Öleli neredeyse 70 yıl oldu, ama Sigmund Freud’un kışkırtıcı teorileri hala psikolojinin, nörobilimin ve kültürün büyük bir bölümünü kaplar- hem de birçok fikrinin akıl almaz ve felaket derecede hatalı olmasına rağmen. İşte Freud’un bir türlü vazgeçilemiyor olmasının sebebi.

İsterseniz onu sevin, isterseniz nefret edin, Sigmund Freud’un alanında bir dev olduğu yadsınamaz bir gerçek. Psikoloji, psikanaliz ve akılla ilgili teorilerimiz üzerindeki etkisi söz konusu olduğunda, bir devrimin fitilini ateşleyen kişi olarak anılır; Freud, ondan öncesi ve ondan sonrası diye ayrıma sebep olmuştur.

Freud Yüzyılı

Sahiden de 20 yy, sıklıkla Freud yüzyılı olarak anılır. Rüyaların Yorumu (1900), Günlük Yaşamın Psikopatolojisi (1901) ve Psikanaliz Üzerine (1915-1916) gibi yeni ufuklar açan başlıklar taşıyan kitapları bir el bombasının nezaketiyle camiaya giriş yaptı.

Freud’un mirası, Batı Kültürü’nün en derin noktalarına nüfuz eden fikirleri sayesinde bilimi aştı. Gün geçmiyor ki, onun çalışmalarında ortaya attığı bir şeyleri alıntıladığımızı fark ettiğimiz bir muhabbetin içinde olmayalım. Anne-baba kompleksi, durdurulmuş gelişme, canına susamak, Freud sürçmesi, Fallik semboller, Anal kalıtım, Savunma mekanizmaları, katartik salım ve daha niceleri.

Bir psikolog ve Freud eleştirmeni olan Kihlstrom kendisi de itiraf eder ki; “Modern kültür üzerinde, Einstein ya da Watson ve Creek’ten çok, Hitler ya da Lenin’den çok, Roosevelt ya da Kennedy’den çok, Picasso, Elliot ya da Stravinsky’den çok, Beatles ya da Bob Dylan’dan çok Freud etkisinin daha uzun ömürlü olduğu ispatlanmıştır.”

Modası Geçmiş Paradigma

Ama onunki titrek bir miras. Freud, akademik çevrelerin büyük bir bölümünde tamamen gözden düşmüştür. Fiilen herhangi bir bilim dalına bağlı hiçbir enstitü onu güvenilir bir kaynak olarak kullanmaya cüret edemez. 1996’da Psikoloji Bilimi, “Freud sisteminin bütününün ya da onun bileşen dogmalarından herhangi birinin lehine, söylenebilecek bilimsel ya da terapötik herhangi bir şey gerçekten bulunmamaktadır.” sonucuna vardı. Bir araştırma paradigması olarak oldukça cansız bir meseledir.

Freud’un yöntembilimlerinin, tekniklerinin ve kanılarının çoğu daha önce detaylı bir şekilde sorgulandı. Dahası teorilerinin toplumun bir bölümü için zarar verici –hatta tehlikeli- olduğu ispatlandı bile. Kadın cinselliği ve homoseksüelliğe bakışı çürütüldü ve birçok feministin onu “F” harfi ile başlayan bir kelime ile anmasına sebep oldu. (İngiliz argosunda ‘F kelimesi’ sözü ile üstü örtülü olarak “fuck” kelimesi ifade edilir. Bu kelimenin anlamı cinsellikle ilgilidir ve en sık kullanılan, en ağır küfürlerdendir. Muhtemelen bu kelimeyi kullanmalarının bir sebebi de Freud’un cinsellikle ilgili çok fazla bağdaştırmada bulunmuş olmasıdır.) Hatta bazıları isminin “Freud” olarak değil de “Fraud” (sahtekar) olarak okunması gerektiğini bile öne sürdü.

“Freud hakikaten kendine has kulvarı olan birisi,” diyor dobra bir eleştirmen olan Todd Dufresne. “Tartışmasız olarak tarihte var olan başka hiçbir tanınmış şahsiyet, söylediği hemen her önemli şeyde bu derece fevkalade hatalı olmamıştı. Ama onun şansına ki, akademisyenler geçmişte ve günümüzde, onun hatalarını aklamak için sonu gelmez bir yaratıcılıkla uğraşmaktadırlar. Okuyucular açısından bile, bu çılgınlık karşısındaki şaşkınlık giderek artmakta.”

