Site icon Düşünbil Portal

Bilim İnsanları Günahlarımı Affetsin

Görsel: Hal Mayforth

Paylaş

Bazen lab’ın penceresinin dışında çimlere uzanıp güneşi seyrediyorum ve güneşli günlerde dışarıda olmayı tercih ettiğimi fark ediyorum.

İtiraf etmek istediğim şeyler var. Söylemek kolay değil; ama bir doktora (öğrencisi) ile birlikte 6 yıl boyunca gerçek bir bilim insanı olarak çalıştıktan sonra, bir şeylerin temizlenme zamanının sonunda geldiğini hissediyorum: Bazen gerçek bir bilim insanı gibi hissetmiyorum. Her gün bilfiil bilim yapmama rağmen, bir bilim insanının ne olduğu, nasıl düşünmemiz ve davranmamız gerektiği imajına uymuyorum. Ne demeye çalıştığımı şöyle anlatayım:

Haftasonları evde oturup dergiler okumuyorum.

Sosyal amaçlarla bilimsel konferansları ektiğim olmuştur.

Fakültede öğrendiğim organik kimyanın %1 civarını hatırlıyorum. Çok değişkenli denklemler? Daha da azını…

Belirli konularda 22 yaşındaki stajyerin benden daha fazla bilgisi olduğuna eminim.

Hevesli lisansüstü öğrencileriyle göz temasından kaçınmıştım – onların poster sunumlarının önünden geçip giderken…

Araştırmayı “heyecanlandırıcı” olarak nitelendirenlerle sıklıkla anlaşamıyorum. Belki ilgi çekici; ama ilgi ile heyecan arasında resmen uçurum var.

Bazen labın penceresinin dışında çimlere uzanıp güneşi seyrediyorum ve güneşli günlerde dışarıda olmayı tercih ettiğimi fark ediyorum.

Eve akşam 5’te gidiyorum.

Seminerlerde, merak ettiğimden değil, dikkat kesildiğimi göstermek istediğim için soru sormuşumdur.

Hiçbir zaman veri uydurmadım ya da bilerek yanlış yorumlama yapmadım. Ama mevcut verinin daha kesin olmaktansa daha ilgi uyandırıcı olması için çabalamıştım.

Neden bahsettiğimi biliyormuş gibi yapmışımdır.

Bazen batıl inançlara dayalı seçimler yapıyorum; ama onların geleneksel ya da dogmatik öncelikler olduğunu gizli tutuyorum.

Sosyal bilimlerden hoşlanırım.

Misafir bir bilim insanı akademik bir seminer verdiğinde, her zaman olmasa da, neden bahsettiğini anlamıyorum. Bazen benim çok fazla aşina olmam gereken araştırmalar hakkında da oluyor.

Sınıf ortalamasının meyvelerini yemekten hoşlanıyordum.

Kulağa etkileyici geldiğinden kendimi “doktor” diye çağırmıştım.

Hibelere başvururken ödüm kopar. Bilim insanlarının, her şeyden önce, fon almak için boyun eğmeleri ve sürünmeleri gerektiği gerçeğine içerliyorum ve dahası, fon kaynaklarının gerekli gördüğü verilerin içinden en işe yararını seçmekten, hiçbir temeli olmayan övünmelerden ve abartılı gerçek-hayat uygulamalarından nefret ediyorum.

Önemli olduğunu düşünmediğim bir araştırma yürütmüştüm.

Lisansüstü okulda, bir aylığına lab günlüğü yazmayı bıraktım. Kendime, eksik veriyi post-it notlarından, küçük kağıtlardan, yarı-kuru protein jellerinden yeniden oluşturabilirim dedim. Ama hiçbir zaman başaramadım.

Her bilimsel ortak görüşe kesinlikle inanmıyorum.

Emsallerimin yorumlarına asla tamamen güvenmiyorum.

Bilim insanlarından araştırmalarını anlatmalarını istediğimde, hiçbir şey anlamamışsam kafa sallayıp ilginç bulduğumu söylüyorum.

Yıldız Savaşları’nı hiçbir zaman ilginç bulmadım.

Belirli bilimsel alt başlıklarda göz ardı edilmem karşısında açıkça acı çektim; ancak hiçbir zaman bunu düzeltemedim.

Lab protokollerinde optimize edilebilecek adımları belirledim; ama hiçbir zaman optimize etmedim.

İçerikten çok övgü ile ilgilendim.

Lab işlerimi bir robota devredebilecek olsam anında yaparım. Sonra da robota bakmak zorunda olmaya içerlerim.

Mezuniyet jürimdeki sözlü sınavda, lisede çok kolay gelen bir soru karşısında boş boş baktım.

Lisansüstü labımdan çıkmış dört tane makalenin adını söyleyemem; ama her yılın başında yapılan Biyoloji Bölümü Tatil Partisi Tatlı Yarışmasının her ayrıntısını anlatabilirim.

Hiç okumadığım bilimsel yayınlara aşinaymış gibi yapmıştım.

Görüşlerimi insanlara kesin bir biçimde anlattıktan sonra değiştirdim.

261 lab faresi öldürdüm – biri kazaydı. Bunu yaparken insanların hayatını kurtarmak için bir şey öğrenmedim.

Bazı arkadaşlarımın ve meslektaşlarımın hayatını adadıkları araştırma, beni hiç heyecanlandıramıyor.

Bütün dikkatimi vererek okumadığım sürece pek çok bilimsel makaleyi okuyamıyorum. Tabi, genellikle Wikipedia’dan terimlere bakma ihtiyacı hissediyorum.

