(Görsel: Henry Fuseli, “The Night Mare”, 1781)

Psikolojinin tam olarak ne olduğunu tespit etmek zor olduğundan, psikoloji tarihinin başlangıcını da belirlemek güç bir meseledir.

En eski dinlerin ve manevi inançların kuruluşundan yani uygarlığın doğuşundan beri; çeşitli rahipler, şamanlar ve dini liderler insanların ruhsal sağlıklarından sorumluydular. Kötü ruhları kovarak yapılan bu tedavi büyü ve gizem içerse bile, Şamanlardan Kabbalalara, zihin tedavisi ruhani hayatın önemli bir bölümü oluşturuyordu.

Psikolojiyi, ruhun hallerini daha sistematik bir yaklaşımla anlama ve onları tedavi etmenin bilimi, yani zihnin formal bir araştırması olarak tanımlarsak, Eski Yunanlar bu alanın öncüleriydiler. Birçok bilimsel araştırmada olduğu gibi, Aristoteles psikoloji tarihinin temellerini geliştirmekte ön plana çıkan bir isimdi. Beklendiği üzere, Aristoteles’in psikolojisi zihin felsefesiyle, mantık ve Nikamahkos’a Etik kitaplarındaki gibi, iç içe geçirilmişti. Fakat psikolojik yöntem onun dahice fikriyle ve gözlemsel yaklaşımıyla başladı. 

Psikoloji tarihine katkıda bulunmuş olan diğer büyük düşünürlerden bazılarını araştırmaksızın, tamamen Aristoteles’in psikolojisine odaklanmak adil olmazdı. Fakat bu çalışma şüphesiz modern yöntemlerin temelidir. Çağdaş bir psikolog Aristotelesçi düşüncesini bütünüyle kavrar ve psikoloji tarihine olan katkılarını onaylar.

Aristoteles’in psikolojisi ve Platon’un etkisi

Aristoteles’e proto-psikoloji teorisinin geliştiren ilk düşünür olarak itimat etmek, Yunanistan’dan ve ötesindeki diğer filozoflardan bazılarına haksızlık olur. Biraz şaibeli olsa da Babiller, Budistler ve diğerleri zihin, düşünce ve muhakeme gibi kavramları geliştirdiler; ancak bunların geleneklerinden çoğu sözlü olarak aktarıldı ve kayboldu. Bu nedenle, Eski Yunanlar psikoloji tarihini araştırmak için faydalı bir başlangıç noktası oluşturdu. 

Aristoteles’in öğretmeni Platon(428/427 M.Ö. – 348/347 M.Ö.) insan zihninin kuramsal yapısını, genellikle idealar kuramının dayanarak, bazı kullanışlı kavrayışlar sağladı. İnsan davranışının, muhakemesinin ve dürtülerinin kaba bir çerçevesini çizmek amacıyla psike ideası kullandı. Bu kelime hem zihni hem de ruhu tarif etmek için kullanılıyordu.

Platon insan psikesinin bütün bilgilerin yerleşmiş olduğunu ve insan zihnine ihtiyacı olduğu bilgilerin bütün sokulduğunu öne sürdü. Platon insan ruhunun bütün bilgilerin merkezi olduğunu ve insan zihninin ihtiyacı olduğu bütün bilgilerin yerleştirildiğini öne sürdü. Sonuç olarak, Platon’un sözleriyle öğrenmek bir yeniden hatırlama(1) süreciydi. Yani içimizde olan bu bilgiyi ortaya çıkarma ve onu kullanmaktı. 

Platon, Devlet adlı meşhur eserinde, önce bu fikri geliştirecek ve ilk olarak üçlü zihin düşüncesini ileri sürecekti. Üçlü zihin, zihnin iç içe geçmiş üç kısımdan oluşmasıydı.

  • Akıllı kısım (logistikon) Bu akıldı, muhakeme ve hesaplama merkezi. 
  • Cesur kısım (thumos) Zihnin manevi merkeziydi, duyguları ve hisleri belirledi.
  • Arzulu kısım (epithumētikov): Tutkuları ve arzuları yönetti.

Platon’a göre, sağlıklı zihin üç kısım arasındaki dengeyi gösterir ve bu kısımlara dayanarak kişilik ifadesine neden olur. Örneğin, aç gözlülük ve bencillik, arzuların davranışları yönettiği arzulu ruhun baskın olmasıyla açıklanabilirdi.

