Düşünbil Portal

Sanatın ve Bilimin Dünyayı Nasıl Açıkladığına Dair Temel Farkları Üzerine Schopenhauer’ın Görüşü

Paylaş

sanat bilim

“[Bilim], bir an bile asla dinlenmeyen, sürekli değişen bir şelalenin dökülen sayısız damlaları gibidir; [sanat] bu azılı selin üzerinde sessizce dinlenen gökkuşağı gibidir.”

Öncü astronom Maria Mitchell “Bizler ileride olana ulaşırız ve her türlü çabayı gösteririz, fakat sadece bizden sonsuzluğu gizleyen bir parça perdeyi kavrarız” diyerek şaşkınlığını belirtmiştir günlüğünde. Saul Bellow, heyecan verici Nobel Ödülü kabul konuşmasında “Sadece sanat nüfuz eder… Bu dünyanın gerçeklerini görmeye” diye iddia etmiş, ve eklemiştir: “Başka bir gerçeklik vardır, gözden kaçırmamamız gereken özgün bir gerçeklik. Bu diğer gerçeklik, bizim sanat olmadan ulaşamayacağımız ipuçlarını bize her zaman sunmaktadır.” Sanat ve bilim, gerçeklik olarak adlandırdığımız şey üzerine farklı ama tamamlayıcı mercekler sunar ve ondan anlam çıkarmamızı, sonsuz gizemiyle beraber hayatı sürdürmemizi sağlayan farklı yollar bahşeder.

Bilim ve sanat arasındaki yaratıcı duygudaşlık üzerine olan o güzel meditasyon içerisinde, fizikçi ve romancı Alan Lightman her bir alanla ilgili olarak “insan doğasının sonsuz gizemi”ni ve “fiziki doğanın sonsuz gizemi”ni işaret etmiştir. Yaklaşık iki yüzyıl önce, etkili Alman filozof Arthur Schopenhauer (22 Şubat 1788-21 Eylül 1860), İstenç ve Tasarım Olarak Dünya adlı kitabında sanat ve bilim arasındaki ilişkiyi ve aralarındaki karşılıklı uyum gösteren duygudaşlıklarını dikkate aldı. Bu kitap aynı zamanda 1818 yılında yayımlanmış olan bir şaheser olup bize deha ve delilik arasındaki ilişki ile deha ve yetenek arasındaki en önemli fark üzerine Schopenhauer’ın görüşlerini sunmaktadır.

Schopenhauer ayrım ölçütü olarak değişkenliği kullanır – bilimin değişimle ilgili olduğunu, oysa sanatın ise sonsuzluğu tasarladığını savunmaktadır. Kitabında şöyle yazmaktadır: “Bilgi olmadan hareket eden kendi nesnelliğinin en düşük sınıflarında, nedenbilim formundaki doğal bilim, kendi fenomenlerindeki değişikliklerin yasalarını savunmaktadır; morfoloji formundaki doğal bilim ise bunların kalıcılığını. Neredeyse sonu olmayan bu görev, özeli anlamamız için geneli bir araya getiren genel şeylerin ne olduğunu algılayan kavramların yardımıyla aydınlatılmıştır. Son olarak matematik sadece zaman ve mekânı, düşüncelerin çokluğa bölündüğü yeri inceler ki birey olarak öznenin bilgisi ortaya çıkar. Bu ortak isimlerin tümü, farklı formlardaki yeterli bir sebebin ilkesine göre hareket eden ve temaları daima onlardan elde edilen fenomenler, yasalar, bağlantılar ve ilişkiler olan şey, yani bilimdir. Fakat ne tür bir bilgi dışardan ve tüm bağlardan bağımsız, tek başına dünyaya gerekli, fenomeninin gerçek içeriği, değişime maruz kalmayan ve böylece her zaman doğruya eşit bilinen, tek kelimeyle İdealar dediğimiz dolaysız ve şeylerin yeterli nesnelliğiyle ilgilenir, istenç mi? Bunu deha eseri, yani sanat diye cevaplarız. Sanat, dünyanın tüm fenomenlerinde esas olan ve bitmek tükenmek bilmeyen saf tefekkür yoluyla kavranan sonsuz İdeaları tekrar eder veya onları yeniden üretir; yeniden üretilen, materyalin ne olduğuna bağlı olarak heykel veya resimdir, şiir veya müziktir. Tek kaynak İdealar bilgisidir; tek amacı bilginin iletiliyor olmasıdır.”

