Site icon Düşünbil Portal

Edward Said’i anarken: Bir arada yaşamaya ve barışa dair bir umut

Paylaş

Eylül’ün sonuna geldiğimiz bu günler, Edward Said’siz 14 yıl geçirdiğimizin habercisi. Said’in, hakkında yazdığı çoğu şey (Batı’nın Doğu’ya dair algısı ve temsilinden Filistin sorununa dek) bugün hala ciddi meselelerdir. Said’i anmak ve çalışmalarının ehemmiyetini hatırlatmak için, Judith Butler, Laleh Khalili, Avi Shlaim ve Illan Pappé ile konuştuk.

Said post-kolonyalizme dair eleştirel teorinin öncüsü ve Filistin halkının siyasal ve insani haklarına dair sağlam bir hak savunucusudur. Başlıca çalışması olan Şarkiyatçılık, Batı’nın Doğu kültürünü nasıl ele aldığını, genel anlamda ise, Batı’nın Doğu’ya dair algısını ve temsilini gözler önüne serer.

Said’i anmak ve çalışmalarının ehemmiyetini hatırlatmak için, dünya genelinde bilinen düşünürlerle konuştuk ve onlara tek bir soru sorduk:

Bu ay, Edward Said’in ölümünün 14. yılına binaen, onun çalışmalarının üzerine tekrar ışık tuttuk. Size göre, Edward Said’in günümüz ve çağımız bağlamında en geçerli ve önemli düşüncesi nedir?

California Üniversitesi, Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü ve Eleştirel Teori Programında akademisyen olan filozof ve toplumsal cinsiyet kuramcısı Judith Butler: “Said, tahayyül etmenin önemini kavramıştı.”

“Said, Filistin topraklarında sömürgecilik mirasının sona erebileceğini ve kayıtsız şartsız eşitliğin sağlanabileceğini tahayyül edebiliyordu. Tahayyül etme (imagination) işini siyasetin merkezi olarak kavramış bir kimsedir. Çünkü geleceğe dair hayali bir vizyon olmaksızın, adaletli ve kalıcı bir çözüme dayalı barış lehindeki hiçbir harekete imza atılamaz.

Said çatışmanın tam ortasında yaşadı ve sanatın, edebiyatın, arşivlerin, delillerin, halkın ilgisinin gücünü kullanarak tabiiyeti, kanunsuz işgali, şiddeti en sonunda alt edecek olan eşit, adaletli ve özgür bir dünya hayal etmesini istedi. Bazen bu dünya için fazlasıyla iyi bir insan olduğunu düşünüyorum. Fakat tahayyül edebildikleri ile aslında var olan arasındaki kıyaslanamazlık, kaleminin gücünü ve bu dünyadaki mevcudiyetini kısmen de olsa açıklıyor.”

Londra’da, SOAS’ta Orta Doğu Siyaseti alanında araştırmacı ve akademisyen olan Laleh Khalili: “Said’in yazılarındaki müşfik ahenk ve kâhinvari dehası…”

“Said’in Şarkiyatçılık‘ı basımından yıllar sonra bile geçerliliğini yitirmeyecek gibi duruyor. Aslında, 2011 Arap Baharı ile Orta Doğu’da gerçekleşen dönüşümler (ve dönüşümdeki başarısızlıklar) oryantalist bakış açısına sahip olan siyasetçiler ve uzmanların eski klişelerden bahsedip durmasını mazur göstermiştir.

Fakat aynı zamanda, yaşım ilerledikçe, Said’in edebiyat ve sanatın iç yüzünü anlamış olmasını son derece takdire şayan buluyorum. Başlangıçlar -ve sonlar- üzerine çalışması, derinlemesine ve aşırı cömert bir şekilde yaptığı roman ve öykü okumaları, İngiliz veya Fransız edebiyatının klasiklerindeki küçücük bir cümle veya paragraftan sosyal ve siyasal yapıya dair yorum yapabilmesi onu çok daha geçerli ve güncel kılan niteliklerdir. Ziyadesiyle tumturaklı bir şekilde kaleme alınmış akademik olan veya bilimsel olmayan yazılarla kıyaslandığında, Said’in yazılarındaki müşfik ahenk ve kâhinvari dehaya hayran olmamak mümkün değil.”

Exeter Üniversitesi, Sosyal Bilimler ve Uluslararası Çalışmalar bölümünde akademisyen ve tarihçi Illan Pappé: “Şarkiyatçılık ve Kültür ve Emperyalizm günümüzde hala güncelliğini korumakta.”

