Site icon Düşünbil Portal

Seks ve felsefe: huysuz yatak arkadaşları

Paylaş

Filozoflar kendi seks yaşamlarını mercek altına almak istemedikleri için seks hakkında konuşmaktan kaçındı mı?

Hayatın baskın kuvvetlerinden biri olmasına karşın seks, felsefede kaçınılan konulardan biri olmuştur. Bunun, filozofların kendi seks yaşamlarını işin içine sokmaya isteksiz olması ile bir ilgisi olabilir mi? Joe Gelonesi, seks hakkında düşünen üç çağdaş filozof ile görüşüyor.

Seks. Çok basit bir kelime, ancak zor bir iş — tabi çağlar boyunca filozoflar bundan hiç bahsetmedi diye bir şey yok. Platon’un Sempozyum’undan Michel Foucault’nun Cinselliğin Tarihi’ne kadar Eros’un doğası, felsefi düşünceden kaçabilmiş değil. Kierkegaard ve Nietzsche başarılı bir girişimde bulunmuşlar. Yine de genel bir felsefi tema olarak seks, bu süreçte sıkı ve tutarlı bir ilgi uyandırmayı başaramadı. Freudyen devrimden çok uzakta takılıp kalmış olarak bazı çağdaş filozoflar, seks hakkında tekrar düşünmemizi istiyor.

Batı Sydney Üniversitesi’nden Peter Banki, öne çıkmaya hiç çekinmiyor. Sezgisi, bizzat filozofların kendi vücutlarını anlamakta yavaş oldukları ve bu yüzden de keşif için gerekli bağlantıları kurmakta zorlandıkları yönünde. Banki şöyle diyor:

“Filozoflar sanki hiç seks hayatları yokmuş gibi, sanki bu koskoca deneyim kıtasının onların düşünceleri üzerinde herhangi bir etkisi yokmuş gibi felsefe yapıyorlar. Jacques Derrida da buna dikkat çekiyor.”

Banki, sekste gerçekte ne olduğuna dair çok az fikrimiz olduğuna inanıyor. Michel Foucault Batıda cinselliğin gizli tarihini açık etmede harikalar yaratmış olabilir; ama en temel haliyle tamamen gerçekteki erotik an hala çözülmeyi bekleyen bir gizem.

Banki, yakınlığın bizi çözüme yaklaştırabileceğini düşünüyor: “Sekse daha çok yer ayırırsak düşüncemizde neler olur?”

Banki’ye göre seks üzerine düşünce tarihinde iki ana taraf olmuş: Seks pozitif ve seks negatif. Negatif tarafa seksin zevk almak için değil sadece üremek için yapılması gerektiği yönünde geniş bir fikir öne süren Platon’u, Augustine’i ve Kant’ı görür. Bu klasik yaklaşımın altında gizliden hayvanlık tehlikeleri pusuda yatmaktadır. Pozitif tarafta ise Nietzsche, Freud, Bataille, Schlegel ve tabii ki De Sade yer alır. Ve tabii modernleşen Batıda gelişmekte olan cinsellik hakkında çığır açmış eseriyle kendine kocaman bir bölüm ayıran Michel Foucault’yu da unutmamak gerek.

Banki, tamamen biçimlenmiş filozof rolünü iyi oynar. Boş zamanlarında cinselliği tüm dışavurumuyla keşfeden festivallerin sanat yönetmenidir. The Novie Orgy [Acemi Seks Partisi] ve The Dancing Whip [Dans Eden Kırbaç] gibi başlıkları olan atölyeler düzenlemiş bulunduğundan, kendisinin beden ve zihni birleştirme projesinde çalıştığı aşikardır.

“Seksin ne olduğunu ya da seks yaparken neler olduğunu pek bilmiyoruz,” diyor. “Konumunu belirleyip onu bir yere sabitlemek gerçekten zor. Seks, kesin bildiklerimizi ve kendimizi aldığımız güvence halini tersine çevirir ve bildiklerimizi karıştırır. İşte beni heyecanlandıran da tam olarak bu.”

Bu yüzden eğer seks daha derin bir rasyonel düşünme sürecinin başlangıcından bile kaçabiliyorsa, belki de cidden psikanalize aittir.

Derrida’nın yayımcısı ve meslektaşı Anne Dufourmantelle, ünlü bir Fransız psikanalisttir. Aynı zamanda da bir filozoftur. Kısa süre önce çıkan kitabı Blind Date [Ç.N.: Önceden tanışılmamış biriyle randevulaşıp bir yerde buluşmak], aydınlatıcı olması muhtemel bir ev idaresi için seks ve filozofu bir araya getiriyor.

“Seksin sorunu hep kaçıyor olması,” diyor. “Konuyu kavradığınızı düşündüğünüz anda bir bakmışsınız, onun dışında kalmışsınız. Burada da psikanalisti ortaya çıkarmak durumunda kalıyorum. Çünkü vücudumuz hem düşünsel hem de maddesel; yani cinselleştirilmiş varlıklarız.”

