Sosyal medya, iyiymiş gibi davranan mutsuz ve yalnız insanlarla ve iyi olan fakat mutsuzmuş gibi davranan ilgi arayan insanlarla dolu…

Hepimiz, Pinterest kullanıcılarının gerçek dünyadaki sosyal temasları arzu etmediğini biliyoruz. Onlar sıçan deliği gibi bir odada tek başlarına oturup, ölmeyi bekleyip, sonsuz bir sanal karalama defterine Audrey Hepburn fotoğraflarını yapıştırmayı tercih ediyorlar.

Apaçık Ortada Üniversitesi’nde ya da bu sefer Pittsburgh Üniversitesi’nde yapılan son araştırmalar, bizi sosyal medyanın kendimizi yalnız hissettirdiği konusunda uyardı. Aman, ne büyük bir atılım!

Davet edilmediğin bir ev partisine ait 10, 20, hatta 30 hovarda Facebook fotoğrafını görmenin sende tüm pazar günü varoluşsal kaygılara neden olacağını nereden bilebilirdik? Ya da Instagram’da düzgün bir şekilde kırpılmış, yalın bir şekilde filtrelenmiş arkadaş gruplarının fotoğraflarını görmenin çoğu insanın kendisini yalnız hissetmesine neden olacağını bilebilir miydik?

Kim Twitter’da ufacık bir görüş ayrılığının bile Twitter’ın bahşettiği sosyal bağlantıyı yok ettiğini fark etmedi ki? Örneğin konu özellikle Brexit ya da Ulusal Sağlık Hizmetleri olduğunda. Bunu hepimiz fark ettik. Hatta artık modern bir fenomen haline gelmiş olan internetten çekilmenin ve “dijital detoks” yapmanın sebebi de tam bu yüzden. İnsanların sentetik mutluluğunu görmek bizi acınası hale getiriyor ve biz de böyle bir tepkiye başvuruyoruz.

Yine de Pittsburgh Üniversitesi’ndeki araştırmacılar yaşları 19 ile 32 arasında olan 1787 yetişkini 11 sosyal medya sitesi kullanımı üzerine incelediler. Kullanılan siteler: Facebook, YouTube, Twitter, Instagram, Pinterest, Google Plus, Snapchat, Reddit, Tumblr, Vine ve LinkedIn.

LinkedIn’de kimsenin kendini yalnız hissetmeye izinli olmadığı inancımı biraz beklemeye alacağım. LinkedIn’in tüm amacı zaten sizi 2003’ten kalma eski arkadaşlarınızla bir araya getirmek. Pinterest de bu şekilde. Hepimiz, Pinterest kullanıcılarının gerçek dünyadaki, sosyal temasları arzu etmediğini biliyoruz. Onlar sıçan deliği gibi bir odada tek başlarına oturup, ölmeyi bekleyip, sonsuz bir sanal karalama defterine Audrey Hepburn fotoğraflarını yapıştırmayı tercih ediyorlar.

Bütün bu lafları bir kenara bırakırsak, araştırmacıların bulduğuna göre bahsedilen bu 11 sosyal medya sitesine girenler eğer haftada 58 defadan fazla giriyorlarsa, haftada 9 defadan az girenlere kıyasla, 3 kat daha fazla yalnızlık hissetmeye meyilliler.

Keşke haftada 58 defa uzun bir süre gibi gelseydi. Ancak açık olmak gerekirse, benim de dahil olduğum büyük bir İngiliz nüfusunun 58 sosyal medya taraması sabahları ‘Cruising with Jane Macdonald’ showunu tartışmakla geçiyor. Biraz Twitter’da oyalanmak, biraz Instagram stalklamak, biraz da Whatsapp gruplarıyla yapılan sohbetlerle birleştiğinde günüme heyecan, entrika ve dedikodu katıyor. Ayrıca bunların hepsini tuvaletten ve buzdolabından daha uzağa gitmeyerek yapıyorum. Açıkçası bu yaptığım A sınıf bir suçlunun yaptığı hareketlerden bir kademe daha az.

