Site icon Düşünbil Portal

Gösterenler Zinciri: Gösterenlerin Üretkenliği

Paylaş

Ortaya konulan gösteren fikrinde, anlam (Saussureyen “değer”) basitçe bir gösteren ile verilmediği için, Lacan bu anlamın nasıl oluştuğuna dair bir açıklama yapmaya hala mecburdur. Lacan, Saussureyen gösterge kavramını -bir gösteren ve gösterilen birliğini- reddetse de bu, onun bir çeşit gösterilen etkisinin dilin önemli bir yönü olduğunu kabul etmesini engellemez. Asla tam bir gösteren ve gösterilen birliği olmasa da, Lacan’a göre, gösterenler bir yerde bir anlam varmış izlenimi verir fakat bu anlaşılması zor olabilir. Aslında bu tam olarak gösterenlerin yaptığı şeydir: bir anlamın izlenimi verirler. Lacan’ın “Konuşma ve Dilin İşlevi ve Alanı”nda söylediği gibi, “dilin konuşmadaki işlevi bildirmek değil çağrışım yapmaktır”. (Lacan 1966, 299/Lacan 2002, 84).

Gösterenlerin başlıca özellikleri ortaya koyulmuştur. Öncelikle gösterenler birer gösterge değillerdir. Göstergeleri oluşturan bire bir dayanağın yok olmasıyla meydana gelirler. Ayrıca, gösterenler bir farklılıkla oluşturulurlar ve kendi eşsizlikleri diğer gösterenlerden farklılıklarından ibarettir: bu onları benzersiz birer unsur yapar. Dahası, bir gösteren anlamsızdır. Lacan, gösteren ve gösterilenin (anlam) tek bir öğede birleştiği fikrini reddettiği için en nihayetinde anlam hiçbir zaman bir gösterene iliştirilmez. Böylece anlam ne olursa olsun belirli bir gösterene indirgenemez veya onunla özdeşleştirilemez. Lacan’a göre gösterenler, gösterenler düzeni içinde konumlandırılamayan bir gösterilen etkisi veya anlam etkisi yaratır.

Bu belirlenmemiş anlam etkisi veya gösterilen etkisi Lacan’ın –Saussure’ü takip ederek– bir gösterenler zinciri olarak adlandırdığı gösterenlerin birbirleriyle olan etkileşimi ile meydana gelir (Saussure,1986, 70). Gösterenler zinciri bir gösterenler dizisinden başka bir şey değildir fakat göreceğimiz gibi zincir belki de yanlış bir ifadedir. Zincir akla yatay bir şekilde birbirine geçen parça serisi getirir, ancak gösterenler zinciri aynı zamanda ayrıntılı bir dikey boyuta da sahiptir. Lacan, “L’instance de la lettre” adlı eserinde, bir müzik kadrosu açısından bir anlam zinciri düşünmenin daha iyi olacağını öne sürdüğünde de bundan bahseder (Lacan 1966, 503/Lacan 2002, 146). Bir sonraki bölümde inceleyecek olduğum anlamın yaratıldığı iki ana prosedür (metafor ve metonimi), sözlü veya yazılı bir gösterenler zincirinde gösterenlerin gizli boyutu denebilecek şeyi içerir ve bize “gösterenler zinciri”nin sadece “söylemsel bir ifadede beliren gösterenler” anlamına gelmediğini gösterir. Örneğin, “Benim için biraz patates kızarması al.” gibi bir ifadede, açıkça görünenden daha çok geçerli gösteren vardır. Saussure’e göre bile, bu ifadedeki gösterenlerin değeri, ifadenin kendisinde yer almayan diğer gösterenlere bağlıdır. Göreceğimiz gibi, metafor ve metonimi işleyişinde, kullanım hem belirgin olan gösterenler hem de ima edilen veya gizli olan gösterenlerle yapılır. İkisi de işleyiş ile ortaya çıkan gösteren etkisi veya anlam etkisi ile bir araya getirilmez.

