“Kendini Aldatma” Psikanaliz Çözümlenmesi

Değerleri insanî tasarının dışında birer mutlak olarak gören kişi, Sartre’a göre, “ciddi adam ruhu” (L’ésprit de sérieux) taşır. Oysa değerlerin hiç de insan gerçekliğinden bağımsız mutlak bir yanı yoktur, çünkü bu değerleri yaratan insanın ta kendisidir. Sartre, bu değerleri kendimize mal ettiğimiz, onları kendi seçilmiş değerlerimiz durumuna getiremediğimiz sürece, onların bize hiçbir yardımı olmayacağını söyler.

Sartre’ın varoluşçu felsefesinin en temel kavramlarından biri olarak kötü niyeti; kişinin kendisini, değişmeyeceği düşünülen kendi kişisel karakteri, ama özellikle de kendi dışındaki koşullar tarafından belirlenmiş ve dolayısıyla da özgürlükten yoksun biri olarak görmesi durumu; kişinin kendisinde düşünüp taşınarak, gerçekte yanlış olduğunu bildiği bir inanç, “kendilerinde hem bir düşünceyi ve hem de söz konusu düşüncenin olumsuzlanmasını ihtiva eden” çelişik kavramlar oluşturması durumu olarak tanımlar (Sartre, 1989, s. 151).

Sartre’a göre “kendisi-için-varlık”ın son derece özgül bir başka özelliği daha vardır ki Sartre buna mauvaise foi, yani “kendini aldatma” adını verir. “Kendini aldatma” yalandan farklı bir olumsuz tutumdur; çünkü insanın, gerçeği doğrudan doğruya kendisinden gizlemesi anlamına gelir. Sıradan yalan olayındaki olumsuzlama edimi bilinçle bağlantılı değildir ve sadece aşkın olanı, bir başka kişiyi erekler; oysa “kendini aldatma” olayında bilinç kendini aynı anda hem bir olgusallık (facticite) hem de bir aşkınlık (transcendance) olarak ortaya koyar.

Bir başka deyişle bu olguda aldatanla aldatılan ikiliği söz konusu değildir; tam tersine, “kendini aldatma” olayı tek bir bilincin birliğini varsayar. Sartre insanın “kendini aldatma” olgusuna maruz kalmadığını, bunun bir durum olmadığını, temelde, bir niyeti ve tasarıyı içerdiğini vurgular. Yani “kendini aldatma” doğrudan doğruya bilinç tarafından seçilen bir olgudur. Sartre’a göre bu tuhaf paradoks Freud’un Ego ve İd dualizmi aracılığıyla da açıklanamaz, çünkü “kendini aldatma”nın gizlenmesi, aynı şeyin hem bilindiği hem üzerinin örtüldüğü, hem tanındığı hem gizlendiği, hem kabul edildiği hem reddedildiği psişik bir organizmanın birliğini gerektirir ki Freud’un bilinçaltı kavramı bunu açıklayabilme yetisinden uzaktır (Freud, 1900, s. 214).

Sartre’a göre “kendini aldatma”, kişinin kendisine gerçekte ya da fiilen olduğu kadar özgür olmadığını söylemesinden, kendisini buna inandırmasından oluşur; başka bir deyişle, sahici olmayan varoluşun Sartre’daki karşılığı olan kötü niyet, kişinin kendisinin gelenekler, başka insanların düşünceleri ya da ilahî irade tarafından kurulmasına ya da belirlenmesine izin vererek, özgürlüğünü inkâr etmesinden, kişinin özgürlüğünden vazgeçip, kendisine yalan söylemesinden, kendisiyle ilgili gerçekleri bizzat kendisinden nafile bir çabayla gizlemesinden başka hiçbir şey değildir ve kişinin sorumluluktan, insan olma sorumluluğundan vazgeçmesiyle eşanlamlıdır. Kötü niyet, düzenbazlık ve yalandır, çünkü tümel bağlanma özgürlüğünü gözden saklar.

Eğer benden önce birtakım değerlerin var olduğunu söylersem, yine bir kötü niyet söz konusudur. Öte yandan, bu değerleri hem ister, hem de onların bana kendilerini zorla kabul ettirdiklerini söylersem, yine bir kötü niyet söz konusudur. Öte yandan, bu değerleri hem ister, hem de onların bana kendilerini zorla kabul ettirdiklerini söylersem, çelişkiye düşmüş olurum.

