Sen sandığın kişi değilsin. Buda’dan David Hume‘a, Derek Parfit’e kadar filozoflar, yüzyıllardır bize bunu anlatıyorlar. Sizin için gerekli olan bir şey yoktur, varlığınızın merkezinde değişmeyen bir çekirdek yoktur, gözünüze bakan ve eylemlerinizi yönlendiren bir homunkülüs yoktur. Siz, özünüzün ne olduğunu düşünüyorsanız, bu bir yanılsamadır.

Ama eğer hepsi sadece sisten ve aynalardan ibaretse, neden ilk etapta kendilik hissine sahibiz?

Böyle bir sorunun üstesinden gelmenin bir yolu, benliğin ne olduğunu sormak değil, bunun yerine ne olabileceğini sormaktır. Amacı nedir? Hangi işlevi sunuyor? Bu tür soruları cevaplamak için muhteşem bir araç var. Bu da harika bir sentezleyici olan evrimdir.

Evrimsel bir bakış açısından, yanıltıcı olsun ya da olmasın, benlik tesadüfî oluşmamıştır. Derinlik algısı, bir eriğin tatlılığı ve dirseklerimizdeki kırışıklıklar gibi, kendilik hissimiz de evrimsel güçlerin ürünüdür. Daha spesifik olarak bu, zihnimizin çalışma şeklini almasıyla oluşan yan üründür.

Zihnin, bilincin yeri olarak ya da kalitenin gerçekleştiği yer olarak tüm hayali tanımlarını göz ardı edin ve bunun yerine zihni, uyumsal davranışı daha iyi yönlendirmek için karar verme aracı olarak düşünün. Kısacası kafatasının içinde düşünün.

İyi kararlar, kararı alanların hayatta kalmasına ve yeniden üretimin varoluşsal evrimsel zorluklarına yardım eden kararlardır. Sonuçta, sadece yırtıcı hayvanlardan kaçan, avlarını izleyen ve genlerini bize geçiren bir eş bulan yaratıklardı. Ancak iyi kararlar vermek çoğu zaman bilgi gerektirir.

Basit ortamlarda keyifli bir şekilde yaşayan basit organizmalar, iyi kararlar almak için çok fazla bilgiye ihtiyaç duymazlar. Sıcaklık belirli bir noktaya ulaşırsa, o zaman çiçekleri açar; çevrede bir avcı kokusu alırsanız, onlara direnmek için daha sert kabuklu yavrular yapın.

Ancak, çevre, hem fiziksel hem de sosyal olarak, daha karmaşık hale geldikçe, iyi bir karar vermek için gerekli olan bilgi miktarı en üst seviyeye ulaşır. Ve bizim insansı atalarımızın çevresi, özellikle de eşsiz sosyal çevreleri, olağanüstü derecede karmaşıktı.

Sadece fiziksel dünyalarının inişleri ve çıkışlarında gezinmek, potansiyel yırtıcı hayvanlarla av arasında ayrım yapmak ve aynı zamanda çiğ meyveleri toplamak zorunda olmakla kalmayıp, tıpkı onlar gibi diğer karmaşık varlıklarla da etkileşim ve işbirliği yapmak zorunda kaldılar. Arkadaş edinmeleri ve ittifaklarını sürdürmeleri, sürekli değişen bir sosyal hiyerarşide statülerini ölçmeleri, uygun bir arkadaşı seçip bu arkadaşlığı sürdürebilmeleri ve sonra tıpkı onlar gibi yeni nesli yetiştirmeleri gerekiyordu.

Bu amaçla evrim, onları, çevrelerinin göze çarpan özelliklerini izlemek için bir takım alt sistemlerle donattı. Bu, fiziksel çevrenin, şekil, mesafe, sıcaklık gibi özelliklerini ve çalılardaki hışırtıları, sert rüzgârları da içeriyordu.

Aynı zamanda sosyal çevrenin özelliklerini, göreceli statüleri, arkadaşları ve düşmanlarının kim olduğunu da görebiliyorlardı. Ayrıca içsel veya bedensel ortamlarını izlemek için gerekli donanıma sahiplerdi. Her açlık belirtisi, tuvalete çıkmak için her bir dürtü ve sırtındaki her sancı, uygun davranışsal bir seyir izlemelerine yardımcı olacak bilgilerdi.

Fakat bu alt sistemlerdeki bilgiler çeliştiğinde ne oldu? Farklı alt sistemler onları muhalif eylemlere yönelttiğinde ne yapmalılar? İlk randevuda olduğu gibi, belirsizlikle karıştırılan arzu ve korku arasında bir çekişme ortaya çıktığında ne yapılmalı? Bu çelişkilerin yüzlerce, binlerce olmasa da, farklı akışlarda, kişileri sürekli farklı yönlere çekmeleri kaçınılmazdı.

Bu da uyuşmazlık çözüm sistemine ihtiyaç duydukları durumdu. Çeşitli bilgi akışlarını bütünleştirip karşılaştırabilecek, alternatif eylem kurslarını değerlendirecek ve uzun vadeli çıkarlar uğruna kısa vadeli dürtülere zarar verecek bir şeydi. Tüm alt sistemlerin nihai olarak tek bir üste hizmet ettiğini kabul edebilecek bir sistem, tüm organizmanın üreme kaderi ve onun değerli gen yükü.

Neyse ki bu çatışma çözücüsüyle atalarımız,  gelişmekte olan beyinlerinin ön loblarında bir yere yerleştirilmiş nihai karar vericiye sahipti. Bu da bedensel şirket CEO’suydu.

Basit kararların ve davranışların çoğu, kurum içindeki bölümler tarafından doğrudan motive olmuş ve CEO’ya bir not göndermekten rahatsızlık duymadan gerçekleştirilmiştir.

Birçok şirkette olduğu gibi, CEO da kendi sorumluluğu altındaki özerk bölümlerin zaferleri için tüm krediyi almayı ve bu bölümleri başarısızlıklarından dolayı suçlamayı alışkanlık haline getirmişti.

CEO aynı zamanda, herhangi bir kararın verilmesine neden olan tüm dağınık detaylardan genellikle habersizdi. Çoğu kararını, herhangi bir bilgilendirme olmadan genellikle yürütme inisiyatifiyle açıklama eğilimi vardı.

Bu CEO, kendilik yanılsamasının kökenindedir. Merkezi karar verici, bugün bizim atalarımız için olduğu gibi yararlı olsa da, dışarıdan bakıldığında (veya aynaya bakıldığında) kitlesel işbirlikçi kurumun tek bir varlıktan oluşuyormuş gibi görünmesini sağlar.

Ama neden evrim böyle kalıcı bir hataya sahip bir sistem üretsin? Çünkü evrim, hayatta kalma ve yeniden üretim hakkında gerçeklerden çok daha az bilgi sahibi olmakla ünlüdür.

Hayali olmayan benliğinden ilham alan birkaç aptal karar, bütün kurumun etkili bir şekilde koordine edilmesinden kaynaklanan birçok iyi kararla boğulmuş olduğu sürece, evrim, bir şeyleri değiştirmek için çok az teşvike sahiptir. Nihayetinde, basit bir nedenden ötürü kendi kendimize sert çekirdeğin bu sarsılmaz izlenimine sahibiz, bu da muhteşem bir yanılsamadır.

Yazar: Tim Dean                    
Çevirmen: Merve Gültekin
Kaynak: newphilosopher

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.