Site icon Düşünbil Portal

Hobbes’a göre iyi ve kötü ile egemen devletin anlayışı arasındaki ilişki

Paylaş

Hobbes’un Leviathan’ı siyaset felsefesi üzerine yazılan –belki de tek- İngilizce başyapıt olarak görülüyor. Her ne kadar ben de buna katılsam da Hobbes’un argümanlarında bir takım problemler var gibi gözüküyor.

İyi ve Kötü

Hobbes’a göre “iyi” ve “kötü”, “istenilen” ve “istenmeyen” ile eş anlamlı. Sevmediğimiz şeye kötü deriz, bunun sebebi ise söz konusu şeyin sonuçlarının kötü olacağına dair inancımızdır. Yani kötülük şeye içkin değildir. Aynı şekilde, ya keyif verici bulduğumuz ya da güzel şeylere sebep olacağına inandığımız şeylere iyi deriz. Hobbes evreni, maddesel bir hareket olarak tanımlıyordu dolayısıyla iyi dediğimiz şeyler de içimizde bir takım hareketlere sebep oluyor. Bu harekete biz “zevk” diyoruz.

Olaylara, kavramlara verdiğimiz tüm tepkiler isteklerimiz ve rahatsızlıklarımız üzerinden temelleniyor. Örneğin acıma duygusunun sebebi, bir insanın acı çektiğini gördüğümüzde aynı şeyin bizim başımıza gelmesi ihtimalini fark etmemiz. İnsanlar zalim davrandıklarında ise söz konusu şeyin asla kendi başlarına gelmeyeceğine inanıyor.

Daha da önemlisi, bir şeylerin iyi ya da kötü diye yaftalanması kişinin ya da egemen devletin anlayışına bağlı. Eğer belli bir egemen görüş yoksa, bireyler kendi kararlarını vermek ve kendi doğru/yanlış anlayışlarını uygulamak zorunda kalırlar. Yani, uyuşturucu bağımlısı biri yaşlıları dövmeyi doğru kabul edebilir ve bundan zevk alabilir ya da mutlu olmasını sağlayacak –uyuşturucu gibi- bir şeye ulaşmak adına bu eylemini araç olarak kullanabilir. Eğer belli bir iktidar yoksa, belirli bir yasa da yoktur ve kimse bu davranışın ahlaksızca olduğunu söyleyemez. Herhangi bir otoritenin olmadığı savaş durumunda hırsızlık ve kaba kuvvet belli başlı erdemlerdir.
Bir düşünün, bir çoğumuz yaşamı, umutlarımızı tatmin edebilirliği üzerinden yorumluyoruz. Arzularımız, isteklerimizi ölçüp tartarak getirdiğimiz en son form aslında. Uyuşturucu bağımlısı uyuşturucu ister, uygun kaynakları ve muhtemel riskleri göz önünde bulundurarak ya amacına uygun davranır ya da bunun imkansız olduğuna karar verir.

Arzularımızı tatminde sürekli bir başarı aslında hepimizin istediği. Mutluluk dediğimiz şey bu. Bizler de, tıpkı evren gibi, sürekli hareket halindeyiz, ölene dek hem isteklerimiz hem de korkularımız olmaya devam edecek. İstediğimizi elde edip, korktuğumuz şeylerden uzak durabildiğimiz sürece mutlu olacağız.

Neden Egemen Devleti Kabul Edelim?

Herkesin kendisi için iyi ve kötü olanı belirleme hakkına sahip olduğu ve kendi isteklerini gerçekleştirmeye kalktığı durumda, çok korkunç sonuçlar ortaya çıkacaktır, diyor Hobbes. O, biz insanların hem zihinsel hem fiziksel olarak neredeyse eşit olduğuna inandı. Kendimizi beğendiğimiz için kendimizi diğerlerinden daha zeki görüyoruz ve arkadaşlarımızı yalnızca fikirlerimizi kabul edenler arasından seçiyoruz. Farklılıklar, kişinin bir başkasını isteklerine ulaşmak adına kullanmasına engel değil. Örneğin, yaşlı biri dinçliğini kaybetmiş olabilir ama belki de tüfek kullanmayı bilmeyi, kendisini ve varlığını garanti altına almak adına bir uyuşturucu bağımlısıyla yaşadığı bir kavgada kullanabilir. İnsanlar arzularını tatmin etmek için başkalarını öldürebilir çünkü mutluluk arzuların tatminine bağlı ve dünyadaki bir çok kaynak sınırlı.