Bilim, sonsuza kadar bilinmeyene ulaşmak üzere kurulu olduğundan Schopenhauer, onun doğal olarak ileriye meyleden ve bitmek tükenmek bilmeyen bir şey olduğunu iddia etmektedir, oysa sanat belirli bir nesne üzerinde dikkati çekmekte ve onu mutlak varlığıyla seyretmekle alakalıdır. Kitabında şöyle diyor: “Bilim, sebep ve sonucun dört misli formlarının durmak bilmeyen ve kararsız olan akışını takip etmede elde edilenlerin her biriyle daha bir başka görünür ve bulutların ufka dokunduğu yere ulaşabilmeye çalışmamız gibi, ne nihai hedefe ne de tam bir tatmin haline asla ulaşamaz; bunun tam tersi olarak sanatın amacı her yerdedir. Çünkü dünya seyrinin bu akımın dışındaki tefekkürünün nesnesini ayıklamaktadır ve onu daha önce izole etmiştir. Ve bu akımda küçük bir yok oluş parçası olan bu özel şey, zaman ve mekân içindeki sonsuz çokluğun tüm eşdeğerliliğinin sanat temsilcisi olur. Bu nedenle bu özel şeyi durdurur; ki zaman durur; bağıntılar onu yok eder; yalnızca gerekli olan İdea onun nesnesidir. Bu nedenle onu, deneyim ve bilimin yöntemi olan bu prensibe uygun olarak ilerleyen şeyleri inceleme yöntemine karşıt olarak ‘yeterli neden prensibinin bağımsızlığını inceleyen şeylerin yöntemi’ şeklinde doğru bir ifade ile tanımlayabiliriz. Şeyleri dikkate almanın bu son metodu, yatay bir yönde ve herhangi bir noktada kesilen dikey bir çizginin öncesinde, sonsuza uzanan bir hat ile karşılaştırılabilir.
Yeterli sebep ilkesi doğrultusunda ilerleyen şeyleri inceleme metodu rasyonel bir metottur ve pratik yaşam ile bilimde tek başına geçerli olup faydalıdır. Bu prensibin içeriğinden uzak görünen bu metot, dâhilerin metodu olmakla beraber sadece sanatta faydalı ve geçerlidir. İlki, ondan önceki başlangıcı olmayan, amacı olmayan, kıvrılan, sarsıcı ve önünde ne varsa katıp götüren, her şeye düşünmeden girişen güçlü bir fırtına gibidir; ikincisi fırtınadan hiçbir şekilde etkilenmeyen delici sessiz güneş gibidir. İlki sürekli değişen, bir an için bile asla dinlenmeyen şelalenin dökülen sayısız damlaları gibidir; ikincisi bu azgın akıntı üzerinde sessizce dinlenen gökkuşağı gibi.”

Tekrar ve tekrar başvurulan İstenç ve Tasarım Olarak Dünya eseri, varoluşsal olarak gerekli bir okumadır. Kitap, Schopenhauer’ın entelektüellik mükafatı olan sıkkınlığıyla beraber tamamlanınca, sanat ve bilimin kesişimlerinin erken yirminci yüzyıl Viyanası’nın modern yaşamı nasıl şekillendirdiğinin öyküsünü bir kez daha görmek isteyeceksiniz.

 

Yazar: Maria Popova

Çeviren: Bünyamin TAN

Kaynak/Link: Brain Pickings

 


Paylaş
Exit mobile version