Kadınlara ve çocuklara yönelik acımasızlığa karşı verilen savaş belirli bir kültüre has değil, tüm insanların kabul ettiği ve her kıtada onların niyetini gösteren bir taahüttür. Teröre karşı savaş aynı zamanda kadın hakları ve onuru için yapılan savaştır. –Laura Bush

Bedenler cinsiyetin öncelikle dışavurumuna işaret etmezler o halde şu soru ortaya çıkıyor beden ne ölçüde cinsiyet işaretleri aracılığıyla meydana gelir? –Judith Butler

Kadın bedeni ve Afganistan’daki savaş

Alman sosyolog Niklos Luhmann’ın söylediği üzere dünyada ne olup bittiğini kitle iletişim araçları sayesinde öğrenip internet, televizyon, gazete ve radyo aracılığıyla uzak bölgelerdeki siyasi ve sosyal dönüşümler hakkında bilgi sahibi oluyoruz. İçinde yaşadığımız zaman diliminde yani dijital çağda afetler, şiddetli çatışmalar, savaş görüntüleri daha sık görünür hale gelmiştir. Rahatsız edici belgeseller, resimler, görüntüler tekrar tekrar kullanıldıkça tartışmalar alevlenir ve bizim medyaya yansıyan siyasi olaylar karşısında etik ve ahlaki duyarlılığımız kabarır. Sosyal bilimlerde oldukça popüler bir tema olan cnn etkisi küresel-siyasi-askeri olayların medya aracılığıyla manipüle edilmesiyle ilgilidir. CNN Etkisi‘yle ilgili bilimsel araştırmalar, karışık, çelişkili ve kafa karıştırıcı sonuçlar sunmaktadır. Gowing’e göre CNN Etkisi müdahale için zorunlu ama yetersiz bir koşuldur. 1980’lerden sonra bu tarz stratejilerle siyasi ve akademik alanda desteğin arttırılması amaçlanmış ortaya atılan bazı mitlerle savaşın meşruiyeti sağlanmak istenmiştir.

Şiddet, işkence ve savaş görüntüleri Batı hafızasında sıkça yer eden görüntülerdir. Robert Capa’nın İspanyol savaşı fotoğrafları, Nick Ut’un Vietnam savaşı esnasında çektiği fotoğraflar insanlar üzerinde müthiş etki yaratmış ve siyasi alanda büyük rol oynamıştır. Teröre karşı savaş söylemlerinde bulunan siyasetçiler içinde bu durumun değişmeyeceği gözüküyor. Laura Bush kadın hakları ve onuru için savaş sloganın arkasında, savaşla çelişki yaratsa bile adalet ve iyilik kavramlarının bulunmasına dikkat ediyor. Bu nedenle eleştirel güvenlik çalışmaları güvenlik ve iktidar arasındaki ilişkiye yöntemsel, ampirik ve kuramsal açıdan çok daha fazla önem vermektedir.

Eleştirel güvenlik çalışmalarında görsellik

Eleştirel güvenlik çalışmaları, güvenlik teorisi ile oluşturulan görsel güvenlik imajları arasındaki bağlantıyı gerçeğin kaldırılıp yerine ne konulduğunu anlamak ve yeniden inşası aşamasında siyasetin duyarlılığını ölçmek olarak değerlendirilir. Ola Waever’e göre güvenlik ne nesnel bir gerçeklik ne de aklın öznel bir devlet olarak hareket etmesidir. Eyleme dönük siyasetin ötesinde politik konuşmalarla oyunun kurallarının oluşturulmasıdır. Güvenlik çalışmalarının sadece kendi alanı içerisinde değerlendirilmesi başarılı olduğu anlamına gelmez. Daha geniş perspektifte medyaya yansıması ve insanların üzerinde yaratacağı etkiyi de hesaba katmak gerekir. Çünkü siyasette algı yönetimi hareketin önemli ve büyük bir kısmını oluşturur. Siyasi karar mekanizması karar alırken ilk önce kültürel bir altyapı oluşturulmasına dikkat eder. Bu tutum onların hareket alanların genişlemesine neden olacaktır. Lene Hansen, üç kavram üzerine güvenlik çerçevesini çizer: doğrudanlık, döngüsellik, belirsizlik.