Saussure, gösteren ve gösterilen arasındaki ilişkiyi açıklarken bir parça kağıdı örnek olarak kullanır: “Kağıdın bir yüzü düşünce, diğer yüzü ise sestir. Tıpkı bir makas alıp, aynı anda diğer yüzü kesmeden kağıdın bir yüzünü kesmenin imkansız olması gibi, bir dilde sesi düşünceden veya düşünceyi sesten ayırmak imkansızdır” (1986, 111). Bu örnekte, “ses” olan gösterenin gösterileni ürettiği söylenemez. Gösteren gösterilene bağlıdır, gösterilen onun diğer yüzüdür ve ikisi arasında doğal bir bağlantı vardır. Böylece, gösteren anlam üretmez çünkü Saussure’e göre anlam “sadece bir ses düzeninin karşılığıdır” – kağıt parçasında düşünce denilen şey (a.g.e.). Lacan’ın teorisini, Saussure’ün gösterenle yapmanın imkansız olduğunu düşündüğü şeyi Lacan’ın yaptığını söyleyerek anlayabiliriz. Saussure’e göre gösteren ve gösterilen bir kağıt parçasının iki yüzü gibi birbirlerine sıkıca bağlıyken, Lacan’a göre Saussureyen kağıt parçasının bir yüzü diğer yüzünden etkili bir şekilde kesilip çıkartılabilir. Gösteren sadece herhangi bir gösterilenden tamamıyla bağımsız bir şey değildir – onun için herhangi bir belirli gösterilene bağlılık gerekli değildir. Gösteren her zaman başka bir şeyi gösterebilir ve bu nedenle kendi başına açıkçası hiçbir şey göstermez.*

Bu nedenle, Lacan kağıt parçasını “imkansız” bir şekilde ikiye bölerse, anlam üretiminin, basitçe bir gösterilenle birleşen bir gösteren aracılığıyla meydana geldiği söylenemez. Ayrıca Saussure’ün Genel Dilbilim Dersleri‘ndeki imgenin, aksi takdirde belirsiz olan düşünce ve ses alanına düzen getiren bir işaret olarak sunulduğunu düşünün. Lacan’ın gösterenlerin üretken olduğu görüşüne göre, gösterenler benzer ifadeyle anlaşılamaz. Onun imkansız bir şekilde kağıt parçasının bir yüzünü diğer yüzünden kesmesi, gösterenler ağı içinde ve arasında bir anlam üretiminin oluştuğu anlamına gelir. Saussure’ün diyagramı, sesler ve anlamların bir şekilde göstergeden önce geldiği izlenimini verir ve bu göstergeler, düşünceleri ve sesleri daha belirlenmiş ve kesin kılma işlevi görür. Lacan’ın teorisine göre, göstergeyi, ses ve anlam veya gösteren ve gösterilen gibi tamamıyla farklı iki boyutu birleştiren ve belirleyen bir şey olarak düşünmeye gerek yoktur. Bir boyut (ses/gösteren) diğerini (düşünce/gösterilen) yaratır. Bir gösterilen dolayısıyla gösterenler zincirinin bir ürünü veya etkisi olarak görülür. Daha önce de bahsettiğim gibi bu, sonuç olarak Saussure’ün aynı fikirde olmayacağı bir şeydir. Bu, Marc Darmon’u izleyerek, Lacan’ın gösterenlerin işleyişine ilişkin görüşüne uygun olan imgenin Saussure’ün kağıt parçası değil, tek taraflı bir yüzey olan bir Möbius şeridi olduğunu öne sürmeme neden oluyor (1990, 41-43). Gösterenler zincirinin bu tek taraflı imgesinden daha çok bahsetmeden önce, Lacan’ın sunduğu şekliyle metafor ve metoniminin işlevlerine iyice bir bakacağım. Bu konular daha sonra beni Lacan’ın çalışmasındaki özne ile ilgili bir ön tartışmaya götürecektir.