Sartre’a göre hiçlik, özgürlük ve sıkıntı kötü niyetin koşullarını hazırlar. Kötü niyet; özgürlükten yararlanarak onu ortadan kaldıran kendini aldatmadır. Kötü niyet, yalan söylemeye benzer ancak yalanın aynı değildir. Yalan söyleyen kişi, gerçeği başkalarından gizler, oysa kötü niyetli kişi ise gerçeği kendisinden gizler. Öncekinde aldatan ve aldanan ikiliği, sonrakinde ise bir tek bilincin birliği yer alır.

Ona göre bilincin özgürlüğü, onun hangi türden olursa olsun her değeri tasarımlama ve mutlak yeteneğini öne çıkarmasıdır. Çünkü o, değerlerin insanî seçimden bağımsız nesnel varoluşunu varsayan bir görüşü, burjuva ahlakına özgü l’esprit de seriex yani ciddiyetinin bir ayrıcalığı olarak kabul eder. İnsan bilincini olumsuzlama anlamında hiçlik olarak tanımlayan Sartre’a göre, belirlenmiş bir insan doğasından söz etmek mümkün değildir. Yani, insanın kendisini belli bir biçimde belirlemesi için hiçbir neden yoktur. İnsani varoluşun bir potansiyalite, sınırsız bir imkânlar dizisi olarak varolması, onun sadece yapacaklarıyla ilgili olarak değil, fakat düşünecekleri ve algılayacaklarıyla ilgili olarak her tür telkine hayır diyebilmesi imkânını içerir. İşte insan bu durumu fark edince, yani hiçlik ve olumsuzlamanın kendisinin, ayrılmaz bir parçası olup, seçtiği tarzda düşünmek ve eylemek bakımından sınırsız bir özgürlüğe sahip bulunduğunu anlayınca, kaygı ve tasayla dolar, boğuntu ve endişeye gark olur. Buna göre, mauvaise foi ya da kötü niyet, insanî varoluşun sınırsız özgürlük düşüncesini taşıyamamasının bir sonucu olup, kaygı ve tasadan kurtulabilmek için bulduğu bir kılıf, sınırsız özgürlük düşüncesinin yarattığı boğuntudan kurtulmanın bir yöntemidir.

Kötü niyet ile varoluşçu etiği ilişkilendiren Sartre’a göre kişinin kendisini aldatmasının değişik yolları vardır: Bunlardan birisi, karar vermemek yani seçimde bulunmamaktır. İkincisi, seçimde bulunmamaktır. İkincisi, yukarıda da belirtildiği gibi ciddiyet tininin, sözde sorunlu bireyin bir takım nesnel değerlerin kendisine yapılması gereken doğru seçimi göstereceğine inanmasından meydana gelir. Oysa Sartre, bu değeri kendimize mal ettiğimiz, onları kendi seçilmiş değerlerimiz durumuna getiremediğimiz sürece, onların bize hiçbir yardımı olmayacağını söyler. Ona göre, özgürlüğü inkâr etmenin üçüncü yolu ise kötü niyettir.

Sartre, bu kötü niyetin oluşuna olanak sağlayan belirsizliği üç karşıt özellik çiftiyle açıklar. Bunlardan ilki; olgusallık ve aşkınlıktır. Bir kişinin olgusallığı; onun bedeni ve sınırlılıklarıyla, doğumu eğitimi, ait olduğu sınıfı vb. oluşmasıdır. İnsanın ikinci karşıt özellik çifti, onun hem “başkaları-için-varlık” ve hem de “kendisi-için-varlık” olmasıdır. Yani ötekinin beni ile nesnelleştiren bakış açısıyla benim kendi bakış açım çatışabilir ve bunlar birbirine bütünüyle aykırı olabilirler. Üçüncü karşı özellik çiftti ise dünyanın ortasındaki varlık ile dünyadaki varlıktan meydana gelir.

Buna göre, bir birey başka nesneler arasındaki edilgen bir nesne olarak hareketsiz bir varlıktan başka hiçbir şey değildir. Ancak diğer yandan da kendisinin, dünyanın ötesine kendi olanaklarına doğru atılarak bir dünyanın var olmasına neden olan varlıktır. Burada da görüldüğü gibi Sartre açısından, bir yandan her ne değilse olurken diğer yandan da her ne ise o olmayan bir varlık olarak insan artık karşıtların bir birliğidir. Diğer bir anlatımla aynı anda olgusallık ve aşkınlık, “başkaları-için-varlık” ve “kendisi-için-varlık”, dünyanın ortasındaki varlık ve dünyadaki varlıktır. Dolayısıyla insan, karşıtların yol açtığı amansız bir gerilimden rahatsız olan bir varlık, karşıtların yalnızca ne biri ne de diğeriyle tanımlamama anlamında belirsiz biridir.