  • Doğrudanlık, önceden hazırlanmış metinleri aşan ani gelişen tepkilerdir. Bir resim bin kelime konuşur sözüyle bir görüntünün izleyicilere sözlü ve yazılı metinlerden daha çok şey ifade ettiğini belirtmiştir. Çünkü görüntüler kendileriyle izleyiciler arasında duygusal bir kimlik ilişkisi kuracak güce sahiptir.
  • Döngüsellik sosyal olma özelliğinin yanı sıra küresel dağıtımın maddi-teknolojik koşullarına dayanmaktadır.
  • Belirsiz güvenlik söylemleri dahil olmak üzere tüm siyasi söylemlerle oluşturulmaya çalışılan kolektif çabadır.
Kim Punc, Vietnam
Vietnam Savaşı’nın sembolü haline gelen Kim Punc

Aslında bütün güvenlik politikaları daha geniş kitleleri ve çoğunluğu baz alır. Güvenlik söylemlerini daha geniş kitlelere mal etmeye çalışır. Yaratılan imajlara göre bireyle çoğunluk arasındaki boşluklar siyasetçiler tarafından doldurulmaya çalışılır. Örneğin Vietnam savaşının ikonu haline gelen Kim Phuc’un savaş üzerindeki etkisi ise belirsizdir. Kim Phuc 1972’de dünyanın gözünü Vietnam’a çevirmesine neden olan ünlü fotoğraftaki kızdır. Fotoğrafı çeken Nick Ut daha sonra bu fotoğraf sayesinde Pulitzer ödülü almıştır. Fakat bu fotoğrafın askerler üzerinde doğrudan bir geri çekilme isteği yarattığı ya da siyasetçiler üzerinde baskı mekanizması oluşturduğu söylenemez. Bunu tam olarak anlayabilmek için deneysel çalışmaların yapılması gerekir.

İmaj nedir?

Görüntü/imaj nedir ve nasıl konuşulur olabilir? İmge/görüntü nedir sorusu tartışmalı bir konudur. Hayalgücü ve sunum anlamlarına geldiği gibi, Bildwissencraft Almanca’da; iç ve dış görüntüler, resimler, çizimler şekiller anlamlarını da içerir. Görüntülerdeki kültürel kodlar önemlidir ve sadece medya çalışmalarıyla sınırlandırılamaz. İmgenin ne olduğu tarih boyunca politik bilinç açısından şiddetli değişimler geçirmiştir. 17. yy İngiltere’sinden 8. ve 9. yy Bizans’a kadar sosyal ve toplumsal kuralların ve düzenin kurulması yerleşmiş inançlar ile bu inançlara karşı ortaya çıkan mücadeleler sonucunda olmuştur – 17. yy İngiltere’sinde Rönesans ve kendi dönemi içindeki maniyerizm ile Bizans dönemi ikonoklaizm ile idolority/geleneksellik ve aykırılık arasındaki mücadele gibi.

Tüm imgelerin zihinsel ve sözlü süreçte yorumlanması uygunlunun/doğruluğunun tespit edilmesi denetlenmesi gerekir. Çünkü bizim ne gördüğümüz onu nasıl yorumladığımıza göre değişebilir. İmgelerin bireysel ve politik arka plan bilgisi politik ve estetik tercihlere göre değişiklik gösterir. Dolayısıyla nesne ve özne arasındaki sıkı bir bağ olduğunu bilmek gerekir. Görüntü/ikon onu izleyenden ayrı düşünülemez. Birçok belgesel yapımcısı ya da savaş fotoğrafçısı bu bilgiyle hareket eder hatta çoğu zaman ticari kaygılar güdebilir. Görüntüyü anlamak, altında yatan nedenleri kavramak ve özerk kaynağını bulabilmek önemlidir. Bu farkındalıkla görüntü veya fotoğraf bize ne gösteriyor değil, neyi nasıl gösteriyor sorusunu cevaplandırmak gerekir.

İkonik bir eylem olarak görüntünün kurumsallaştırılması

1990’ların başında W. J. T. Mitchell, resimle ilgili çok fazla söylenen söz olmasına rağmen tatmin edici bir kuram olmadığını söyleyerek resimsel dönüş (pictorial turn) kavramını ortaya atmıştır. Böylece resimler ile ilgili imaj ve görsellik ile birlikte metafiziğin mevcudiyetinden dilsel dönüş yanlış anlaşılmamalıdır. Görselliğe dönüş yerine ikonik bir eylem olarak görüntünün edimsel dönüşü olarak bakılmalıdır. Şüphesiz görüntülerin teorileştirilmesi için farklı resim kuramlarının birleştirilmesi ile ilgili en belirgin çalışma Mitchell’in çalışmasıdır. Biz sanat tarihçileri olarak (Erwin Panofsky, Gottfried Boehm, Hans Belting and Horst Bredekamp) ikonolojik gelenekle ilgili en bariz açıklamanın performative teori olduğunu düşünmekteyiz. Özellikle de Frankfurt Adorno derslerinde Bredamp’ın ikonik eylemin geliştirilmesiyle ilgili 2007 yılında yaptığı çalışmalar bu makaleyle daha çok ilişkilidir. Biz onun yaklaşımının en az iki nedenden ötürü görüntüleri açıklamada etkili olduğunu düşünüyoruz.

