Site icon Düşünbil Portal

Metodik şüphe: Şüphe ediyorum, öyleyse varım

Paylaş

Denis Diderot “felsefeye doğru ilk adım şüphedir” derken, şüpheyi felsefî bir nosyon olarak ortaya koymuştur. Öyle ki “şüphe”, felsefenin doğduğu Antik Çağ’dan itibaren felsefenin –ister araçsal olsun, ister amaçsal– her zaman içindedir. Antik Çağ’da septisizm (ya da kuşkuculuk) akımı hâkim felsefî akımlardan birisi olarak bilinir. Genel itibariyle duyu organlarının aldatıcı ve değişken olabileceği fikrinden hareketle, epistemolojik ve ontolojik olarak her şeyden şüphe etmemiz gerektiğini savunan septisizm, Antik Çağ felsefesinin ardından yeterli ilgiyi görmüş sayılmaz (Orta Çağ’ın teolojik eksenli felsefesi düşünüldüğünde, bu eksenli bir felsefe geleneğinde “şüphe” gibi bir kavrama pek de yer yoktur). Fakat Modern Felsefe’nin kurucusu olarak anılan René Descartes, şüphe nosyonunu araçsallaştırarak, “metodik şüphe” ya da “Kartezyen şüphe” kavramını literatüre sokmuştur. Diderot’nun da bahsettiği gibi, Descartes’ta felsefe şüphe ile başlar; Meditasyonlar’ın ilk adımı olarak Descartes, öncelikle bildiği her şeyden şüphe etmektedir.

Descartes’ın Meditasyonlar’daki ilk amacı, felsefesini üzerine kurabileceği, sarsılmaz, açık-seçik ve en ufak şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte bir ilke bulabilmektir. Bu açık-seçik, kesin ilkeyi bulabilmek adına, bildiği ya da bildiğini zannettiği her şeyi, şüphe süzgecinden geçirmeye niyetlidir. Öncelikle zihninde hangi tür bilgilerin olduğunu tespit etmeye girişen Descartes, olgu önermeleri/empirik önermeler ya da matematik önermeler gibi “bilgi”lere rastlayacaktır. Olgu önermelerinden ya da matematik önermelerden şüphe duyulamayacak kesinlikte bilgiler elde edebilir miyiz sorusunu soran Descartes, bu önerme gruplarından üç nedenle, üç argüman yoluyla şüphe duyulabileceğini söylemektedir:

Öncelikle günlük hayat içinde şüphe duymayı aklımıza bile getirmediğimiz, fazlaca güvenmiş olduğumuz duyularımız aldatıcı olabilir, yani duyularımızın açık-seçik gibi görünen duyumsaması, yanılıyor olma ihtimâlini her zaman içinde barıdırır. İkinci olarak ise, bir rüyanın içinde olabiliriz. Descartes’a göre rüya ve uyanıklık arasında ayırt edilebilir, kesin bir fark yoktur; uyanık olduğumuzu zannettiğimiz zamanlarda da rüyada olabiliriz ve olgu dünyasında deneyimlediğimizi zannettiğimiz her şey, bizim rüyamızın bir parçası olabilir.Empirik önermeler, duyularımızın yanıltıcılığının ötesinde, topkeyûn gerçekten kopuk, bir rüyânın parçası olabilirler. Üçüncü olarak ise, her şeye gücü yeten bir “kötü niyetli cin” tarafından kandırılıyor olabiliriz. Matematik önermelerin kesinliğinden şüphe duymak pek aklımıza gelmez fakat her şeye gücü yeten bir kötü cin tasarlarsak, bu kötü niyetli cinin, zihnimizi ele geçirip bize bu önermeleri “doğru gibi” göstermesi hiç de ihtimâl dışı gözükmez. “Güçlü olduğu kadar da hilekâr bir aldatıcı cinin bütün gücünü beni aldatmak üzere kullandığını varsayacağım. Gök, hava, toprak, renkler, şekiller, sesler ve bütün harici şeylerin sadece birer… yanılsamalar olduğunu farz edeceğim” (Descartes, Meditasyonlar). Öyleyse, der Descartes, gerek olgusal önermeler, gerekse matematik önermeler şu an için şüpheye açıktır. Şüpheye açık olmayan, üzerine felsefeyi inşâ edebileceğim kesinlikte ve açık-seçiklikte başka bir ilke bulmalıdır Descartes…

Eğer olgusal önermeler ve matematik önermeler şüpheye açık ise, tüm felsefenin üzerine inşâ edileceği, açık-seçik ve şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ilke ne olabilir? Meditasyonlar’ın ikinci bölümünde Descartes, metodik şüphe yoluyla bir vargıya ulaşır: Evet, her şeyden şüphe edebilirim, fakat şüphe eden bir Ben’in varlığı şüphe götürmezdir. Ünlü “Cogito, ergo sum!”, yani “Düşünüyorum, o hâlde varım!” önermesi, en başta böyle okunmalıdır. Şüphe ediyorum, öyleyse varım! Şüphe götürmeyecek kesinlikte, sarsılmaz ve açık-seçik olan ilke, şüphe eden Ben’in ta kendisidir. Nihayet Descartes, zihnini şüphe süzgecinden geçirdikten sonra, felsefesini üzerine kuracağı temeli, şüphe eden, kaygılanan, düşünen, acı çeken ya da nefret eden Ben’de bulabilmiştir. Metodik şüpheyle varılan bu nokta, Descartes felsefesi için bir başlangıç noktasıdır; devam eden meditasyonlarda Descartes, en başta şüphe ettiği bilgilerin doğruluğunu da, Ben ve mükemmel Tanrı (1) üzerinden kanıtlamaya çalışacaktır.

Bugün için, Descartes’ın bir dizi meditasyon sonucu vardığı “Cogito, ergo sum!” ilkesi, genellikle yanlış okunmaktadır. Descartes’ın “düşünmek” ile kastettiği şey, aslında bir öz-düşünüm (2) sürecidir. Yani kendinden-şüphe yoluyla kendine varan bir süreçtir. Metodik şüphe bu yüzden değerlidir; kendisinden yola çıkarak kendisini kanıtlayan Ben, bunu ancak şüphe yoluyla gerçekleştirebilir. Şüphe, bir var oluş enstrümanına dönüşür Descartes’ta, hatta felsefedeki araçsal rolü bulanık bir amaçsallığa bile bürünmüş gibidir.

Dipnotlar:
(1)Mükemmel Tanrı Descartes’ın felsefesi için kilit roldedir. Ontolojik kanıt ile (Tanrı, tanımı gereği mükemmeldir ve mükemmel olan bir varlık var olmak zorundadır) Tanrı’yı kanıtlayıp, daha sonra mükemmel Tanrı’nın kendisini aldatmayacağını düşünerek empirik önermelerin ve matematik önermelerin güvenilirliğini ortaya koymaya çalışır.
(2)Descartes felsefesinde bu kavram kullanılmaz, Ben’in kendi kendisini düşünmesinden hareketle “yakıştırma” yollu bir kavramdır.

Kaynakça:
DESCARTES, Rene, Meditasyonlar, Say Yayınları, İstanbul: 2016.

Yazar: Ergin Aldemir

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.


Paylaş
Exit mobile version