Dufourmantelle’nin entelektüel yaklaşımı, vücudun bu hem bir kültürel yapı hem de tepkisel et ve kandan oluşan gerçek bir şey olduğu ikili anlayışına dayanır. 

“Hem düşünsel varlıklarız hem de düşünceleri direkt olarak tehdit eden bir alem olan arzularla baş etmesi gereken doğal varlıklarız. (Hastalarla) rüyalar üzerinde çalışırken, söz söylenmeyenlere veya Bataille’ın ‘adlandırılamayan şey’ olarak hitap ettiği şeye geldiğinde, duyguların düşünceyi tehlikeye attığı anı görüyorum. Seks ve ölüm arasındaki bağlantı da budur.”

Dufourmantelle’e göre Fransız yazar Georges Bataille, filozofları yönlendirebilir. Klasik çalışması, bireyselliği yok edip varlıkların küresel devamlılığına giriş sağlayan şeytani bir kendiliği betimler. Dil kaybolur, tek kalan ego geri çekilir ve anlamların toplamı, bir zamanlar istikrarlı olan kendiliği aşıp geçer.

Bunlar en iyisi kliniğin kapıları ardında kalsın mı diyorsunuz? Dufourmantelle filozof şapkasını düzeltip “Hiç de bile,” diyor. Onun kavrayışına göre felsefenin boyun eğip tüm artıkları psikanalize satmaması önemli. Sonuçlar aşikar: “[Bu tutum] cinselliğin felsefe tarihinde yabancı bir iş olduğu fikrini devam ettiriyor. Sanki ‘sonra konuşuruz’ demek gibi.”

Eğer felsefi düşünce arzunun özünü tespit etmekte zorlanıyorsa belki de daha iyi bir yaklaşım, öz niteliğindeki bir hakikati aramak yerine hazza, cinsel keyfin dışavurumuna bakmak olabilir.

Toulouse’ta yaşayan bir Avustralyalı filozof Romane Byrne bunu verimli bir yol olarak görüyor. “Antik Yunan ve Roma’dan bu yana tüm felsefi düşünce hazza değil, arzuya odaklanmıştır,” diyor. “Ancak haz, kendimizi ve etrafımızdaki dünyayı anlamanın bir yolu olabilir.”

Yüksek derecede inşa edilmiş bir performans olarak seks düşüncesi ile bu performansın ortaya çıkardığı haz, Byrne’nin ‘estetik cinsellik’ kavramını oluşturduğu son eserinden merkezi bir noktada. En içte sadomazoşist bir biçimde karmaşık bir beceri olarak cinsellik konsepti yer alıyor.

Byrne’nin odağı, Michel Foucault’nun ars eroticanın yalnızca Doğuda ve antik medeniyetlerde var olmuş olduğu yönündeki iddiasına bir çeşit cevap niteliğindedir. Byrne için diğerlerinin yanı sıra De Sade ve Bataiile’ın çalışmaları, Batının günümüzdeki seks yaşamı hakkında farklı şeyler söylüyor.

“Benim odağım bir aktivite, performans ve saf haz olarak seks üzerinde. Haz geleneksel felsefede büyük bir yer edinmemiş olsa da, seksin meydana getirdiği hazza ve onun yaptıklarına bakmak önem taşır. Bu daha çok seçim, eyleme geçme kararı ve özgür irade ile ilgilidir.”

Freudyen devrimden çok uzakta takılıp kalmış olarak seks hakkında henüz düşünmeye başlamadıysak, şu an tam da heyecanı artırmanın zamanı. Modern teknoloji dünyası, şeyleri önemli yönlerde değiştirmeye başlamıştır. Seks ve üreme, birlikte ele alınır. Ancak biyobilimin sıçrayışları ve sınırları her ikisini de ayrı ayrı tehdit etmektedir. Dufourmantelle’e göre gelecek bizi yepyeni bir buluşmaya davet ediyor.

“Günümüz biyoteknolojisi fiziksel cinselliğin yeni bir sorusunu ortaya koyuyor,” diyor. “Üreme ve seks arasındaki aralık açılmaya devam edecek. Üremeden tamamen kopmuş bulunan bu yeni cinsellik, nasıl görünecek?”

Byrne de bunun henüz el değmemiş bir alan olduğu konusunda hemfikir: “Eğer cinsellik artık bir hakikate bağlı değilse ve pozitivizmden ya da bir neden bulmaktan vazgeçersek bu, sekse pek çok şey olabilme; farklı düşünce, algı ve kullanım tarzlarına dahil olabilme olanağı tanır.”

Önümüzdeki meydan, kafa karıştırıcı ve heyecan verici. Aynı zamanda da sarsıcı. Üreme amacıyla seks, uzun zamandır neyin normal görüneceği ve neyin sapıklık sayılacağı için bir kılavuz teşkil etmiştir. Eğer bu uzun birliktelik düşerse, henüz doğru dürüst kurcalanmamış bilmeceler kendini açığa çıkaracak. Geleceğin filozofu ne kadar misafirperver olacak?

Yazan: David Rutledge
Çeviren: Nejla Nur Güney
Kaynak: ABC

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaş
Exit mobile version