Kuşkusuz, bu eleştiriler geçerli ve tamamen doğrulanmıştır. Ancak mirasına atılacak yenilenmiş bir bakış bize gösteriyor ki, kültür ve bilimin her ikisinin birden üzerindeki etkisi, Freud’un katkılarının uzun bir zaman daha var olmasını sağlayacaktır. Evet, 1939’da ölmüş bir adam için bile çalışmaları oldukça çağdışı kalmış durumda. O zamandan bu yana, insan beyni ve psikolojimizin nasıl işlediğine dair birçok şey öğrendik, ama tekeri döndüren oydu. Günümüz çalışmalarının çoğu halen onun kendine özgü sezilerine dayandırılmaktadır. Araştırma alanlarının bazıları düzeltilip genişletildi, bazıları ise yeni teorilerin desteklenmesi sebebiyle vazgeçilerek, tamamen bırakıldı. Bu iyi. Bu bilimin ilerleyiş biçimi.

Freud’un nerede haklı olduğuna bakmadan önce, hadi nerede hatalı olduğunu bir görelim.

Freudyen Mantıksızlıklar

Freud’daki başlıca sıkıntı, fikirleri ilgi çekici ve hatta herkesin mantığına uygun görünürken, oldukça az destekleyici deneysel delil bulunmakta olmasıdır. Modern psikoloji, iddialarının çoğu için kanıtlayıcı çok az veri sağlamaktadır.

Örneğin, oğlanların annelerini arzuladığı ve babalarından nefret ettiği fikrini destekleyecek bilimsel bir delil bulunmamakta. Cinsiyet konusunda tamamen, su götürmez şekilde hatalıydı. “Penis hasedi” görüşü ise artık hem gülünç hem de trajiktir.

İd, ego ve süperego, için de bir delil bulunmamaktadır. Ayrı şekilde insan gelişiminin oral, anal, fallik ve genital dönem şeklinde ilerlediğine ve ayrıca bu dönemlere müdahalenin ya da durdurmanın belli gelişimsel tezahürlere yol açacağına dair görüşü destekleyen deliller de yoktur.

Mesela, Freud, homoseksüelliği, anal dönem ya da ödipal dönemde gerçekleşen bir bağdaştırma anomalisi olarak teorize etmiştir. Ki bu bir saçmalıktır. Hatta, sadece “yetişkin” kadınların vajinal seksten orgazm olabileceğini, anca klitoral uyarıcılarla boşalabilen kadınların bir şekilde gelişmemiş, gizil dönemde takılı kalmış kadınlar olduğuna dair iddiaları da vardı. Tabi bu da saçmalık.

Sahiden de, feminist Lili Hsieh, Freud’un cinsiyet ve cinselliğe ait oldukça tuhaf fikirleri olduğunu belirtmektedir.

Psikoanalizle ilgili fallus ya da heteroseksist eleştirilerinin çoğu, kadınsılık ve cinselliğin talihsiz karşılaşmasıyla bağdaşmaktadır. Bu nedenle, Freud’un kadınsılığın, cinsiyetli yaşamın oyun türlerinden biri olduğuna dair teorisi ile evrensel cinselliğin mantıksal tamamlayıcısı olduğu teorisi arasındaki bu sürçmeyi gözden geçirmek önemlidir. Freud’un kadınsılığa dair bakış açısı, ağırlıklı olarak ikincisine dayanmaktadır. Bunun sebebi de ilk teorilerinde, tek bir çeşit libido olduğuna ve bunun da eril libido olduğuna karar vermiş olmasıdır. Eril libido derken Freud’un kast ettiği ağırlıklı olarak eylemdir ve bunun sonucu olarak da kendisi kadınsılığı, pasiflik olarak tanımlamaktadır.

Oğlanların sürekli hadım edilme tehlikesi altında olmasına rağmen, diğer yandan kızlar ise bu his halihazırda hadımlıdır ve bu sebeple telafi edilemez bir zararla yaşamak zorundadırlar- ‘kendilerini oldukça kusurlu hissederler ve “penis hasedi”nden muzdarip yaşamlarını sürdürürler.’… Freud bu durumda kadınların “penis hasedinden” kurtulabilmeleri için- nevroz ya da ‘adam gibilik kompleksi’ gibi daha ağır yolların dışında- iki yol olduğunu belirtir. Biri ‘entellektüel uzmanlık edinebilme kapasitesi’ diğeri ise bebek sahibi olabilmek. Ki her ikisi de penisin yerini doldurma işini görür.

Freudyen psikoterapinin (psikoanaliz ve ‘serbest çağırışım’ı da içine alıyoruz) diğerlerinden daha iyi olduğuna dair bir delil yoktur. Buna Skinner’ın davranışçı kuram terapisi (Metodoloji konusunda Freudyenliğe taban tabana zıttır), sistematik duyarsızlaştırma, ya da girişkenlik eğitimi de dahildir.

Bilinçdışı Akıl

Evet, Freud kesinlikle sorunluydu, bu garanti. Ama aynı zamanda bazı şeyleri tam da on ikiden vurmuştu.