Devlet adlı yapıtta, bir tezle mükemmel bir toplumu oluşturmayı amaçladı. Platon, böyle bir toplumun gidişatını ve politikayı belirleyen hükümdarların akıllı ruhun (logistikon) egemen olduğu kişilerden yararlanması gerektiğini öne sürdü. Genel hatlarıyla irade ve cesaretle tanımlanan cesur ruh (thumos) askerin alanıyken, güçlü bir arzulu ruh (epithumetikon) ise bireyleri mükemmel birer tüccar ve servet sahibi yapar.

Platon daha sonra üçlü zihin fikrinden vazgeçti. Aklı ve tutkuyu dengelemiş olan zihin için olan daha önceki ikici (dualistik) açıklamasının önermelerine geri döndü. Fakat, bu üçlü yöntem Aristoteles’te, birçok toplumda ve dinlerde yaygın fikre dayalı olan ruhların üçlü birliği fikrini tekrar ortaya çıkardı. Daha sonraları ise 20. yüzyılda psikanalistlerin insan zihninin üç dürtüyle dengelendiği fikri devam etti.

Aristoteles Psikolojisi, Ruh Hakkında

Aristoteles, erken filozofların yapıtına ve onların zihin, mantık, düşünce araştırmalarına dayanarak, psikoloji tarihinde bilinen ilk kitabı olan Ruh Hakkında (Para Psychē) adlı eserini yazdı. Bu çığır açıcı eserde, psikoloji tarihinin yönünü belirleyecek muhakeme araştırmasının ilk öğretilerini ortaya koydu; birçok önermesi modern psikolojiyi etkilemeye devam etmektedir.

Kitapta, psikenin(2) tanımı o zamanda yaygın olduğu gibi, zihin ve ruh için değiştirilebilir olarak kullanıldı. Eski Yunan filozoflarına göre, bu iki şey arasında ayrım yapma ihtiyaçları yoktu. Bu dönemde, Theodorus’un ateizm ile olan çekişmeleri dışında, Yunan filozoflar ilahi varoluş etkisini verildiği gibi aldı. Sadece Sokrates insan davranışının ve ‘iyi biri’ olmanın kişisel mutluluk arayışıyla mı, ilahî bir iradeyi yatıştırmakla mı ilgili olduğunu sorguladı.

Ruh Üzerine adlı eserinde Aristoteles’in psikolojisi, zihnin ‘ilk aktüel’(3) olduğunu ya da varoluş ve bedenin işlevi için ilk neden olduğunu öne sürdü. Bu düşünce silsilesi Aristoteles’in yaşamı belirleyen üç tür ruhun olduğunu iddia ettiği zoolojisi tarafından ciddi bir şekilde etkilenmiştir. Bunlar bitki ruhu, hayvan ruhu ve insan ruhudur. Bu ruh, insana yaratma ve düşünmek için eşsiz bir beceri verir. İlginç bir şekilde, insan ruhu kutsalla olan son bağlantıydı ve Aristoteles bu zihnin ve aklın bedenden bağımsız olarak var olabileceğini kanısındaydı. 

Yaşamı ikame ettiren ve açıklayan arzuları, dürtüleri inceleyen ilk düşünürlerden biri Aristoteles’di. Sonra bitki ruhundan etkilenerek, libido ve dürtünün yeniden üretilmesinin bütün yaşayan şeylerin dürtüsünden daha önemli olduğunu düşündü. Bununla kısmen, kutsal bir zihnin amaçlarını yerine getirme ve ölümsüzlüğe ulaşma sürecini ilişkilendiriyorken, Darwin’den yüzyıllar önce bu yeniden üretici arzuyu öne sürdü.

Bu fikir Aristoteles’in mirasını tanımlayan önemli sezgisel ruhsal sıçramalardan birinin iyi bir örneğidir. 

Aristoteles’in dürtüler ve tutkular psikolojisi

Aristoteles bu düşüncede çizgisinde ilerlerken, tutkular ve dürtülerle insan zihni arasındaki ilişkiye değinmeye çalıştı. Freud yıllar sonra Aristoteles’in psikolojisinin birçok temel tezini kendi psikanaliz teorisiyle yeniden ortaya çıkardı. Aristoteles libido’nun yanı sıra, ‘Id’ ve ‘Ego’nun, tutku ve akıl fikrinin, eylemleri belirleyen iki gücü olduğuna inandı. 