İlk olarak sergileme ve görme anlama aşamasında oluşturan ilişkiyi anlamak için ikonik teoriden yararlanacağız. Özellikle de görüntüler, izleyicilerle kendileri arasında nasıl bir ilişki kurar sorusunu yanıtlayabilmek için. Bu nedenle görüntülerin gücünü ciddiye almak ‘‘Bredekamp’’ yaklaşımının bir erdemidir. Söz eylem teorisinden yola çıkarak mecazi anlamda resimlerin insanlarla konuştuğunu ve onları ikna etme ve harekete geçirecek gücü içlerinde taşıma potansiyeline sahip olduklarını söyleyebiliriz. Bu nedenle imgeler/görüntülerle için ne abartılı bir söylemle gerçeğin yerine geçerler ifadesi kullanılabilir ne de bir nesnenin veya öznenin objektif temsilcileridir denilebilir.

İkinci olarak resimlerin ve imajların ikonik boyutlarının onların üslup ve sembolik formlarının nasıl yansıltıldığını anlamak için görselliğe dönüş gerekir. Bu makalede biz görüntülerin sembolik formlarını anlayabilmek için Panofsky tarafından yorumlanan ikonolojik metadoloji yaklaşımını önermekteyiz. İkonolojik yaklaşım bize görsel, ikonik ve söylemsel bir bağlam yaratıp yaratılan görsel güvenlik imajlarını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.

Time dergisi kapağı “Aisha”

Time dergisinin üç bölgesel sürümü vardır: Time ABD, Time Avrupa ve Time Asya. Derginin toplam dolaşım sayısı yılda 5.2 milyon kopyadır. (Time Avrupa 555.000, Time Asya 275.000) New York’ta 1923 yılında kurulan Time, siyasi açıdan dengeli bir dergi olarak kabul edilir. Dünyanın en saygın haber ve politika dergilerinden biridir. Dergi kendi reklam kampanyalarında isminin The Intentional Magazine of Events (Olayların uluslararası dergisi) deyişinin kısaltılması olduğunu belirtmiştir.

2010 yılı Temmuz ayında burnu ve kulakları kesilmiş genç bir Afgan kadının resmi Time dergisinin kapağı olarak yayınlandı. Afganistan ve Pakistan Time muhabiri Aryn Baker genç Afgan kadınların içinde bulundukları zor koşulları açıklamak için Ayşe’nin durumunu bildirdi. Ayşe bir köle gibi eşi ve ailesi tarafından kullanılıyordu. Ayşe Afganistan kaçmaya çalışırken yakalandı ve Taliban jürisince kocasının ailesi tarafından fiziksel cezalandırılmaya mahkum edildi. Ayşe’nin bireysel hikayesi çok ses getirdi ve ABD’nin stratejisi doğrultusunda Karzai hükümeti ve Taliban güçleriyle yapılan görüşmeler ivme kazandı. ABD askerlerinin Afganistan’da bulunmasının meşruiyeti Taliban üyelerinin kadınlara yönelik kötü muamelesi ve insan hakları ihlalleriyle arttı. Taliban’ın kadınlara yönelttiği şiddet açısından kendilerinin kötü şöhretlerinin artmasına neden oldu. Kasım 2010 yılında Afganistan cumhurbaşkanı Hamid Karzai, Lizbon’daki Nato Zirvesi’nde ittifaka üye ülkelerin liderleriyle bir araya geldi ve Nato ile uzun süreli güvenlik işbirliği anlaşmasını imzaladı. Nato genel sekreteri, ittifakın Afganistan’da işleri bitene kadar kalacakları yönünde açıklamalar yaptı. Aryn Baker, kadınların günlük yaşamları üzerinde ülkenin dört bir yanını sarmış Taliban üyelerinin nasıl yıkıcı bir etkisi olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Afganistan parlamentosu sözcüsü ve milletvekili olan kadın hakları aktivisti Fawzai Koofi işe ve okula gitmek isteyen kadınların kurban edildiğini veya şiddete uğradığını birçok kez belirtti ve rapor etti. Taliban üyelerinin meclise döndüğü takdirde kadınların anayasal haklarının garanti edilmesinin tehlikeye gireceğinden korktuğunu söylemiştir.