Örneğin, Freud, bizlerin zihnimizin tamamına hükmedemediğimiz konusundaki iddiasında şaşırtıcı şekilde haklıydı. İnsan tecrübelerinin, düşüncelerinin ve eylemlerinin sadece bilinçli mantığımız tarafından değil, bilinçli farkındalığımız ve kontrolümüzün yanında mantıkdışı güçlerin de etkisinde olduğunu gösterdi. Ki bu güçlerin, ancak kendisinin psikanaliz olarak adlandırdığı geniş terapötik süreçler sonucunda anlaşılabileceğini ve kontrol edilebileceğini de göstermiştir.

Freud, bilinçdışı aklı keşfeden kişi değildi tabi ki. Bu farkındalık Fransız psikiyatrist Pierre Janet’e kadar gider. Freud ayrıca, profesörü, hipnozda sıçrama yaşatan ünlü nörolog Jean Martin Charcot’tan da etkilenmiştir. Ama bu kavramı alıp, kalıplarını kırarak daha da ileri götüren Freud’du. Ve bunu da, hipnozu psikoterapi ve serbest çağırışıma uyarlayarak yapmıştır. (Serbest çağrışımda, danışanlar, ne kadar alakasız, absürt ya da üzücü olduğuna aldırmadan duyguları ve tecrübeleri hakkında açıkça konuşurlar.)

Bugün, çok azları, bilinçdışı aklın aksine fikir tartışır. Freud’un insanların fiilleri üzerinde bilinçdışı aklın merkezde olduğu iddiası, bugünlerde, deneysel psikologlar tarafından, “Aklın Sınırları” (Frontiers of Consciousness) adı verilen bir makale derlemesinde incelendi.

Kesinlikle, şimdi biliyoruz ki, beynimizin bilincimizin ulaşamadığı kısmı, Freud’un dediği şekilde var olmakta ya da çalışmakta değil- ama biliyoruz ki gerçekten de var. Beynimiz, arka planda sayısız miktarda işlem gerçekleştirmekte. Bu işlemlerden kasıt özellikle bizim otonom bedensel işlemlerimiz, bilincimiz, bilişsel işleyişi ve etrafımızdakileri nasıl algıladığımız üzerindeki etkisini gerçekleştiricisidir.

“İnsanoğlunun hiçbir sırrı kendine saklayamayacağını söylüyor.” diyor bir Freud eksperi olan Michael Roth. “En derinlerindeki kimliklerini, kıyafetleriyle, tikleriyle, bilinçsiz tutumlarıyla açık ederler; ne yaparsak yapalım, görecek gözü ve duyacak kulağı olanlar için kendimize ait şeyleri belli ediyoruz. Ve Freud’un özündeki başlangıç noktasının da tam olarak bu olduğunu düşünüyorum.”

Bölümlerden Oluşan Zihin

Freud’un bir diğer şaşırtıcı ilhamı ise, beynin bölmelendirilebileceği fikridir. Beyin işlevi, hem biyolojisi hem de su yüzüne vuran zihinle alakalı olarak, özgün parçalara ayrılabilir. Freud’un bundaki payı, elbette ki, oldukça basit. Freud, ego, id ve süperego’dan bahsediyordu ki, bu artık kabul edilmeyen bir fikirdir.

Ama onun büyük fikri, toplum bilinci kavramıyla ilgilenen bilişselci bilim insanı Marvin Minsky ve birbirlerine paralel olarak çalışan çoklu bilinç modelleri olduğu fikriyle ilgilenen, zihin filozofu Daniel Dennett gibi düşünürleri etkilemiştir.

Anılar, Savunma Mekanizmaları ve Rüyalar

Freud’un -özellikle bastırılmış olanları- rüyalar hakkındaki payı ilginçliğini korumaktadır. Artık, anıların seçilebilir olduğunu ve her hatırlandıklarında yeniden kurgulandıklarını biliyoruz. İnsanlar olaylara ait anıları olduğu gibi değil daha ziyade düzenlendikleri hallerindeki gibi tutarlar.

Ve Freud’un savunma mekanizmalarındaki payı hala akla yatkınlığını korumaktadır.

Psikologların da içinde bulunduğu bazıları, hepimizin düzenli olarak inkar, bastırma, yansıtma, düşünselleştirme ve rasyonalleştirme gibi savunmaları kullandığımızı reddedeceklerdir. Aynısı, transfer ve ishal ile ilgili fikirleri için de söylenebilir.