Aristoteles psikolojisi arzuların aklı yönetmesine izin vererek, kötü eylemler sergilemeye eğilim göstereceğini ve sağlıksız bir dengesizlik sağlayacağını öne sürdü. Burada, Aristoteles düşüncesi hala yüzyıllarca değişmeyen ve arzunun duygu olarak ve akılcılık olarak yeniden adlandırıldığı modern felsefe ve psikoloji biliminin temelini oluşturan paradigma yaratıyor.

Eşsiz bir şekilde, Aristoteles insanları yöneten eylemlerde; arzuyla şimdiki zamanın, gelecekle uzun vadeli sonuçların ve zamanın önemini anladı. Bu arada sosyolojiye yüzeysel bir farkla, bu kısa vadecilik ve hızlı sonuçlar aramak, ekonomik yıkımların arkasındaki itici güçlerden biridir. 

Muhtemelen daha fazla insanın Aristoteles’i ve insan davranışını yöneten fikirlerini araştırması gerekir. Aristoteles, ilk davranış bilimci ve psikoloji tarihinin en ünlü iki isminden B.F. Skinner ve Pavlov’un eserinin temelini oluşturduğu geçerli bir şekilde söylenebilir.

Aristoteles psikolojisi birçok akademik disiplinin (pedagoji, sosyoloji, psikoloji, siyaset bilimi ve beşeri coğrafya) doğa ve çevre arasındaki tartışmasındaki ilk yayım ateşlerinden biri olan insan zihninin yapısını üzerine bir araştırmayı da içerir. Aristoteles, Platon’un aksine yetişme koşullarına inanıyordu. Sonra insan zihninin doğuşta boş olduğunu ifade etti ve bireyi eğiterek tecrübelere maruz bırakarak zihnin yapısını tanımlayacak ve bir bilgi dağarcığı oluşturacaktı. 

Psikoloji ve Eski Yunan tıbbının tarihi

Platon ve Aristoteles insan davranışının ve zihnin yapısına felsefi ve soyut bir yaklaşım getirdi. Helenistik filozofların katkısı yalnızca bu değildi. Eski Yunan tıbbının gelişimi psikoloji tarihine bir fizyoloji araştırması olarak sunuldu. Bu araştırma birçok ruhsal rahatsızlıkların temelinde fiziksel nedenler yattığını öne sürüyordu. Kısaca, aralarında tıbbın babası sayılan Hipokrates vardı. Hipokratos epilepsinin vefasız Yunan tanrıları tarafından değil, bu hastalığın fiziksel bir nedenden dolayı olduğunu meydana geldiğini öne sürdü.

Aristoteles kalbin düşüncenin ve aklın merkezi olduğunu kabul ediyordu, Aristoteles’in aksine Hipokrates ise beynin öneminin farkına vardı. Bu tartışma Praxagoras gibi fizikçilerle devam etti. Praxagoras ise hala pneuma olarak bilinen mistik bir akışkan madde vasıtasıyla kalbin ve atardamarların düşünceyle bir ilişki kurduğunu savunuyordu. Mısır Alexandria’nın hükümdarı, Herophilus’a ve Erasistratus’a tüyler ürperten bir deneyde suçlular üzerinde çalışmalarına izin verdi. Böylece sinir sistemini ve beyinin bedeni kontrol ettiğine, yani aklın merkez olduğuna karar verdiler.

Fakat onlar hâlâ kalbin beden aracığıyla ruhu yolladığına inanıyordu. Ama bu metabolizma gibi bilinçsiz bir süreçti. Buna karşın sinirler, bedenin her tarafına ‘ruhsal’ pneuma’yı gönderiyordu. Bu deneyler birçok bilgiyi ortaya çıkarmanın yanı sıra psikoloji tarihine bugün de rağbet görmekte olan tıbbi etiği kazandırdı. Tarihsel açıyla bakıldığında araştırmaları bağdaşmazken, 20. yüzyıl psikoloji tarihi de bazı utanç verici ve istenmeyen dönüm noktalarını içerir.