“Bence Said’in insanlığa en büyük katkısı olan başlıca iki çalışması, yazıldıkları dönemde olduğu gibi günümüzde de hala geçerlidir. Doğu’ya dair ırkçı, indirgemeci ve zararlı Batılı söylemlere maruz kalmış olan ilk çalışmaları Şarkiyatçılık ve Kültür ve Emperyalizm hgünümüz meselelerinin önemli bir kısmına hala daha ışık tutuyor. Hem Orta Doğu’da Batı saldırganlığının (Irak ve Afganistan’ın işgali) hem de buna karşı tepkilerin, bu söylemin gücü üzerinden nasıl da kabul edilebilir ve meşru olarak varlığını sürdürdüğünü anlamamız için en iyi analitik bakış onunkidir.

Benzer şekilde, Said’in Filistin’e dair çeşitli kitap ve makalelerinde belirttiği mesajı günümüzde halen geçerliliğini korumaktadır. Bu çalışmalarında, bir yüzyıldan fazla bir süredir acı çeken bir halka dair uydurma bilgi üretme düzeyini ve cehalet seviyesini gözler önüne serer. Ayrıca bu gidişatın Orta Doğu ve ötesini etkileyeceğine dair uyarılarda bulunur. Her iki çalışması da iktidar ve bilgi hakkındadır ve bıraktığı mirası hala daha bizimledir. Barış ve uzlaşma için kullanılabilecek olan hakikate arka çıkar; zaten böyle olmazsa, her şey bencil paydaşların eline kalır ve çatışma önüne geçilemez bir şekilde devam eder.”

Oxford Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümünde fahri profesör olarak hizmetlerine devam eden akademisyen ve tarihçi Avi Shlaim: “Bir arada yaşamaya ve barışa dair umudunu asla yitirmeyen bir entelektüel.”

“Edward Said olağanüstü bir şekilde çok yönlü ve üretken bir düşünürdü. Şarkiyatçılık kitabı ‘Doğu’ya ilişkin Batılı algıların desteklediği ideolojik ön yargılara maruz kaldı ve post-kolonyal çalışmalar olarak adlandırılacak hususi bir alt dalın oluşturulmasını sağladı. Bu edebi meşgalelerin yanında, Said konser verme düzeyinde bir piyanistti ve önemli bir müzik eleştirmeniydi. Son ve önemli bir husus olarak da Said, siyasetle ilgilenen bir entelektüeldi ve yerinden edilmiş Filistin halkı için konuşan hitabeti en kuvvetli sözcüydü.

Said’in uzlaşma ve barış içinde bir arada yaşama çağrısı, kendisine karşı Arap radikallerinin ve İsrail tarafından birkaç yandaşın hoşnutsuzluğunu beraberinde getirse de, asla mücadeleden vazgeçmedi. Aksine, kapsamlı görüşünü, akla gelebilecek her fırsatta dile getirmeye ve izah etmeye devam etti. Said, ‘Filistin düşüncesinin bir arada yaşama, birbirine saygı duyma, Filistin ve İsrail arasındaki karşılıklı uzlaşma düşüncesi’ olduğunu dünyanın anlaması gerektiğini yazmıştı. Bu tek cümle Edward Said’in düşüncesinin özünü kısaca anlatır. Yeni Binyılda Filistin Sorunu‘ndan son makalesine kadar, meseleye ilişkin sayısız yazısındaki en istikrarlı teması budur.

Yaşamının son birkaç yılını tamamıyla yeni bir barış stratejisi geliştirmeyi denemekle geçirdi. Bu yeni yaklaşım eşitlik, uzlaşma ve adalete dayanıyordu. ‘Bizi birbirimize saldırtmış bu toprağı paylaşmaya ve bu paylaşımın her vatandaş için eşit bir işleyişe sahip olan hakikaten demokratik bir şekilde gerçekleştirilmesine dair konuşmaya başlamaktan başka bir çıkar yol göremiyorum,’ demişti Said 1999 yılında. Arap-İsrail çatışmasının karmaşıklıkları ve çelişkilerini çözümlemeye çalışarak geçirdi ömrünü ve yine de bir arada yaşamaya ve barışa dair umudunu asla yitirmedi.”

 

Yazar: Ivana Perić
Çeviren: Müleyke Barutçu
Kaynak: H-ALTER 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

 


Paylaş
Exit mobile version