Dahası, Ödipal ve Elektra meselelerine nazaran, çok azı, çoğumuzun anne ve baba kompleksi taşıdığımız fikrinin, az da olsa gerçeklerle örtüşüyor olabileceği fikrini reddeder. İnsan psikolojisi çok karmaşık ve belirsiz bir şeydir ve insanlar tarafından sadece doğru hissedilen bir şeyin tamamen kanıtlaması ya da bölmelendirilebilmesi bilim için her zaman kolay değildir.

Ve her ne kadar artık Freudyen rüya yorumlamayı onaylayamasak da, bazı rüyalarımız, bilinçli olduğumuz ve bilinçdışı arzularımız ve korkularımızdan fütursuzca etkilenmektedir ki bu Freud’un bazı noktalarda haklı olduğunu aşikar hale getirir. Bunu reddetmek halisünasyon gören gülünç insanlar olduğumuz anlamına gelir. Ve bu tartışmasız olarak Freud’un mirasına haksızlık olur.

Bağlam Meseleleri

Bazı fikirlerini bağlamında tutmak da önemlidir.

Homoseksüelliğini ele alalım mesela. Pek çok eleştirmen itiraf etmekten nefret edecek olsa da, zamanına göre oldukça ilerici birisiydi. Döneminin insanlarının çoğunun aksine, Freud, homoseksüelliğin durdurulmuş gelişmenin sonucu olduğuna inanmış- ancak bunu bir hastalık olarak adlandırmayı reddetmiş ve bunun suç olarak kabul edilmesi gerektiğine inanmamıştır.

Oğlunun homoseksüelliği için tavsiye isteyen Amerikalı bir anneye yazdığı mektubunda demiştir ki;

Homoseksüelliğin sağladığı bir avantaj yoktur, ancak bu utanılacak bir şey, bir kusur, bir eksiklik de değildir, bir hastalık olarak sınıflanamaz. Biz bunun, cinsel gelişime uygulanan bir çeşit durdurma sonucunda oluşan bir cinsel işlev çeşidi olduğunu varsayıyoruz. Antik ve modern zamanların saygın bir çok bireyi homoseksüeldiler, ki bazıları döneminin en iyileriydiler (Plato, Michalangelo, Leonardo da Vinci vs.) Homoseksüelliği suç olarak tanımlamak çok müthiş bir haksızlıktır ve acımasızlıktır da.

Bana Annenden Bahset

Freudyen psikoterapiden bahsedecek olursak, idame etmektedir, ama zar zor. Bugünlerde 20000 Amerikalı’dan anca biri hala buna başvurur. Ama bu işe yaramadığı ya da onu kullananlar tarafından değersiz bulunduğu anlamına gelmez. Şizofreniden muzdarip bir avukat olan Elyn Saks, eğer olmasaydı, akıl sağlığının ciddi anlamda tehlike altında olacağını söylüyor.

Yaşadığımız çağın Prozac çağı olduğunu da aklımızda tutmak gerek; bir danışanı bir şişe ilaçla evine yollamak, içini döktürmekten çok daha kolaydır.

Psikanalizin, danışanları normalleştirmediği, hatta tedavi bile etmediğini de göz önünde bulundurmak gerek. Psikanaliz daha ziyade, bir insanın ruhunun en derinlerindeki içgörüyü ortaya çıkarma işini yapar. Ve, bu bilgiyle, arzuların değişmesine sağlayabilirler. Eski deyişte dendiği gibi, “Kendini bilmek.”

Psikolog Drew Westen psikoterapi tecrübelerini şu şekilde açıklar;

İnsanlar genellikle terapi esnasındaki hisleri ya da davranışları Freud’un psikoseksüel teorilerinin (cinsel birleşmeye yönelen etkileşimler içine girdiğinde, sonrasında hoş olmayan anal imgelerle devam eden, annesiyle birlikte oluyormuş algısına düşürdüğü için ereksiyon sorunu olan bir hastam gibi danışanlar) özelliklerine oldukça uyum gösteren şekilde anlatırlar. Yine de Freud’un teorilerinden faydalanan psikoterapistler sanıldığı gibi vakitlerini fallik semboller bekleyerek geçirmezler. Cinselliğe dikkat ederler çünkü insan hayatının, samimi ilişkilerin ki cinsellik sık sık çatışmalar yaşanan bir samimi ilişki türüdür, önemli bir bölümüdür.

Özet olarak, Westen, Sigmund Freud’ın çalışmaları içinde psikoloji ile alakasını sürdüren beş genel alan olduğunu söyler; bilinçdışı zihinsel süreçlerin varlığı, davranışlarda duygu karmaşası ve çatışmanın önemi, yetişkinlikteki kişiliğin çocukluktaki temelleri, sosyal davranışlardaki arabuluculuğun zihinsel temsilleri ve psikolojik gelişmenin evreleri.

Yazan: George Dvorsky
Çevirmen: Emine Çınar
Kaynak: gizmodo

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.