Psikoloji tarihi, Galen ve Dört Mizaç

Galen, insan bedeninde dört mizacın olduğunu öne sürdü, her biri insan halinin farklı bir görünüşünden sorumluydu. Bu dört mizaç arasındaki uyumsuzluğun fiziksel ve ruhsal sağlığı etkileyeceği kanaatindeydi. Tıbba olan bu bütünsel yaklaşım zihni ve bedeni ayrılamaz bir şekilde ilişkilendirdi. Geçtiğimiz günlerde, modern tıp tarafından bir faktör yeniden uyarlandı. Bu yaklaşım, tam tersine ruhsal sağlığı pek dikkate almadan, fiziksel durumları ve semptomları tedavi etmeye eğilimliydi.

Galen’in dört mizacı şunlardı:

  • Neşeli (Sanguine): Kan akciğer ve hava elementiyle bağlantılıdır, umut ve sevgi aşılar.
  • Asabi (Choleric): Sarı safra, ateş elementiyle ve safra kesesiyle ilişkilidir, aşırı huysuzluğa ve öfkeye neden olabilir.
  • Melankonik (Melancholic): siyah safra, toprak elementiyle ve dalakla ilişkilidir, eğer bedeni kontrol ederse, uykusuzluğa ve sinirlenmeye neden olur.
  • Duygusuz (Phlegmatic): Soğukluk, su elementiyle ve beyinle ilişkilidir, akılcılıktan sorumludur, eğer egemen olmasına izin verilirse, duyguları köreltir.

Galen bu dört dürtünün dengesinin yer, beslenme biçimi, meslek, coğrafya ve bir dizi diğer faktörler tarafından etkilenebileceği kanısındaydı. Bu dürtüler fikri doğru değildi; ama tıbbı ve psikolojik düşünceyi yüzyıllarca etkiledi. Ünlü İslam alimi İbni-Sina tarafından daha da geliştirildi.

Tedavilerden bazıları bir dürtünün şiddetlenmesini dindirmek için kullanılıyordu, mesela kan alma zararlı bir tedavi yöntemiydi. Buna rağmen vücudun tamamına ve zihne olan bu bakış, büyücülükte ve ruhlarda kabahat bulmaktansa, kuşkusuz tıbbı ve psikoloji tarihini daha iyi bir şekilde etkiledi.

Tabi ki, modern yorumcular için, dürtülerin düşüncesi biraz ilkel ve kısıtlı bir psikoloji bilgisine bağlı gözüküyor. Fakat, Galen’in önemi teorinin eksiksiz olan yapısında değil, fakat onun düşünceleri doğa üstü kaynağa sahip olan ruhsal haller sanısından sıyrılarak fizyoloji yönünde cevaplar bulan ilk çelişkiyi fark etmesiydi.

Psikoloji ve zihin üzerine yapıtında, diğer disiplinlerle birlikte, Yunanların İslam dünyasında tarafından yeniden keşfedilmesinin belkemiği oldu; fikirleri kopyalandı ve İslam bilimine aktarıldı. Şüphesiz, onun deneysel ve yararcı yaklaşımları psikoloji tarihinde ona bir yer kazandırdı.

İslam Altın Çağı’na doğru psikolojinin gelişimi

Şüphesiz Eski Yunanlılar modern psikolojinin gidişatını hazırladı. Çinli, Hindistanlı ve İranlı bilim insanlarına bu psikoloji tarihi kapsamının dışında katkılar olmasına rağmen, modern düşünceyi birçok farklı yollardan etkilediler. 

İslami ilerleme bu sürecin sonucunu fark etti ve Yunan düşüncesinin bir birleşmesini bilinen dünyadan yararlanan Doğu ve Ortadoğu bilim adamlarının bilgeliyle birleştirdi.

İslam Altın Çağı Aristoteles psikolojisini muhafaza etti, sonra ona ilaveler yaptı ve Karanlık Çağ’daki Avrupalılara onu miras bıraktı. Psikoloji tarihinin kökleri şüphesiz burada başladı ve buna ek olarak Yunanların inançları sosyolojiyi, coğrafyayı ve ekonomi kuramı etkiledi.

Yazar: Martyn Shuttleworth
Çevirmen: Yusuf Utku Bostancı
Kaynak: Explorable.com

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.