Sorun; mutlu olmayı bilememek değil, mutsuz olmayı becerememektir. Yanılsamalarla yaşadığımız gerçeğini anlamaya başladığımızda asıl mutsuzluk kaynağımızın da ne olduğunu daha iyi idrak etmeye başlarız. Hep bir mutlu olma çabası içine giren ve her anında öyleymiş gibi davranmaya çalışan insandan daha mutsuzu yoktur sanırım. Anı yakala, bas, dondur ve paylaş. Kaydedilmiş sahte bir gülüşün yerini başka bir sahtelik fotojenisi alana kadar devam eden deklanşör hayatlar… Bu sorunsalı tanımlamak için öncelikle mutluluğun ne olduğunu bilmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bunu yaparken de birkaç disiplinin tanımlarından esinlenerek mutluluk fenomenini biraz açalım isterseniz.

Mutluluğu anlatmak için nöropsikiyatrinin imkanlarından yaralandığımızda bize şu açıklamayı yapar: Mutluluk hormonu serotonin hücreler arası iletişimi daha sağlıklı oluşturmaya ve bu iletişim ile kişilerdeki uykuyu, iştahı, öğrenmeyi, hafızayı, davranışları ve ruh halini düzenlemeye yarayan bir hormondur. Serotonin hormonu beyinden salınsa da sadece insan vücudunun bu kısmında üretilmez. Bu konuyu bir dahiliye uzmanına sorsak belki de mutluluğun mide ve bağırsaklar arasında gizlendiğini ve kişinin sindirim sistemi ile doğrudan ilişkisi olduğunu anlatırdı. Depresyonun ve anksiyetenin en temel sorunu olan devamlı sağlıksız bir ruh haline sebebiyet veren serotonin azlığı; tam tersi bir bakış açısıyla bir psikolog tarafından mutlu bir çocuğun, kendini gerçekleştirmiş bir yetişkine evrilmesi diye açıklanabilir. Bir gurme damak tadına uygun bir mutluluğu anlatırken, bir sonradan gurme mutluluğu yeni aldığı ayakkabıyla tadabilir. Kısaca mutluluk tanımı cimri için para, simli için eğlence, benli için güzellik olabilir. Şu bir gerçek ki, denli densiz herkes mutlu olmayı hak eder ve bütün amacı bu olguyu tam anlamıyla yaşayıp daha uzun bir zamana yaymadır.

Bu kadar önemli olan mutluluk olgusundan sonra tam tersi olan mutsuzluk vakasına bakacak olursak, genel kanı sıkıcı bir iş, yetersiz maddi kaynaklar, temel ihtiyaçların giderilememesi ve ilişkilerdeki gerekli tatmin duygusuna erişememek ve daha pek çoğu gibi sıralanabilir. Benim bahsetmek istediğim konu da işte tam burası… Mutsuzluk!

Siz hiç karşınızdaki kişiye niçin bu kadar mutlusun sorusunu sordunuz mu? Ya da bu kadar mutlu olacak ne var ki? Durun birde şöyle sorsak aynı soruları: Niçin bu kadar mutsuzsun? Bu kadar mutsuz olacak ne var ki? Daha anlamlı geldiğine eminim. Soru kalıpları aynı olmasına rağmen cümlenin içerisindeki mutlu ve mutsuzluk sözcükleri bu soruların daha anlaşılabilir ya da saçma gelmesine neden olmakta…

Mutluluk kavramı herkesçe fark edilmenizi sağlayan bir durumdur. Fakat mutsuzluk durumu herkesin sizi fark etmemesi için çabalamanız üzerine kuruludur. Daha doğrusu içinde bulunduğunuz ruh halinin ya da hani şu vücudunuzda yeterince üretemediğiniz serotonin yüzünden etrafınızdaki insanların “ne oldu neyin var?” sorusuna muhatap olduğunuz cinsten. Siz ne kadar hissettirmemeye çalışsanız da birileri tarafından fark edilir mutsuzluğunuz.

Mutsuzluk çevremizdeki kişiler tarafından bu kadar fark edilebilen bir duygu olmasına karşın bizler neden mutsuzluğumuzu saklamayı tercih ediyoruz. Yazının başında da belirttiğim gibi gerçekten mutsuz olmayı beceremiyor muyuz? Yoksa kendimize yalancı birer cennet gibi mutluluk cennetleri mi oluşturuyoruz?  Sürekli bir mutluluk oyunu oynamak kendi varlık boyutumuzu da küçülterek bizleri dar alanda sıkıştırılan ve etleri daha yumuşak olsun diye hiç hareket ettirilmeyen inekler gibi yapmaz mı?

Hayatımızla ilgili aldığımız kararlar, anlık yaşadığımız durumlar ve bizlere yaşattığı duygular çok mutlu olmamıza neden olduğu gibi kendimizi berbat hissetmemize de neden olabilir. Eğer yaşadığınız his haz duygusuna yol açıyorsa gerek kendiniz gerekse çevreniz tarafından hemen fark edilir. Fakat içinde bulunduğunuz ruh hali düzensiz bir sapmaya ve sizi kötü hissettirecek bir duyguya neden oluyorsa sakın korkmayın ve paniğe kapılmayın. Bırakın mutsuzluk sizi yeniden tanımlasın.

Mutluluğunuz kadar mutsuzluğunuza da bir şans verin. Çünkü mutsuzluk, kişinin kendisinde fark etmesi gereken aslıdır. Mutsuzluğunu tanımlayabilenler gerçekte mutlu olmayı başaranlardır.

Yazar: Ertan Yavuz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.