Bu felsefi teoriler sosyal medya tecrübelerinizi değiştirecek

4023

Sosyal medya, başkalarının ne yaptığını ve ne söylediğini gördüğümüz bir selamlaşma platformudur. Birçok insan bunu nedense bir işkence gibi yaşıyor ve maalesef kendilerini incitmek için kullanıyorlar. Halbuki sosyal medyayı akıllıca kullanmayı tercih edebilir, bunu yaparak daha güzel bir dünya kurabilirsiniz.

Sosyal medyadaki kaygımızın çoğu, kendimizi çevrimiçi dünyada nasıl tanıtacağımız ve kimi ilginç bulacağımız tarzı sorulardan kaynaklanır. Bilimsel ve felsefi bakış açısına göre, aslında, temel benlik (kendilik) diye bir şey yoktur, sadece tecrübelerden anlam çıkarmak  için beyinlerimizin yarattığı bilinç denilen bir hikâyedir.

Nörologların gerçeklik olarak tanımladığı “ortak halüsinasyona” dahil olup kendimizi gerçek gibi yaşıyoruz. Bu yüzden hem şahsi hem de çevrimiçi olarak etrafa yansıttığımız kişilikler yapılandırıyoruz. Ama eğer benlik (kendilik) yoksa en azından bir düzeyde, gerçekte tweetleyen kimse de yok. Bu bakış açısıyla sosyal medyanın o kadar da stresli olmaması beklenir.

Dürüst ve güvenilir biri gibi görünmeye çalıştığımız zamanlarda bile çok azımız kendinin tamamını çevrimiçi dünyada ya da başka herhangi bir yerde gösterir. Bu iyi bir şey.  Hepimiz hayatlarımızda çeşitli roller oynuyoruz;  çalışan, eş, arkadaş, akraba, sanatçı, kaynak ustası, instagram fenomeni gibi farklı görevler için maskeler takıyoruz. Tutarlı ya da bütünleşik benlik diye bir şey olmadığına göre çevrimiçiyken  sahte olmakta özgür hissetmeliyiz. Fakat, toplumda görmek istediğimiz özellikleri yansıtan ve tüketen bir benlik geliştirmek için hala süper olmaya çalışmalıyız.

Görevi, olağanüstü ve gerçekmiş gibi görünen bir maske takmak olan bir sosyal medya fenomeni düşünün. İşi sahicilik algısı, eğer kabul ederseniz. Her ne kadar bu profesyonel yaşam stilistleri, hayatlarını internette paylaşıyor gibi görünseler de harika görünmelerini sağlayan aslında sahtecilikleridir. Onlar sadece zirveleri tanıtır, bu yüzden dip diye bir şeyin olmadığını algılarız.

Becerileri, kimsenin hayatınla olmayacak kadar mükemmel görünecek biçimde yaşamlarını çerçevelemiştir. İnternetin çılgınlığı imrendirmektir, herhangi birine imrenme;  özellikle de işleriyle kıskanılası bir hayata sahip oldukları izlenimini uyandıran kimselere. Fenomenlerin bu işi devam ettirebilmeleri için en azından harika görünmeleri şarttır.

Geri kalanlarımız ise yalnızca düzgün değerlendirmelerle çevrimiçi etkileşimleri yönetmeliyiz. İmrenilen bir profesyonel olmak, artık her zamankinden daha popüler bir iş olsa da etkileşimleri yönetmek insan topluluğu kadar eskidir. Sosyal medyadan çok önce biz, kent meydanları için karakterler ortaya çıkardık. Ayakkabılarını ve şapkasını giyip köyün merkezinden çıkan biri, günün sonunda mumunu söndürdüğü ve minderine çöküverdiği gibi davranamıyordu. Kamusal alana girdiğimizde tamamen özel yaşamlarımızdaki gibi kendimiz olmaya cesaret edemeyiz, zaten çok azımız buna çabalar.

Bir parça sahtelik, kamusal yaşamdaki etkileşimlerimizi, kaba, sıkıcı ve hazin olabildiğimiz özel yaşantımızdan farklı kılar. Bir deneyim ya da bir his derinleştikçe saf halinin halka açık olabilirliği azalır. İşte bu nedenle derindeki anılara uzanan tartışmalarda sanat ve mizah filtre olarak kullanılır ve işte yazarların hikayeleri de böyle oluşur.

