamsız da. Özel adların dış dünyadaki bir nesneye karşılık gelmesini gerektiren kuramlar (2), karşılıksız bir öznesi olan cümleleri de anlamsız kılarlar. Bu durumda Gezegen X’e inananlar aslında anlamlı bir şey söylemiyor olabilirler. Fakat Oz büyücüsünden bahsedenler kesinlikle anlamsız konuşmaktadırlar. Diğer taraftan Oz Büyücüsüyle ilgili söylenenler Dorothy’i Munchkin Ülkesinden alıp Zümrüt şehrine kadar getirmiş, Dorothy yolda konuşan bir Korkuluk, Teneke bir adam ve bir Aslanla tanışmış, onlarla birlikte sarı tuğlalı yolu uzun uzun yürümüştür. Zümrüt Şehrine vardığında da macerası hemen bitmemiş, Oz Büyücüsü numarası yapan yaşlı adam Dorothy’i Batının Kötü Kalpli Cadısının süpürgesini almaya göndermiş ve ancak süpürgeyi getirebilirse O’nu Kansas’a göndereceğini söylemiştir. Oz Büyücüsü, var olsun veya olmasın, Dorothy’nin bütün bunları yapmasının nedenidir. Bütün bunlara rağmen, sırf böyle bir varlık yok diye, Oz Büyücüsüyle ilgili cümlelerin herhangi bir anlamının olmadığını iddia etmek Dorothy’nin maceralarını görmezden gelmek olur.

Kısaca şöyle diyebiliriz: Özel adların tek anlamının dış dünyada karşılık geldikleri nesne olduğunu kabul eden anlam kuramları, insanların var olmayan nesnelere inanmalarını açıklayamamaktadır. David Braun, 1993 yılında yazdığı bir makaleyle bu probleme değinmiştir. Braun meseleyi aşağı yukarı şu şekilde açıklar: Bu türden kuramlar bir şeye inanmanın bir önermeye inanmak olduğunu kabul ederler. Yani her sanının bir içeriği vardır ve bu içerik bir önermedir. Önermeler ya doğru ya da yanlış olduğuna göre, doğru veya yanlış olamayan bir cümle kurduğumda aslında bir önerme aktarmış olmam. Anlamlı cümleler mutlaka doğru veya yanlıştır ama anlamsız cümleler ne doğrudur ne de yanlış. Bir cümlenin öznesi gerçekte yoksa, o cümlenin doğru mu yoksa yanlış mı olduğuna karar vermek mümkün değildir. Sonuçta, var olmayan bir nesneden bahseden bir cümle kurduğumda, bir önerme aktarmış olmam ve ortada bir önerme yoksa bir sanı da yoktur. Yani benim inandığım bir şey yoktur. Dolayısıyla da Oz Büyücüsünden bahsederken bir sanı aktaramam.

İyi de, ya ben inanıyorsam Oz Büyücüsüne? Nasıl olur da bu büyücüden bahsettiğimde bir sanı aktaramam?

Braun çözümü “sanı” denen şeyi yeniden tanımlamakta bulmuştur. Bir önceki paragraftaki problem, inanmanın bir önermeye inanmak olduğunu, yani her sanının bir önermeyi içerdiğini kabul etmekten kaynaklanmaktadır. Braun “sanı” denen şey ile “önerme” denen şeyin aynı türden varlıklar olmadığını ve bir şeye inanmak ile bir önerme belirtmenin birbirlerinden ayrı durumlar olabileceğini ileri sürer. Yani bir önerme içermeyen sanılarımız olabilir. Braun’a göre bir şeye inanmak zihinsel bir süreçtir. Duyularımızla, gözlemlerimizle ve başka zihinsel süreçlerle bağlantılıdır. “Sanı” denen şey kafamızda olup biter; belirli bir zamanda ve yerde meydana gelir. Sanılar kafamızdadır ama önermeler kafamızda değildir. Sanılar somut, önermeler is soyuttur. Braun sanılar ve önermelerin farklı türden olduklarını vurgulayarak, içeriği olmayan sanılara bir açıklama getirmiştir. Yani bir şeye inanmamız için, ortada bir önerme olması zorunlu değildir. 1993’teki makalesinde Braun Oz Büyücüsünden bahsetmiyor ama bana kalırsa Oz Büyücüsüne inanmak herkesin başına gelebilir. Bunun için illaki Oz Büyücüsüyle ilgili kurulan cümlelerin doğru veya yanlış olabilmesi gerekmez. Sonuçta bu bir sanıdır ve kafamın içinde olup bitmektedir.

Dipnotlar:

(1) Bir önceki yazımda bu ayrımdan bahsetmiştim.
(2) Bunlar “Doğrudan Gönderim Kuramları”dır ve özel adların dış dünyada bir nesneye gönderim yapmak dışında bir anlamları – yani semantik bir değerleri- olmadığını kabul ederler.

Kaynaklar:

Braun, D. (1993). Empty Names. Nous, 449-469.
Solar System Exploration. Nasa: https://solarsystem.nasa.gov/planets/ adresinden alınmıştır.
The Wizard of Oz. Yön. Victor Fleming. Oyun. Judy Garland, Frank Morgan, Ray Bolger, Bert Lahr ve Jack Haley. Metro-Goldwyn-Mayer, 1939. Film.

Yazar: Dilek Kadıoğlu

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.