Bunu yapmadan önce, Lacan’ın teorisinde gösterilenin tam olarak ne olduğunu biraz daha tartışmak önemli olabilir. Lacan bu kavramı çalışmalarında sık sık kullanır ve kullanıldığı zaman, genellikle burada bahsettiğim “gösterilen etkisi” anlamında kullanıldığına inanıyorum. Yani, Lacan “gösterilen” kavramını kullandığında, onu var olmayan bir şey olarak eleştirmediğinde (zira sadece gösterenler vardır), onu gösterenlerin ürettiği “gösterilen etkisi” anlamında kullanıyor demektir. Bu, Saussure için olduğu gibi, tümüyle bir “kavram” veya “düşünce” olarak nitelendirilemez. Ayrıca bu, normalde bir kelimenin anlamı dediğimiz şey de değildir. Elbette, anlamlar bazen oldukça açık olabilir. “Tuzu bana uzat” derken, niyetim muhtemelen açıkça belli oluyordur ve bu ifadenin anlamının açık olduğunu söylemek gerekebilir. Ancak bir anlam ya da gösterilen etkisi fikri bize, sözcüklerin her zaman bir kişinin kastetmek istediklerinden daha fazla çağrışım yaptığını hatırlatır ve çağrışımı işaretlerin sahip olduğu sabit bir anlama indirgemek her zaman mümkün değildir. Buradaki nokta şu ki, “tuzu bana uzat” dediğimde bile, normalde bu cümlede kastettiğimizden çok daha fazla şey söyleniyor. Örneğin, bu ifade, çeşitli dinleyiciler tarafında belirli gösterenleri çağrıştırabilir, onların niyetlerimi merak etmesine neden olabilir. Belki de bu ifadenin anlamı temelde muğlaktır çünkü “tuzu bana uzat” dediğimde aslında demek istediğimin “tuzu bana uzat” anlamında olduğu mutlak bir kesinlikle iddia edilemez. Belki birinden alıntı yapıyorumdur ya da belki “tuzu bana uzat”, benim ülkemden gelen deyimsel bir ifadedir ve “ne kadar harika!” ya da tamamen farklı bir şey anlamına geliyordur. Doğrusu, bu oldukça saçmadır. Ancak burada gösterilen olarak söylenenin –her zaman sadece bir gösterilen etkisi–, bir gösterenin veya ifadenin az çok kolayca belirlenebilir anlamını kabul edebileceğimizden başka bir şey olduğunu göstermeye çalışıyorum. Bu “kolayca belirlenebilir anlam”, her göstereni ve her gösterenler zincirini çevreleyen belirsizlik aurasını hiçbir zaman tamamen uzaklaştırmaz. Bu belirsizlik havası, Lacan’ın gösterilen etkisi fikrinin açıklamaya çalıştığı şeydir. Lacan daha sonraki çalışmalarında bunu bir cümleyle ifade etti: “qu’on dise reste oublié derriére ce qui se dit dans ce qui s’entend” (Lacan 2001, 449). Kabaca tercüme edildiğinde, Lacan burada, duyduğumuz ya da anladığımız şeyde söylenenlerin arkasında her zaman unutulmuş bir şeyin olduğunu (ya da olması gerektiğini) söylüyor.

Bundan sonra, gösterilen etkisi ve gösterilen terimlerini kullanımımda titiz olmaya çalışacağım. İlkini, gösterenlerin etkileşimi tarafından üretilen çağrışımdan bahsetmek için ve ikincisini ise bu çağrışımı azaltmaya çalışıldığında neyle sonuçlandığından bahsetmek için kullanacağım. Bu durumda, görünüşte sabit bir anlama ve bir gösterenin ve bir anlamın bire karşılık geldiği görünümüne sahibiz. Elbette ki böyle bir fikir uydurmadır, ancak yine de yaşamımızdaki dil deneyimimizde önemli bir rol oynar. Ancak bu sabit anlam aslında her zaman başka bir gösterendir, başkalarını çağrıştırır ve yine başka bir gösterilen etkisi yaratır.

Dipnot:

*Lacan daha sonraki çalışmasında, harf ile gösteren arasında, bu konumu biraz değiştiren önemli bir ayrım yapar. Aslında bir gösteren, zorunlu olarak belirli bir gösterilene bağlanmış değildir fakat aynı zamanda bir gösteren, aslında her zaman bir tür gösterilen etkisinin üretimine kapılmış görünmektedir. Gösterenler esasen ayrımsal, birbirinden farklılık gösteren birimlerdir. Bu haliyle, onlar, yalnızca diğer gösterenlerle ilişkilerinde oldukları şeydir. Bu, bir gösterenin her zaman, en azından örtük bir gösterenler zincirine (bir gösterenin bir diğerine referansı vb.) dahil edildiği anlamına gelir. Dolayısıyla, görünen o ki, gösteren, anlamların ve gösterilen etkisinin üretiminden asla çıkarılamaz. Lacan, anlam üretiminin dışındaki –bir gösterenin, ne kadar anlamsız olsa dahi, asla gerçekten olamayacağı bir şekilde “dışında”ki– bir birimden bahsetmek için “harf” fikrini kullanır. Böylece, bir harfin “gerçekte ve gösterenin de sembolikte” olduğunu açıklar (XVIII, 5/12/71). Sembolik, gösterenlerin ve gösteren üretimlerin bir düzenidir ve Lacan’ın çalışmasındaki bu noktada gerçek, gerçek2’dir, anlamlandırma için bir çıkmaz veya bir biçimselleştirme çıkmazıdır (XX, 85/93). Bu görüşe göre, harf, bir gösterenin bir izleme durumuna dönmesi gibi bir şey olacaktır. Bu, herhangi bir olası anlam üretiminin ötesinde bir gösteren olurdu. Bu konu hakkında daha fazla tartışma için bkz. Hoens ve Pluth (2002, 19).

©® Düşünbil (2021)

Yazar: Ed Pluth
Çeviren: Meyra Çakar
Çeviri Editörü: Cemre Yılmaz
Kaynak: Pluth, Ed. (2007) The Productivity of Signifiers. Signifiers and acts: freedom in Lacan’s theory of the subject içinde ss. 29-33. State University of New York Press.


Paylaş
Exit mobile version