19. yy filozofu Friedrich Nietzsche, insanların tamamıyla bir yapılandırma olduğunu düşünürdü. Yine de sahteciliğe karşı da değildi ve her birimizin bir dizi maske takmaktan başka bir varoluş yolu da olmadığını görmüştü. Nietzsche, özellikle en değerli ve en derin anlarımızı koruduğumuz zaman oluşan otantikliğin hatrına, sahte olabilmenin asilliğine hayrandı. Derin tecrübeler, bir parça yaygara sayesinde güvendedir, diye inanıyordu, bir yazısında şunu söyler:

İnsanların, saklayabilmeleri adına biraz kabalıkla süslemelerini gerektirecek hassas bir tabiatları vardır; sonrasında bir değnek alıp, görgü tanıklarına boş yere sallamaktansa, sevgi ve abartılı cömertlikten başka yapacak bir şeyleri yoktur.

Başka bir deyişle, Nietzsche, “Dürüst olmayın” diyordu. Bunun yerine, doğru durum için doğru maskeyi hazırlayın. Bu olabileceğiniz en nazik halinizdir.

Aynısı sosyal medya için de geçerlidir. Aslında orada hepimiz, değişik derecelerde düpedüz rol yapıyoruz,  Ancak gerçeği birlikte şekillendirirken, bizi bireysel ve evrensel olarak farklı kılan yanılsamaları tercih ediyoruz.

Tıpkı sağlıklı yiyeceğin tercih edilir olduğu gibi, en derin ihtiyaçlarımızı besleyen akıllı ve anlamlı bir medya oluşturmak ve tüketmek ya da dijital akışlardan tamamen kopmak daha iyidir. İllüzyonist bir dünyada, yine de aldatmacanızı akıllıca seçmeniz gerekir yoksa hayatınız ve internet gıdanız bir olana kadar birbirinin içine geçer.

Bunun anlamı, gerçekliğimizi tweet ve mesajlar üzerinden kurguladığımızdır, bu yüzden bizim için gerçekten neyin değerli olduğunu; nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi kavramaya odaklanmamız gerekir. Sizi neyin kaygılandırdığını, ruhunuzu neyin beslediğini, neyin sizi kötü hissettirdiğini de düşünün. Ancak o zaman kim olacağınızı ve nasıl olacağınızı seçebilirsiniz.

Benimseyebileceğiniz bazı makul kurallar da şöyle;

  • Düşünceli davranın.
  • Mesajlarınızda sanatla, fikirlerle, buluşlarla, mizahla, şaşılası şeylerle ilgili bilgilendirici içerikler paylaşın.
  • İnsanlarla iletişim kurmaya ve yaşamlarını daha iyi anlamaya çalışın.
  • Özgün ve anlayışlı bakış açısı kurmanızı sağlayacak ilişkiler geliştirin.
  • Niyetiniz öfke kontrol yetinizi denemek ve imalı fikirlere direncinizi gözlemlemek değilse sizi kızdıran insanları takip etmeyin.
  • Küçük forumlarda fazla siyaset konuşmayın.
  • Sırf başkaları umursamayacak diye içinizdekileri paylaşmaktan çekinmeyin.
  • Forumlarda karmaşık politik meselelerden söz etmeyin.
  • Bildiğiniz her şeyi göstermek konusunda endişelenmeyin çünkü diğerlerinin cahilliğini açığa çıkarır
  • İnternette, başka bağlayıcı koşulların olduğu izlenimini uyandıran alışverişlerde daha tedbirli olun.

Kendinize hâkim olun ve internet çırılçıplak ve tamamen adanmış biçimde kendinizi sunmaya zorlayacak düzeyde bütünü yutan bir zehir değil olmaktan ziyade arada bir takıldığınız, paylaşmak istediğiniz yanlarınızı gösterdiğiniz, bir yer olsun.  Çevrimiçi olmayı bırakmanız gerekmez. Burada söylenen odağınızı dış güdümlülükten, iç güdümlülüğe çevirmenizdir. Böylece aktivizminiz, sanatınız ya da siyasi söylemleriniz göstermelik olmaktan çıkar ve olabilecek en gerçek siz halini alır.

Milattan önce dördüncü yüzyılda yaşamış Bilge (Yogi) Patanjali, geleneksel bilinç rehberinde Yoga Sutraları okuyucularına metinden ziyade öğrenciyi çalışmayı öğütler. Bu öğüt, sosyal medya için de iyi işler. Neden bütün (sanki gerçekten varlarmış gibi) doğru kişileri tanımayı ve onlar tarafından tanınmayı gerektiren dijital platformlarda ustalaşmaktan endişeleniyorsunuz? Yoksa Tao Te Ching’deki Taocu Bilge Lao Tzu’nun dediği gibi; “Başkalarını tanıyan akıllıdır. Kendini tanıyan ise bilgedir.

Yazan: Ephrat Livni
Çeviren: Emine Çınar
Kaynak: Quartz

Please complete the required fields.