Özgürlüğünün yapısı ve ölçüsünü, sorumluğunun sınarlarını anlayıp bilemeyen bilinçli insan varlığı, kötü niyet içindeyken varoluşunun belirsizliğini inkâr edip, olgusallıkla aşkınlık, “başkaları-için-varlık”la “kendisi-için-varlık”, dünyanın ortasındaki varlıkla dünyadaki varlık arasındaki amansız gerilimi kendine göre aşmaya çalışır.

Sartre’a göre, kötü niyet, bilinçte bir görünüş ikiliği yaratmaya dayanır, sabit olmayan ve tutarsız-ben olandır. Kötü niyet farklı şekillerde çalışır; tüm içerdiği şey insan varoluşunun merkezi çatışmalarının bir yansıması ve sadece “kendisi-için-varlık”ın varlığının karşıt durumlarından birine odaklanır; onun varlığını bütünüyle inkâr etme veya varlığın özel doğasını unutma.

Bir başka uç nokta, kötü niyetin bir biçimi olabilecek “içtenlik”tir, eğer o kişinin rolü ile sorunsallaşmamış bir tanımlamayı zorunlu kılarsa, ya da ötekileri rolleriyle belirleme girişimi -bütünüyle ona verilen görevlerle uygunluk içinde olan garson (Sartre, Varlık ve Hiçlik, s. 100), arkadaşına bir homoseksüel olduğunu itiraf etmeye çalışan dürüst insan (Sartre, Varlık ve Hiçlik s.104). Tüm bu kötü niyet eylemleri varoluşsal özgürlüğü zorunlu olarak gerektiren kendisinin tüm sorumluluğunun bir karşı çıkışını içerir. İnsan özgürlüğü değer için karşılıklar oluşturmaktan çok, önceden varolan ahlakî değerleri kabul etmekten çok ahlakî bir ölçüt yaratır.

Sartre’a göre kötü niyet; varolma öznelliği, özgürlüğü ve karar için sorumluluğu yitirmektir. Diğer bir anlatımla kötü niyet, “kendine bir kişi olmaktan çok bir nesne gibi davranmaktır. Bireyi, kendini aldatma sorumluluğundan bağışlayan Freudçu ruh çözümleme, yalancı olmaksızın yalan,” (Korlaelçi, Gabriel Marcel’in Tanrı Anlayışı, s. 36) kavramı üzerine kurulmuştur. Bundan dolayı insan Sartre’a göre tüm eylemlerinden sorumludur. Bu sorumluluk yalnız kendi kendisine karşı değil, bir “başkası-için-varlık” karşısında da olmak zorundadır.

Sartre, Varlık ve Hiçlik’te “mutlak” bir özgürlük anlayışını savunmaktadır. Bir insanın ya tümüyle özgür olduğunu, ya da hiç olmadığını söyler. İlk bakışta paradoksal görünen, ama kendi kavramlarıyla düşündüğümüzde son derece anlamlı olan ünlü deyişiyle “insan özgürlüğe mahkûmdur”. Çünkü özgürlük insanın bir özelliği değil onun ta kendisidir, bir başka deyişle onun ontik boyutudur. İnsan gerçekliğinin kavramsal ifadesinden başka bir şey olmayan “kendisi-için-varlık” kipinin “değer” ardında koşarken kendini zorunlu olarak bulduğu durumdur.

Kaynaklar :
FREUD, S. “The Interpretation of Dreams”, Standard Edition 4/5, London: Hogard, 1900.
SARTRE, J. P. (1989). Being and Nothingness: An Essay on Phenomenological Ontology (Trans.H. E. Barnes). New York: Philosophical Liberya.
SARTRE, Jean-Paul, Being and Nothingness: an essay on phenomenological ontology (Varlık Ve Hiçlik), İng. Çev. Hazel E. Barnes, New York, Philosophical Library, 1989.

Makale :
Korlaelçi, Murtaza, Türkiye I. Felsefe Mantık Bilim Tarihi Sempozyum Bildirileri, 19–21, Kasım, 1986, Ankara.

Yazar: Murat Yurdakul

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.