İnternetin dikkatimi dağıtmasına izin veriyorum.

Pek çok Michael Crichton romanı okudum. (çev.n: bilim kurgu, tıp dramaları ve tekno gerilim türünden eserleri ile tanınan Amerikalı roman yazarı)

Katılmadığım etkinliklerden yiyecek aldım ve konuşmadığım satıcılardan bir şeyler aşırdım.

Meslektaşlarıma önemli görünmek için büyük bilimsel kelimeler kullanıyordum.

Öğrencilere önemli görünmek için büyük bilimsel kelimeler kullanıyordum.

3 yaşındaki kızıma önemli görünmek için büyük bilimsel kelimeler kullanıyordum.

Bazen içeriğinde zararlı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış maddeler bulunan yiyeceklerden kaçınırım. Tek sebebi, alternatif ürünün ambalajında bir ağaç çizimi olması olur.

Tam olarak üzerinde çalışmak istediğim konunun sınavında felaket şekilde başarısız olmuştum.

Kütüphanemde hemen hemen hiç kullanmadığım büyük bilimsel ders kitaplarım var. Tekrar kullanmayacağımı bilmeme rağmen, onları “referans için” saklıyorum. Kitapları, “referans için” ölene kadar saklamaya niyetliyim.

Anında sonuç alamadığım için bıraktığım deneyler oldu.

Uçuk kaçık bilim kravatlarım yok.

Herkesin benden hoşlanmasını istiyorum.

Kilometre taşı sayılabilecek doğum günlerini, çalıştıkları konu hakkında gün boyu sürecek seminerler düzenleyerek kutlayan profesörler biliyorum. Bence, doğum gününü geçirmenin hiçbir yolu daha az çekici olamaz.

Bazen bilimin, diğer her meslek gibi, aynı politikten, aşağılıktan ve anlamsızlıktan oluştuğunu hissediyorum.

Filmlerdeki bilim insanı tasvirinden iğreniyorum. Sonra da içeriğinde bilim insanları olan daha fazla filme gitmek için para veriyorum.

İçeriğini hiç anlamadığım sınıflarda öğretim asistanı olarak çalıştım.

Sadece bir gün önce öğrendiğim bilgi ve teknikleri öğrencilere öğrettiğim oldu.

Bilimi zor buluyorum.

İnsanların bu itirafı okuyup evrensel bir endişeyi belirlediğim için cesaretimi alkışladıklarının düşünü kuruyorum.

İnsanların bu itirafı okuyup öfkelenerek beni, çok sevdiğim bilimden uzaklaştırmalarından korkuyorum.

Sahtekar gibi hissettim. Sadece bir sefer değil. Düzenli olarak birilerinin benim buraya ait olmadığımı fark edip etmediğini sorgulamışımdır. Kesinlikle eminim ki bir gün işe gideceğim, patronum başarısız olacağım bir temel organik kimya sınavı yapacak ve “Ben de böyle düşünmüştüm” diyecek.

Ayrıcalık, iyi talih ve şartlar gereği şu an olduğum yere ulaştığımı biliyorum. Bu önkoşullar olmadan kazandığım hiçbir şeyi kazanamazdım.

Geçen ay Ulusal Diyabet ve Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü’nden yüzlerce doktora-sonrasının karşında konuşma yaptım. Bu sahtekarlıkta yalnız olup olmadığımı düşünmeden doğruca gidip sormaya karar verdim:

“Aranızdan kaçınız” dinleyicilere anket sundum “lab işi yapmaktan gerçekten zevk alıyor?” diye. Unutmayın ki buradaki insanlar on yıllardır, belki de daha fazla zamandır, laboratuvarda araştırma yürüten insanlar. Her öğleden sonralarını lab tezgahında geçiriyorlar ve aktif olarak, hırsla daha fazla lab işi yaparak kariyerlerini izliyorlar.

Kaç kişi el kaldırdı, biliyor musunuz: Üç.

Sahtekar gibi hisseden tek bilim insanı ben olamam. Ama biz, bunun hakkında konuşmayız. Kimse gönüllü olarak yetersizliklerini ortaya dökmez. Aslında, bilim insanları ne kadar az bildiğimizi, ne kadar şüpheli hissettiğimizi ve herkes burada olmayı hak ederken bizim burada olmamız konusunda ne kadar rahatsız olduğumuzu gizlemek konusunda uzunca bir yol katetti. Sonuç, laboratuvarların olanaksızca lanet bir özgüvene sahip meslektaşlarımızla dolması. Kendimize ‘onlar gerçek bilim insanları’ deriz. Bütün seminerleri takip edebilirler. Dergileri zevklere okurlar. Hatalarının sonucu sadece onları daha ilginç bir yöne sürükler. Organik kimyanın her şeyini hatırlarlar. Perdenin arkasındaki insana hiç dikkat kesilmezler.

Belki de, bilim düşüncesini sevmek, bilimin önemsiz ayrıntılarını sevmekten daha kolay. Ya da belki de, profesyonelliğin gösterişi bilim insanlarının otoritesini ve bütünlüğünü korumak için önemli. Ya da belki de, bunların hepsi bahane.

Bildiğim tek bir şey var: Bazen kendimi sahtekar gibi hissediyorum. Belki de yalnız olmadığım sürede bir sorun yoktur.

Peki, başka kim var?

Yazan: Adam Ruben, 20 Mayıs 2014
Çeviren: Cemre Topcu

Kaynak: sciencecareers.sciencemag.org, 10.1126/science.caredit.a1400126


Paylaş
Exit mobile version