ABD tarihinde devlet kademelerinde en üst seviyeye ulaşmış kadın, ilk temsilciler meclisi başkanı Nancy Amanpour ile röportajları esnasında başkan ilk kez Time dergisi kapağıyla karşı karşıya kalmıştır. O an röportaj için önemli bir an olmuştur. Bu fotoğrafın yarattığı etkinin aynısı National Geogragraphic kapağında yer alan zümrüt yeşili gözlü Afgan kızda da hissedilmiştir. Time dergisi kapağının bu nedenle taklit olduğu konuşulmuştur. Afgan kız Sovyet ordusu işgaline karşı Afgan halkının görüş ayrılığının bir ifadesi olarak yorumlanırken, Ayşe’nin fotoğrafı da ABD’nin Afganistan’daki varlığını devam ettirmesi gerektiğinin bir kanıtı olarak görülmüştür. Siyasi bir dergi olan Time bu bağlamda siyasi olayların bir simgesi olarak görülür ve bu anlamda en etkili haber ağlarından biridir. Time dergisi editörü Richard Stengel bu fotoğrafın ABD güçleri tarafından güçlerinin Afganistan’daki misyonun devamı üzerine yapılan tartışmaların merkezinde yer aldığını vurgulamıştır. Fakat bu fotoğrafı kapak yapmalarındaki amaçlarının ABD’nin halihazırda yürüttüğü savaşa destek vermek olmadığını,Taliban rejimi tarafından mağdur olan kadın gerçeğini yansıtmak olduğunu söylemiştir. Gazete çalışmalarının bazı önemli ve etik yönlerini göstermesine rağmen bu fotoğraf yarattığı tüm tartışmaların ötesinde kadın bedenine yöneltilen bir tehditte bizim üstlenmeye çalıştığımız misyon üstümüze düşen toplumca belirlenen görevler ve kadın bedenine bir nesne olarak koruma isteğimizi de göstermiştir.

Time Dergisi – Afgan Ayşe
Time Dergisi – Afgan Ayşe

Laura Bush’un kadın hakları ve saygınlığı için teröre karşı savaş sözü hayli ikircikli ve hassas bir ilişkiyi ifade eder. Son yıllarda feministler ve uluslararası ilişkiler uzmanları, teröre karşı savaş sloganını çevreleyen cinsiyet söylemlerine ilgi duymuşlarıdır. Bu nedenle cinsel şiddet, insan kaçakçılığı kadın haklarının korunması gibi konulara karşı insanların ilgisi ve farkındalığı arttı. Örneğin; Hansen, Pakistan’da cinsel istismara maruz kalan kadınların sessiz kalmadıkları takdirde sadece kendilerinin cezalandırıldığını gözler önüne sermiştir. Christine Masters da çalışmalarında savaş ve terör hallerinde kadınların kendilerini nasıl sessiz kalmak zorunda hissettiğini açıklamıştır. İsimsiz ve yüzleri görünmeyen bu kadınlar savaşın içinde pek çok yıldırma politikasıyla zaten savaş halindedir. Birçoğumuz için tahmin edilebilir olan bu durum Ayşe’nin burunsuz fotoğrafının Time dergisinin kapağında görüldüğünde şüphe edilmeksizin ya da üzerine düşünülmeksizin resmin benimsenmesine bu duruma neden olanlara öfke duyulmasına neden olmuştur. Bu fotoğrafın insanlarda yarattığı duygu, adaletin yerini bulması gerektiğine dair inanç Ayşe’ye bunu yapanların cezalandırılması gerektiği dolayısıyla büyük bir öfkedir. Bu öfke ve inanç ABD-Afganistan savaşıyla özdeşleştirilip bu misyon ABD ordusuna atfedilebilir. Ayrıca Time dergisi kapağında Ayşe’nin resminin altında yazan yazıda dikkat çekicidir: What Happens If We Leave Afghanistan. Bu cümle Afganistan’dan kaçmaya çalıştığı için burnu ve kulakları eşi tarafından kesilen Ayşe’yi anlattığı gibi ABD ordusunun Afganistan’dan çekildiği takdirde olabilecekler anlamına da gelebilir. Dolayısıyla, Afganistan’daki tüm kadınların korunmaya muhtaç olduğu sonucunu doğurur.