Bazı insanların yalnızca isteklerini elde etmek ile değil, yarışma içinde olmaktan da mutluluk duydukları göz önünde bulundurulursa durum daha da vahim bir hal alıyor. Elindekiyle mutlu olmayı bilen insanlar bile böyleleriyle karşılaştıklarında tiranlar gibi zalim davranmak zorunda kalıyor. İnsanlar saygı görmek hatta mümkünse otorite olarak kabul edilmek istiyor. Bu istek bile kargaşa ve çatışma yaratıyor.

Emeğin karşılığının alınacağının garantisi olmasa kimse çalışmaz ve medeniyet diye bir şey kalmaz. Dahası, sürekli bir korku durumunda oluruz. Güvenliğin olmadığı bir durumda insanın hayatı “… yalnız, ebleh, yoksul, vahşi ve kısa”dır. Hobbes insanların kötü olduğunu söylemiyor. Yalnızca devletin varlığında mümkün olacak yasaları çiğnemediği sürece arzuların da kötü olmadığını söylüyor.

Arzularımız ve rasyonalitemiz bizi bu korkunç durumdan koruyor. Ölmek istemiyoruz, çalışarak mutluluk elde etmek istiyoruz. Dünyayı kendimizce yargılamak ve bu yargılara göre davranmak özgürlüğü herkesin sahip olabileceği türden bir özgürlük değil, zira bu büyük bir kaos yaratacaktır. Dolayısıyla herkes iyi ve kötüyü belirleme özgürlüğünden vazgeçip bunu, bizim mutluluğumuzu sağlamak için çalışacak belirli bir otoriteye bırakmalıdır.

Hobbes’un argümanı genelde yanlış anlaşılıyor. O, insanların sıradan bir şekilde otoriteye boyun eğmek isteğinde olduklarını düşünmüyor. Bu herkesin aynı anda kabul edeceği ya da topluca reddedeceği tarzda bir fikir. Otoriteyi sağlamanın bir çok yöntemi var, bir kısmı güç dahi içeriyor ama ne olursa olsun otorite kabul edilmelidir. Hobbes dahi devletin illaki bir hükümdar gerektirdiğini söylemiyor. Meclis, parlamento, ya da kurul bile devlet için yeterli olabilir, tabi yalnızca söz konusu meclise herkesin üye olması koşuluyla. Otoriteyi kabul etmemizin sebebi fiziksel güven isteği ve hayatımızı koruma yolu bulmak. Kimse kendini daha güçsüz ya da daha yıkılmış hissetmek istemez. Hobbes otoriteye çok fazla güç tanıyor gibi gözükse de toplumunu da hakkını arayan, otoriteyi zorlayan insanlardan oluşturuyor.

Göreceli ve Mutlak İyi ve Kötü

Hobbes’un argümanındaki asıl problem akılla alakalı ve biraz da tutkularla.

Doğa durumunun acılarından ve sıkıntılarından kurtulmamız, akıl ve tutkuların ortak çalışmasıyla sağlanabilir. Hiç kimse ölmek istemez. Fakat summum bonum –mutlak iyilik- olmayan yerde summum malum –mutlak kötülük yani ölüm olmaz. Bir başka deyişle, otoriteye ihtiyaç duyuyoruz. Akıl, otoritenin/devletin parçalara ayrılamayacağını söyler aksi takdirde ayrılan kesimlerde çatışma çıkacak ve bu da iç savaşa sebep olacaktır. Aklımız ayrıca, otoritenin sınırlandırılamayacağını söyler çünkü sınırlar konusunda da yine anlaşmazlıklar çıkacaktır.

Hobbes’un argümanı da söz ettiği problemler de oldukça karmaşık. Hobbes’a göre, İngiliz İç Savaşı’na katılan biri, ne devletin sınırlandırılamayacağını anlamıştır ne devletin bölünemeyeceğini ne de kralın halkın temsilcisi olduğunu. Yine de savaşanlar aptal değildi, Hobbes’un argümanını reddeden John Locke da aptal değildi. ABD Anayasası’nın taslağını hazırlayanlar her ne kadar siyaset felsefesi hakkında bilgili de olsa, otoriteyi sınırlamanın ne gibi sonuçlar doğuracağını anlayamamıştı. Kurucu babalar, anayasanın onuncu maddesinde oldukça açık olduğu gibi, egemenliği bölmek istemişlerdi ve Hobbes’un argümanlarını anlayan ve kabul eden biri için bu adımı savaşın takip etmesi kaçınılmazdı. Ama Madison, Jefferson, Hamilton ve diğer hepsi harika adamlardı. Ama anayasayı belirleyen insanlar nasıl böyle bir hata yapar ve herkes bunu nasıl kabul eder?