Pittsburgh üniversitesi Tıp Okulu profesörü Brian Primack “Bizler içsel olarak sosyal canlılarız; ama modern hayat bizi birbirimize yakınlaştırmaktan daha çok bizi bölüyor.” diye açıklıyor. “Her ne kadar sosyal medya bizim sosyal boşluğumuzu dolduruyor gibi gözükse de, bana kalırsa bu araştırma sosyal medyanın bunun için aradığımız çözüm olmadığı yönünde.” diye ekliyor.

Modern zamanların en büyük ikilemi belki de sosyal medyanın nasıl “gözüktüğü” ile ilgilidir. Bizi zihinsel açıdan oyalıyor gibi gözüküyor. Kendi kişisel markamızı oluşturmamıza yardım ediyor. Bizi güncel arkadaşlık dramalarının içine fırlatıyor. Fakat bizi asla gerçekten ‘yalnız’ bırakmıyor.

Aslında insan varoluşunun tüm hayati yönlerini daha güçlenderiyormuş olarak gözükse de, bir zamanlar Morrissey’in demiş olduğu lafı unutmamak gerek; “Eğer bu kadar eğlenceliysen neden bu gece tek başınasın?” Hala günümüzü anlatan bir cümle.

Sosyal medya, yani ‘büyük birleştirici’ olmadan yaşamış olan her birimiz kaybettiğimiz şeyleri biliyoruz. Facebook’tan önce FOMO* diye adlandırdığımız şimdi haftasonlarımızı kabusa çeviren his daha azdı. Yine de vardı, evet, ancak bizi depresyonun ucuna kadar kovalamıyordu.

Tüm anneler gününe özel ‘Hadi benim evlatlarıma bakın’ ilgi avı özellikle aynı şekilde daha azdı. Periscope’ta hiçbirimizin mükemmel yılbaşları da görüntülenmiyordu. Instagram ve Reddit öncesi kültür, müzik ve politika hakkında birileriyle konuşmak için güzel kıyafetler giyinip bir yere yolculuk yapıp bir barda ya da mekanda bir sürü insanla buluşmak gerekiyordu.

Daha fazla spontane dışarı çıkılıyor, bar gezmeleri ve pizza geceleri yapılıyordu. Umrumda olmayan bir sürü insan görüyordum, ama buna rağmen insan görüyordum. Hem arkadaşlarımın gerçekten nasıl olduğu hakkında daha doğru hislerim vardı. Bana öyle geliyor ki, sosyal medya iyiymiş gibi davranan mutsuz ve yalnız insanlar ile iyi olup mutsuz gibi davranan ilgi arayanlarla dolu…

Tabiki, Internet hakkında söylenen her şeyde, “buralar eskiden bostandı” der gibi bir hava var. Gelecek nesillere düşen görev sürekli internet ve sosyal medya bağımlılığına karşı gelmek. 2050 yılına kadar en aydınlanmış tipler, sürekli medya stimülasyonu ve dijital detoks arasında gidip gelen insanlar olacaktır diye düşünüyorum. Bunun yakın zamanda olacağına karşın umudum çok az.

Şu an geniş Dent ailesi içindeki tartışmalardan bir tanesi de playback bazlı sosyal ağ ‘Music.ly’. Bu, çocukları paylaştıkları 6 saniyelik klipler aracılığıyla birbirine bağlıyor. Bu kliplerde çocuklar Alvin ve Sincapları misali birbirlerine surat asıyor ya da birbirlerinin tüylerini düzeltiyorlar. İnsanın içini karşılıklı hayranlıkla dolduruyorlar. 

Tüm çocukluk yalnızlığı sürekli ve hiç bitmeyen bir ilgi, takipçi ve hatta şöhret arayışıyla değişiyor. Kabaca konuşmak gerekirse Music.ly’yi, çocukların sosyal medyasının Japon düğümü olarak tanımlayabiliriz: istilacı, zararlı ve kapsamlı bir sıkıntı ağı. Ama dediğim gibi, “buralar eskiden hep bostandı”.

*FOMO: ‘Fear of missing out’un kısaltması. Kaçırma korkusu diye adlandırabileceğimiz FOMO, özellikle genç neslin hafta sonu yaklaşınca duyduğu hislerden. Burada kaçırmak, bir nesneyi bir yerden kaçırmak olarak değil, yan anlamıyla bir treni, bir etkinliği kaçırmak olarak kullanılmıştır.

Yazar: Grace Dent
Çevirmen: Alp Seyrekbasan
Kaynak: Independent

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.