Görüntünün etki alanı daha geniş olacağı için, dünya üzerindeki tüm kadınların korunmaya muhtaç olduğu sonucu da çıkartılabilir. Bu durumda meşru kılınmaya çalışılan bir askeri operasyon ahlaki hiyerarşi yaratıp ataerkilliği de daha güçlü kılabilir. Batı’nın Doğu’yu ötekileştirmesinin yanı sıra doğruluk ve iyilik için savaş, adalet için Afganistan’daki mücadeleye davam gibi söylemlerle de siyasi yetkililer kendi haklılıklarını ispat etmeye çalışmışlardır. Laura Bush gibi birçok siyasetçi terörizme karşı mücadeleyi kadın hakları ve onuru için yapılan mücadeleye benzetir veya ikisini aynı görmüştür. Bu nedenle Ayşe’nin resmi sembolik bir anlam ifade etmektedir. Orijinal fotoğraf 2010 yılında Dünya Basın Fotoğraf ödülünü kazandı ve Afganistan’daki savaşın bir simgesi olarak hatırlanacak. Ayşe ABD’ye getirildikten kısa bir süre sonra burnu Los Angeles plastik cerrahi uzmanları tarafından yeniden yapıldı. Ameliyattan sonra ABD medyası onun ve ailesinin hikayesini defalarca kez kanallarına ve gazetelerine taşıdı. Time dergisine göre Ayşe’nin babası Afgan polis güçleri tarafından tutuklanmıştır.

Bu makale, görüntülerin otomatik aktivitesini/kendiliğinden harekete geçiren gücü sanat tarihçisi Horst Bredemkapt ve Panofsky’nin çalışmalarından yararlanarak hazırlanmıştır. Horst ikonik eylemi hareketin özne ve nesne arasındaki karşılıklı etkileşimi olduğunu vurgular. İkonolojinin amacı tarihsel ve toplumsal bağlamda görüntülerin sembolik formunu yeniden üretmektir. Bu makalenin amaçlarından biri güvenlik politikaları doğrultusunda güçlü ontolojik dışavurumların bireylerin üzerindeki etkisinin yeniden ele alınmasıdır. İmgelerin güçlü etkisiyle siyaset dile gelebilmekte, bireyler üzerinde iz bırakabilmekte ve onları harekete geçirebilmektedir. Bir görüntü, imge, bu potansiyele sahiptir. Ancak her zaman böyle bir etkiye yol açacak diye bir kaide yoktur. İkinci olarak Time dergisi analiziyle cinsiyetin ve bedenlerin nasıl imaj olarak kullanıldığıdır. Bu hayli ikonik bir eylemdir. Butler’ın söylediği gibi toplumsal cinsiyet bir gerçek değildir. Çünkü çeşitli eylemler cinsiyet fikrini oluşturur. Ve inşa eder bu eylemler olmadan cinsiyet yoktur. Üçüncüsü kadın bedeninin savaşı meşru kılmak için nasıl çok güçlü bir siyasi araç olarak kullanıldığının açıklanmasıdır. Bu sayede iyi Amerika veya iyi Amerikan vatandaşı imajı restore edilmiştir. Sadece Time dergisi kapağındaki fotoğraf değil, Felluce’de insan hakları ihlallerine karşı yürütülen kampanyalar, Abu Graib cezaevlerinde tutuklulara yapılan işkenceler de bu imajın güçlendirilmesine katkıda bulunmuştur.

Sonuç olarak biz güvenlik ve görsellik arasındaki bağlantıda daha fazla teorik, metadolojik ve ampirik yani semboller üzerine üç boyutlu düşünebilmeliyiz. Ayrıca ikonoloji, göstergebilim, söylem analizi, psikanaliz, içerik analizi güvenlik çalışmaları ve uluslar arası ilişkiler çalışmaları açısından daha ciddi şekilde ele alınmalıdır. Cinsiyet ve duygusal özdeşlik, beden ve acı, kolektif benlik ve bireysellik arasındaki ilişkiye dikkat etmek gerekir. Çünkü bu kavramlarla ilişkilendirilen imgeler harekete geçmenin en kısa meşru kılınmış yolu olabilir.

Yazan: Axel Heck, Johannes Gutenberg University ve Gabi Schlag, Goethe University
Çeviren: Belce Örü
Kaynak: European Journal of International Relations, 2013, 19: 891

Please complete the required fields.