Düşünbil Portal

İlk kadın psikanalist Lou Andreas-Salomé’dan depresyon ve yaratıcılık üzerine

Lou Andreas-Salomé (1861-1937)

Paylaş

Şiirsel çalışma en çok türlü umutsuzluklardan ortaya çıkmıştır.

Olağanüstü bir entelektüeliteye ve yaratıcı potansiyele sahip bir kadın; Rusya doğumlu yazar Lou Andreas-Salomé (12 Şubat 1861- 5 Şubat 1937). Nietzsche de dahil olmak üzere Avrupa’nın en ünlü düşünürlerinden bazılarına ilham perisi olmuştu. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt’te Lou Andreas-Salomé’dan ilham almıştır. Elli yaşındayken halihazırda bir şair ve filozof olan Andreas-Salomé, Freud’dan eğitimini alarak dünyanın ilk kadın psikanalisti oldu. Hayatındaki, belki de en önemli ilişkisi şair Rainer Maria Rilke ile oldu. Rilke onun gençliğiyle sarhoş olup zarif aşk mektupları yazdı ve şiir kitabı The Book of Hours’u ona adadı.

Rainer Maria Rilke
Rainer Maria Rilke (1875-1926)

Hannah Arendt ve Martin Heidegger gibi, romantizm sona erince hayat boyu arkadaş ve entelektüel bir çift olarak kaldılar. Andreas-Salomé, Rilke’nin en büyük sırdaşı ve birçok yönden en büyük etkileyicisi olmuştur.

Onların ilişkilerindeki en güzel şey, bu yakınlığın onların yaratıcı ruhlarının girişimleri ve başarıları etrafında olmasıydı; bu Rilke and Andreas-Salomé: A Love Story in Letters’da tekrar tekrar ortaya çıkar. On yıllar süren derin şiirsel yazışmaları, Andreas-Salomé’un ilişkiyi zihin ve beden arasında yaşadığını gösteriyor.

1914 yazından bir mektubunda; Rilke, depresyon ve yaratıcılık sendromu ile birlikte giderek artan öfkesi ile başa çıkamamasını Andreas-Salomé’a itiraf eder. Rilke, kahreden ve çaresizleştiren duygusal geçirgenliği bulur; hücrelerine kadar yayılmış bu ızdıraplı durum tamamen kontrolden çıkmış gibi hissettirir ve o dünya bize açılır:

Bir zamanlar Roma’da bir bahçede gördüğüm küçük anemon gibiyim; gün boyunca o kadar geniş açıyordu ki gece olunca kapanamıyordu. Onu karanlık çimenlerde, çanak yapraklarına kadar apaçık halde görmek berbat bir histi, çılgınca açılmış bir haldegecenin bitip tükenmezliğine akıyor gibiydi… Hislerim bana sormadan davetsiz olan her şeye bağlanıyor; nerede bir ses duysam o sese kendimi veriyorum, bir kez uyarıldım mı, o uyarıcı ile devam etmek istiyorum, yani kalben sonsuza kadar rahatsız edilmek istiyorum. Böyle bir teşhirle halkın içinde var olmak içimdeki yaşamın sürgün olması gibi bir şey, en içteki bölgesine çekiliyor ve insanların kuşatma altında yaşaması gibi yoksun ve daimi bir endişe ile yaşamına devam ediyor. Ve bu durmaksızın yaşanan dışa bağımlılık ve içsel varoluş arasında, daha da hiçbir şeye ulaşamıyorum. Sağlıklı hislerin gerçek evi; boş, terkedilmiş, temizlenmiş, davetsiz ortadaki bölge, aynı zamanda bunun tarafsızlığı, doğanın ve insanların iyiliğinin benim için neden boşuna olduğunu açıklıyor.

Lou Andreas-Salomé cevap olarak, biraz mantığa aykırı ama büyük ölçüde anlayışlı bir avuntu sunar. Bu duygusal gözeneklilik, umutsuz bir çaresizlik getirir ve aynı zamanda yaratıcı olarak kendini ifade etmenin kaynağını yaratır. Kanıtı ise Rilke’nin ızdırabından doğan muhteşem söylemlerdir. Lou Andreas-Salomé şöyle yazar:

Sürekli olarak hasta ve perişan haldeyken bile yaşadıkların için ifadeler buluyorsun ve bu ifadeler onlara verdiğin özgün biçimler, içinde bir yerlerde seninle birlikte hareket etmeseler imkansız olurdu, bu uyumu yaşamak, yaşadığın bu kopukluk; içinde bir dürtü dışarıya kaçarken bir diğerinin içeriye saklanması gibi, aralarında ise sadece boş ve çölleşmiş bir orta bölge. Senin bu halini tane tane ifade ettiğin bu sözler, ve bu pasaj, örneğin anemon hakkında olan -eğer işe yaramazsa bir hiçtir- senin içindeki en derin birliktelikten geliyorlar.

Andreas-Salomé ekler:

Şiirsel çalışma en çok türlü umutsuzluklarla ortaya çıkmıştır. Kesinlikle, umutsuzluk dışında ortaya çıkarsa eğer, umutsuzluk böyle bir şiirsel sentez için yeterli değil demektir; başka bir aykırılık olmalıdır, öyle değil mi? Senin kendi bilincine kendin böyle görünüyor, bilincin tıkanıklığın nerede olduğunu kendi kendine buluyor ve bu yüzden bu anlarda bir birliktelik yok, tekrar tekrar görünüyorlar. Sen bu birlikteliğin yokluğunu çekmediğin için kendi oluşunu düşünüyor ve hissediyorsun; tıkanmış bir kişi olarak acı çekiyorsun ve bu bir parçaçık mutluluk takılıp kalmış bir şekilde senden saklanıyor. Bütün gerekçeler alıkonulmuş bir şekilde seninle olduğu halde ve kendilerini açıklayabilecekken bile, senin gibi mutluluk taşımayan bir kişi, senin yazdığın gibi anemon hakkında yazamaz (bu bilinçlilikle olacak bir iş değildir!).

Lou Andreas-Salomé’un tesellisinin özündeki düşünce; yaratıcılık sendromunun yokluğundan ziyade, varlığı yaratıcılık için bir kanıttır. Lou Andreas-Salomé şöyle yazar:

Bu aslında hiçbir şeyi değiştirmeyebilir. Hele bir kişinin, diğerinin duygu ve düşüncelerinden haberi yoksa; ama kanıt hala gerçektir ve mevcut önemini korumaktadır. Bir şekilde, bilinçsiz bir uzuv aynı korkuyu, ampute olan gibi karıştıramaz. Felç, belki de her an çözüme ulaşacak süreç ile bağlantılıdır ve bu gıda ve beslenme vb. gibi akışları tıkamaz.

Çeviren: Meltem Çetin Sever
Kaynak: Brain Pickings


Paylaş
Exit mobile version