Bu düşünceler bizi Hobbes’un iyi ve kötü anlayışındaki büyük sorunlara götürüyor. Otoritenin kuruluşunu mümkün kılan birçok şey olmasına rağmen aynı zamanda zorlaştıran birçok etken de var. Olayların sebeplerini anlayabilmek, ikramlar karşısında müteşekkir olmak, uyumlu davranmak, herkesi eşit görmek gibi şeyler huzur ortamının oluşumunu sağlar. Aklımız sayesinde bunları anlayabiliyoruz. Tutarlı zihin ise kötü kitapların, örgütlenmiş inançların, batıl inançların ve abartılı tutkuların (gurur gibi) tehlikelerini görmemizi, bu gibi şeylerin neden huzuru bozduğunu anlamımızı sağlar.

Zorlukların sebebi ise insanların bunu anlamamış ya da kabul etmemiş olmaları. İnsanlar mantıksız davranma eğilimindeler. Birçok kişi Hobbes’un huzur için önerdiği yönetim biçimini de onaylamıyor. Ama Hobbes bunun sebebinin insanların yeterince düşünmemesi olduğunu söylüyor. Herkes evini kum üzerine inşa edebilir ama bunun arkasında aklın olduğu düşünülemez. Elbette akıl siyaset felsefesine olduğu gibi ev inşasına da uygulanabilir. Hobbes’a göre, fakirler düşünecek yeterince boş zaman bulamadıkları için, zenginler de umursamadıkları için siyaset felsefesi toplumca anlaşılamıyor, ama sebepleri ne olursa olsun bu tutarlı gözükmüyor.

Öyleyse, iyi ve kötü hakkında hiçbir öznel yargı yapılamayacağı çıkarımında bulunabiliriz. Kimin ne düşündüğüne bağlı olmadan, huzur sağladıkları için bazı şeyler mutlak iyi olarak kabul ediliyor. Normal bir ölüm korkusu, refah içinde bir yaşam sürmeyi sağlayacak şeyler istemek, Hobbes’un fikirlerini anlamak konusunda yardımcı olacak düşünebilme yeteneği gibi şeyler, bir otorite bulunmadığı durumlarda dahi mutlak iyi olarak kabul ediliyor. Aynı şekilde, insanın düşünme kapasitesini düşüren şeyler de kötü görülüyor. İçki içmek, bazı ilaçların kullanımı, kavga etmek ve sabırsızlık gibi şeyler ise koşulsuz olarak kötü. “Sarhoşluk, ya da benzer huysuzluklar akla uygun değildir” demese de, yalnızca belirli kişilere zarar veren şeyler oldukları için de kendi siyaset felsefesiyle aynı paralelde olmadığını söylüyor Hobbes.

Kusmanın yararlı olduğuna inandığı için yılda bir defa sarhoş olduğu söylenir Hobbes’un. Dolayısıyla, kişinin kendisini düzenli olarak sarhoş etmesinin sonuçlarını görmekte çok da başarılı olmaması şaşırtıcı gözükmüyor. Tamamen kişisel gözüken olaylar bile, -Aristoteles’in çok iyi bildiği gibi- herkesi etkileyecek sonuçlara yol açabilir. Kısacası, iyi ve kötünün tamamen öznel yargılara bağlı olmadığını söyleyebiliriz. Eğer kişi düşünce kabiliyetine zarar verebilecek şeyleri doğru bulup, bunlara dahil oluyorsa o kişiler için mutluluk imkansızdır. Bazı şeyler ise kimsenin düşüncesine bağlı olmadan, hiçbir otoritenin yasaklamasına bağlı olmadan mutlak olarak kötüdür. Yani huzur, insanların sarhoş edici maddelerden uzaklaşıp Leviathan’ı okumasıyla elde edilecektir.

Yazar: Craig Ross
Çevirmen: Şebnem Ertan
Kaynak: Philosophy Now, Sayı 54, syf. 30-31


Paylaş
Exit mobile version